İş yerinde her hafta düzenli olarak oluşturduğum "to do" listlerin çok işime yaradığı fikrini o kadar bilinçaltıma yerleştirmişim ki, sanırım bu sıkıcı listelerin özel hayatıma da nüksettiğini farketmem biraz zaman aldı.
Oysaki bu ikisi arasındaki dengeyi (iş-yaşam) çok uzun zaman önce kurmuş olduğumu düşünürken, iş yerinde edinmiş olduğum bazı mükemmelliyetçi tavırların ev halime de yansıması
beni her zamanki rutinimin epey dışına çıkarmaya başladı.
Şuana kadar "hırslı bir insan mısın" sorusuna, çok kendinden emin bir şekilde "hayır ben azimli bir insanım,çünkü ikisinin arasında çok ince bir çizgi var" derken şu son iki üç aydır o ince çizgiyi kaybettim resmen.
Uzun zamandır kendimde farkettiğim ama bir türlü konduramadığım bu değişim sonunda beni ciddi ciddi rahatsız etmeye başladığında şükürler olsun ki otokontrolüm devreye girdi ve "DUR" diyebildi bana.
Bu farkındalığa ulaşmama vesile olan kişiyi ise tanımıyorum, internette rastgele dolanırken denk geldiğim kişisel gelişim üzerine yazılmış çok kısa iki paragraf ertelediğim soruları bir anda gün yüzüne çıkardı.
Bundan sadece 2 yıl önce kariyer beklentim olmasına rağmen bankadan ayrılırken de tam da bu noktadaydım.
Hayattaki mutluluğu iş yerine bağlamak oldukça saçma.
Hatta mutluluğu spesifik olarak tek bir şeye bağlamakta.
Romantik ilişkiler, yakın arkadaşlar, parlak bir kariyer, yeterli miktarda para, sosyal statü.. Hepsi insanın ruhuna iyi gelen şeyler, kabul. Fakat hiç biri tek başına mutlu hissetmenin temel nedeni değil.
İnsan, kendi kendine gerçekten iyi gelen şeyler yapmadığında ve şükretmeyi bıraktığında yukarıda yazdıklarıma sahip olsada birşeyler hep eksik kalıyor.
Çünkü genelde mutsuzluğun nedenini, iyi gitmeyen ilişkiye, alınamayan terfiye, yeterli miktarda kazanılamayan paraya bağlamak çok kolay.
Bazen insanın kendini şöyle bir geriye çekilip izlemesi ve gittiği yolu eğer gerekiyorsa sert bir şekilde eleştirebilmesi gerekiyor.
Benimkisi de öyle bir hesaplaşma aslında, günlerdir "ne zaman odak noktan bu kadar değişti" diye sorarken buluyorum kendimi.
"tabii ki değişecek, anne olmanın, aile olmanın gereği bu.. " gibi cümlelerle kendimi oyalamaya çalışırken asıl nedenin bu olmadığının çok net fakındayım artık.
Asıl neden benim kendime iyi gelecek şeylerin yerini daha fazla işle güçle doldurmam, nefes alacağım vakitlerin neredeyse tamamını hiç etmemdi.
Son 4 gündür sevgilimin önerilerine uyarak kendime vakit ayırmaya ve kendimi gerçekten dinlemeye başladığımda iç dünyamın özlediği şeyleri farketmek bile iyi geldi bana.
Çok uzun zamandır yapmayı delicesine özlediğim o kadar çok var ki.
Temiz havada nefes nefese kalana koşmak istiyorum (en fazla 10 dakika sürüyor ama olsun)
Bir latin gecesine gidip mümkünse sabaha kadar dans etmek istiyorum.
Aylardır doğru düzgün tek bir roman dahi okumadım, yeniden kitaplarım arasında kaybolmak her ay sonunda yeni bir okunacaklar listesi edinmek istiyorum.
Bir bisiklete atlayıp sokaklarda kaybolmak, yorulana kadar pedal çevirmek istiyorum. (mümkünse arkasına bebişkomuda atabileceğim minik bir sepeti olursa güzel olur.)
Her ay en az 1 kere tiyatroya gidebilmek istiyorum.
Koskocaman bir puzzle alıp, hiç bişey düşünmeden puzzle yapmak istiyorum. (Bu önümüzdeki 2 yıl daha bir hayalden öteye geçemeyecek sanırım, minik kelebeğim az biraz meraklı çünkü :)
Hiç bilmediğim bir şehrin hiç bilmediğim sokaklarında saatlerce yürümek istiyorum. ( Bu yıl yapmış olduğumuz yurtdışı tatili planlarının her ikisi de benim daha önce bulunmuş olduğum ülkeler olsa da, bunlarda kabulum. Tatil tatildir bakış açım baki :) )
En bi sevdiğim bebişkolarımla düzenli şarap geceleri yapmak istiyorum. ( En sonuncunun üzerinden sanırım 1 ay geçti, ama bir sonrakinin planı hala net değil, bu noktada süreklilik sağlamak gerekiyor)
Bir an önce yaz gelsin, bir sürü bir sürü tatil planı yapalım istiyorum. Minik kelebek denizin tuzunu,dalgaların kıyıya vururken çıkardığı sesi, kumların sıcağını keşfetsin, bizde onun kahkahalarına daha da kocaman gülelim istiyorum. ( bu aslında hep yaptığımız bir şey, onun tebessümleri her zaman koskocaman
kahkahalara dönüşüyor.)
Tüm bunlar olurken bazen kırıldığım ve kırdığım ama hep çok sevdiğim insanların tamamı hep yanımda olsun istiyorum.
Ve tabiiki her daim yazmak istiyorum, kafamdan geçen herşeyi hemde. Çünkü yazmak bana çok iyi geliyor.
Çünkü, yazdığım zaman düşünmeden parmaklarımın arasından kayıp dökülen kelimeler sahip olduklarımı daha anlamlı kılarken, aslında ne kadar şanslı olduğumu bir kez daha hatırlatıyor bana.
Farkındalığımın arttığını hissediyorum. Daha çok konsantre olduğumda ve iç sesimi duymaya çalıştığımda ise hem kendimi hem de etrafımı daha mutlu edecek güce sahip olduğumu düşünüyorum.
O gün o yazıyı okumam belki de tesadüf değil, ya da başka bir yazı da aynı farkındalığı oluşturacaktı bende bilemiyorum.
Emin olduğum tek bir şey var ki, bu hesaplaşmanın zamanı çoktan gelmişti, sadece bişeylerin vesile olması gerekiyordu ve oldu.
Çokta güzel oldu hemde..


