5 Haziran 2012 Salı

Yaz Geceleri




Bugün adeta beyaz bir kelebek gibiyim, üzerimdeki tek renk mavi ojelerim ve ayakkabılarım. Birkaç gündür üzerime yapışmış olan halsizlik hissinden de nihayet kurtuldum sanırım. Hasta olduğum zamanlarda dinlenmek gibi bir adetim olmadığı için bir türlü iyileşemiyorum, kış başladığından beri kronik hastayım. Neyse ki hastalandığım zamanlarda azıcık huysuz oluyorum, sevgilim Spartacus’te nazıma katlanıyor=)
Nihayet yaz geldi ve yaz gecelerinin tadını çıkarmaya başladık, sırf bu yüzden iyileşememiş olsam da çok keyifli bir hafta geçirdim. Geçtiğimiz hafta Yıldız’ın şenlikleri vardı, okula mezun olarak gitmek çok garip. Sanki mezun olalı çok uzun zaman olmuş, sanki hiç oraya ait olmamışım gibi.  İnsan hayatının en önemli dönüm noktalarından biri üniversite mezuniyeti sanırım; konuşulan konular, paylaşımlar ne kadar değişmiş herkes ayrı bir kafalardaydı. Cool mezunlar olarak hemen konser alanına atmadık kendimizi, saat ona doğru alana geçiş yaptığımızda kalabalıktan başım döndü resmen. Sıla’nın canlı performansına bayıldım, tabi konserin asıl eğlencesi bilmediği tüm Sıla şarkılarını daha ilk nakarattan ezberleyip söylemeye çalışan sevgilimdi. İki saat boyunca kendi yorumunu kattığı şarkılarla bana serenad yaparken, hüzün dolu Sıla konserini kahkahalarla tamamlamış olduk.  Çok ayrı zevklere sahibiz, ben pop müzik hastasıyım, o ne olduğu hakkında en ufak bir fikrim olmayan ‘trash metal’ delisi, böylesine farklı iki uçken ortak paydada kesişebilmek çok eğlenceli. Sevgilim bana göre on kat daha uyumlu, sırf ben seviyorum diye Sıla konserine gelip ‘sıkıldım, gidelim, hiç tarzım değil…’ cümlelerini kurmadan eğlenebildi, ben onun gitmek istediği konserlerden birine eşlik etmeye çalışsam onun kadar başarılı olacağımı hiç zannetmiyorum=) Konserden sonra, Gamze-müstakbel görümce:P- ve sevgilisiyle birlikte Bebekte waffle yemeğe gittik, eve döndüğümde saat 01.30du, duş alıp yattığımda sa 02.00yi geçiyordu.  Ertesi gün işyerinde öğlene kadar kendime gelememiş olsam da hiç mızmızlanmadım. Fiziksel rahatsızlıklar dinlenince geçer , Tanrım neşemizi bozmasın;))
 Çarşamba akşamı da yıllardır canlı performansını dinlemeyi çok istediğim Şebnemin konseri vardı. O akşam şenlik alanına kurulan mini lunapark ve şans oyunları sayesinde inanılmaz eğlendim, çocukluğumdan beri lunaparklardaki atraksiyonlu oyuncakların hastasıyım. Gerçi Disneylandta test ettiğim birkaç hız treninden sonra burdakiler  adrenalini istediğim seviyeye çıkarmıyor ama olsun, şimdi Bostancıya gideceğimiz günü dört gözle bekliyorum.  O akşam sanş oyunlarından yana da yüzüm güldü ve at yarışında birinci oldum, oynadığım en komik oyunlardan biri desem abartmış olmam. Bir platformun üzerinde 10 tane yanyana dizilmiş at var, her atın kullanıcısı elindeki topları belirli bir mesafedeki deliklerden geçirmeye çalışıyor, her isabetli atışta at belirli bir miktar ilerliyor. Oyunun asıl bomba kısmı yarışın spikeri misyonundaki adam, ne olup bittiğini ne konuştuğunu anlamıyorsun zaten, diller bir karış dışarda herkes deliklere konsantre olmuş falan. ‘ Veee yarış tamamlandı dört numara kazandııııı’ diye bağırıyor deli gibi, ben farkında değilim dört numara olduğumun, sonra bi sevindim  ‘dört numara beniiiiim’ diye=)) 15 tl kazanmış oldum, o kadar hoşuma gitti ki kesin kumara meyilim var benim=))Tabiki bu başarım kendi aramızda abartıldı da abartıldı,  yarım sa boyunca nasıl kazandım ama diye şımardım durdum=)) O akşam beybito Gülşah ve paçozda vardı, patlayana kadar yemek yedikten sonra konser alanına geçiş yaptık. Şebnemin de canlı performansı çok başarılıydı, her nekadar 1 sa geç çıkmış olsa ve biz konserin sonuna kadar kalamasakta gerçekten keyif aldım.
Pazar akşamıysa olayın suyunu çıkardık resmen, Gülşah gecelerin serserisi olma misyonunu üstlendikten sonra hayatı daha hızlı yaşar olduk. Saat 21.00da Cemil Topuzlu Açık Hava Sahnesi’ndeki tiyatro etkinliğiyle başlayan gecemiz gece sa 03.00 sularında mecburi nedenlerden dolayı eve dönmemizle son buldu. İstanbul Efendisi adlı müzikal oyunu izledik, Açık Hava Sahnesine ilk defa gidiyorum ve çok beğendim atmosferini. Oyun da iki sa kırkbes dakika sürdü ve gayet başarılıydı.  Sonrasında Taksime bu kadar yakınken birşeyler içmeden eve dönmek olmaz diyen beybitomu kırmadık ve Taksime çıktık. Gökhan’a birşeyler içelim demek yeterli, sevgilim zaten uyumlu, benim serseri enerji patlaması yaşıyor, bende çok istekli değildim zaten eve dönmeye, sonuç olarak Gökhanın yön bilgisine güvenmemem gerektiğini gözardı ederek peşine takıldık. Kısa bir Cihangir turu atıp aradığı mekanı bulamamasından sonra, alaylı tavırlarımıza maruz kalsada sonunda oturacak başka bir yer bulduk=) Oturduğumuz mekanda artık kapatıyoruz diye hesabı getirmeseler  kalkmaya niyetimiz yoktu, çok güzel bir gece geçirdik. Ertesi sabah haftanın ilk iş günü olsa da, ben yine ‘uykusuz her gece..’ modunda takılsamda yine olsun yine yaparım. Zaten almış olduğumuz son kararlar doğrultusunda Pazar gezmelerinin sayısı artacak bundan sonra.
Büyük buluşmaya sadece üç gün kaldı, hemen haftasonu gelsin istiyorum. Organizasyon için hazırlıklara şimdiden başladık=) O halde kızlar gecesi için geri sayım başlasın!
Venüs kaçar, mutlu kalın canlarım:*

dinlenir:
 http://www.youtube.com/watch?v=ZaI2IlHwmgQ&ob=av3e

0 yorum:

Yorum Gönder