Bugün adeta
beyaz bir kelebek gibiyim, üzerimdeki tek renk mavi ojelerim ve ayakkabılarım.
Birkaç gündür üzerime yapışmış olan halsizlik hissinden de nihayet kurtuldum
sanırım. Hasta olduğum zamanlarda dinlenmek gibi bir adetim olmadığı için bir
türlü iyileşemiyorum, kış başladığından beri kronik hastayım. Neyse ki
hastalandığım zamanlarda azıcık huysuz oluyorum, sevgilim Spartacus’te nazıma
katlanıyor=)
Nihayet yaz
geldi ve yaz gecelerinin tadını çıkarmaya başladık, sırf bu yüzden iyileşememiş
olsam da çok keyifli bir hafta geçirdim. Geçtiğimiz hafta Yıldız’ın şenlikleri
vardı, okula mezun olarak gitmek çok garip. Sanki mezun olalı çok uzun zaman
olmuş, sanki hiç oraya ait olmamışım gibi.
İnsan hayatının en önemli dönüm noktalarından biri üniversite mezuniyeti
sanırım; konuşulan konular, paylaşımlar ne kadar değişmiş herkes ayrı bir
kafalardaydı. Cool mezunlar olarak hemen konser alanına atmadık kendimizi, saat
ona doğru alana geçiş yaptığımızda kalabalıktan başım döndü resmen. Sıla’nın
canlı performansına bayıldım, tabi konserin asıl eğlencesi bilmediği tüm Sıla
şarkılarını daha ilk nakarattan ezberleyip söylemeye çalışan sevgilimdi. İki
saat boyunca kendi yorumunu kattığı şarkılarla bana serenad yaparken, hüzün
dolu Sıla konserini kahkahalarla tamamlamış olduk. Çok ayrı zevklere sahibiz, ben pop müzik
hastasıyım, o ne olduğu hakkında en ufak bir fikrim olmayan ‘trash metal’
delisi, böylesine farklı iki uçken ortak paydada kesişebilmek çok eğlenceli.
Sevgilim bana göre on kat daha uyumlu, sırf ben seviyorum diye Sıla konserine
gelip ‘sıkıldım, gidelim, hiç tarzım değil…’ cümlelerini kurmadan eğlenebildi,
ben onun gitmek istediği konserlerden birine eşlik etmeye çalışsam onun kadar
başarılı olacağımı hiç zannetmiyorum=) Konserden sonra, Gamze-müstakbel
görümce:P- ve sevgilisiyle birlikte Bebekte waffle yemeğe gittik, eve
döndüğümde saat 01.30du, duş alıp yattığımda sa 02.00yi geçiyordu. Ertesi gün işyerinde öğlene kadar kendime
gelememiş olsam da hiç mızmızlanmadım. Fiziksel rahatsızlıklar dinlenince geçer
, Tanrım neşemizi bozmasın;))
Çarşamba akşamı da yıllardır canlı
performansını dinlemeyi çok istediğim Şebnemin konseri vardı. O akşam şenlik
alanına kurulan mini lunapark ve şans oyunları sayesinde inanılmaz eğlendim,
çocukluğumdan beri lunaparklardaki atraksiyonlu oyuncakların hastasıyım. Gerçi
Disneylandta test ettiğim birkaç hız treninden sonra burdakiler adrenalini istediğim seviyeye çıkarmıyor ama
olsun, şimdi Bostancıya gideceğimiz günü dört gözle bekliyorum. O akşam sanş oyunlarından yana da yüzüm güldü
ve at yarışında birinci oldum, oynadığım en komik oyunlardan biri desem
abartmış olmam. Bir platformun üzerinde 10 tane yanyana dizilmiş at var, her
atın kullanıcısı elindeki topları belirli bir mesafedeki deliklerden geçirmeye
çalışıyor, her isabetli atışta at belirli bir miktar ilerliyor. Oyunun asıl
bomba kısmı yarışın spikeri misyonundaki adam, ne olup bittiğini ne konuştuğunu
anlamıyorsun zaten, diller bir karış dışarda herkes deliklere konsantre olmuş
falan. ‘ Veee yarış tamamlandı dört numara kazandııııı’ diye bağırıyor deli
gibi, ben farkında değilim dört numara olduğumun, sonra bi sevindim ‘dört numara beniiiiim’ diye=)) 15 tl
kazanmış oldum, o kadar hoşuma gitti ki kesin kumara meyilim var benim=))Tabiki
bu başarım kendi aramızda abartıldı da abartıldı, yarım sa boyunca nasıl kazandım ama diye
şımardım durdum=)) O akşam beybito Gülşah ve paçozda vardı, patlayana kadar
yemek yedikten sonra konser alanına geçiş yaptık. Şebnemin de canlı performansı
çok başarılıydı, her nekadar 1 sa geç çıkmış olsa ve biz konserin sonuna kadar
kalamasakta gerçekten keyif aldım.
Pazar
akşamıysa olayın suyunu çıkardık resmen, Gülşah gecelerin serserisi olma
misyonunu üstlendikten sonra hayatı daha hızlı yaşar olduk. Saat 21.00da Cemil
Topuzlu Açık Hava Sahnesi’ndeki tiyatro etkinliğiyle başlayan gecemiz gece sa
03.00 sularında mecburi nedenlerden dolayı eve dönmemizle son buldu. İstanbul
Efendisi adlı müzikal oyunu izledik, Açık Hava Sahnesine ilk defa gidiyorum ve
çok beğendim atmosferini. Oyun da iki sa kırkbes dakika sürdü ve gayet
başarılıydı. Sonrasında Taksime bu kadar
yakınken birşeyler içmeden eve dönmek olmaz diyen beybitomu kırmadık ve Taksime
çıktık. Gökhan’a birşeyler içelim demek yeterli, sevgilim zaten uyumlu, benim
serseri enerji patlaması yaşıyor, bende çok istekli değildim zaten eve dönmeye,
sonuç olarak Gökhanın yön bilgisine güvenmemem gerektiğini gözardı ederek
peşine takıldık. Kısa bir Cihangir turu atıp aradığı mekanı bulamamasından
sonra, alaylı tavırlarımıza maruz kalsada sonunda oturacak başka bir yer
bulduk=) Oturduğumuz mekanda artık kapatıyoruz diye hesabı getirmeseler kalkmaya niyetimiz yoktu, çok güzel bir gece
geçirdik. Ertesi sabah haftanın ilk iş günü olsa da, ben yine ‘uykusuz her
gece..’ modunda takılsamda yine olsun yine yaparım. Zaten almış olduğumuz son
kararlar doğrultusunda Pazar gezmelerinin sayısı artacak bundan sonra.
Büyük
buluşmaya sadece üç gün kaldı, hemen haftasonu gelsin istiyorum. Organizasyon
için hazırlıklara şimdiden başladık=) O halde kızlar gecesi için geri sayım
başlasın!
Venüs kaçar,
mutlu kalın canlarım:*
dinlenir:
http://www.youtube.com/watch?v=ZaI2IlHwmgQ&ob=av3e


0 yorum:
Yorum Gönder