21 Mart 2017 Salı

Yüzleşme

İş yerinde her hafta düzenli olarak oluşturduğum "to do" listlerin çok işime yaradığı fikrini o kadar bilinçaltıma yerleştirmişim ki, sanırım  bu sıkıcı listelerin özel hayatıma da nüksettiğini farketmem biraz zaman aldı.
Oysaki bu ikisi arasındaki dengeyi (iş-yaşam) çok uzun zaman önce kurmuş olduğumu düşünürken, iş yerinde edinmiş olduğum bazı mükemmelliyetçi tavırların ev halime de yansıması 
beni her zamanki rutinimin epey dışına çıkarmaya başladı.
Şuana kadar "hırslı bir insan mısın" sorusuna, çok kendinden emin bir şekilde "hayır ben azimli bir insanım,çünkü ikisinin arasında çok ince bir çizgi var" derken şu son iki üç aydır o ince çizgiyi kaybettim resmen.
Uzun zamandır kendimde farkettiğim ama bir türlü konduramadığım bu değişim sonunda beni ciddi ciddi rahatsız etmeye başladığında şükürler olsun ki otokontrolüm devreye girdi ve "DUR" diyebildi bana.
Bu farkındalığa ulaşmama vesile olan kişiyi ise tanımıyorum, internette rastgele dolanırken denk geldiğim kişisel gelişim üzerine yazılmış çok kısa iki paragraf ertelediğim soruları bir anda gün yüzüne çıkardı.
Bundan sadece 2 yıl önce kariyer beklentim olmasına rağmen bankadan ayrılırken de tam da bu noktadaydım.
Hayattaki mutluluğu iş yerine bağlamak oldukça saçma.
Hatta mutluluğu spesifik olarak tek bir şeye bağlamakta.
Romantik ilişkiler, yakın arkadaşlar, parlak bir kariyer, yeterli miktarda para, sosyal statü.. Hepsi insanın ruhuna iyi gelen şeyler, kabul. Fakat hiç biri tek başına mutlu hissetmenin temel nedeni değil.
İnsan, kendi kendine gerçekten iyi gelen şeyler yapmadığında ve şükretmeyi bıraktığında yukarıda yazdıklarıma sahip olsada birşeyler hep eksik kalıyor. 
Çünkü genelde mutsuzluğun nedenini, iyi gitmeyen ilişkiye, alınamayan terfiye, yeterli miktarda kazanılamayan paraya bağlamak çok kolay.
Bazen insanın kendini şöyle bir geriye çekilip izlemesi ve gittiği yolu eğer gerekiyorsa sert bir şekilde eleştirebilmesi gerekiyor.
Benimkisi de öyle bir hesaplaşma aslında, günlerdir "ne zaman odak noktan bu kadar değişti" diye sorarken buluyorum kendimi.
  "tabii ki değişecek, anne olmanın, aile olmanın gereği bu.. " gibi cümlelerle kendimi oyalamaya çalışırken asıl nedenin bu olmadığının çok net fakındayım artık.
Asıl neden benim kendime iyi gelecek şeylerin yerini daha fazla işle güçle doldurmam, nefes alacağım vakitlerin neredeyse tamamını hiç etmemdi.
Son 4 gündür sevgilimin önerilerine uyarak kendime vakit ayırmaya ve kendimi gerçekten dinlemeye başladığımda iç dünyamın özlediği şeyleri farketmek bile iyi geldi bana.
Çok uzun zamandır yapmayı delicesine özlediğim o kadar çok var ki.
Temiz havada nefes nefese kalana koşmak istiyorum (en fazla 10 dakika sürüyor ama olsun)
Bir latin gecesine gidip mümkünse sabaha kadar dans etmek istiyorum.
Aylardır doğru düzgün tek bir roman dahi okumadım, yeniden kitaplarım arasında kaybolmak her ay sonunda yeni bir okunacaklar listesi edinmek istiyorum.
Bir bisiklete atlayıp sokaklarda kaybolmak, yorulana kadar pedal çevirmek istiyorum. (mümkünse arkasına bebişkomuda atabileceğim minik bir sepeti olursa güzel olur.)
Her ay en az 1 kere tiyatroya gidebilmek istiyorum. 
Koskocaman bir puzzle alıp, hiç bişey düşünmeden puzzle yapmak istiyorum. (Bu önümüzdeki 2 yıl daha bir hayalden öteye geçemeyecek sanırım, minik kelebeğim az biraz meraklı çünkü :)
Hiç bilmediğim bir şehrin hiç bilmediğim sokaklarında saatlerce yürümek istiyorum. ( Bu yıl yapmış olduğumuz yurtdışı tatili planlarının her ikisi de benim daha önce bulunmuş olduğum ülkeler olsa da, bunlarda kabulum. Tatil tatildir bakış açım baki :) )
En bi sevdiğim bebişkolarımla düzenli şarap geceleri yapmak istiyorum. ( En sonuncunun üzerinden sanırım 1 ay geçti, ama bir sonrakinin planı hala net değil, bu noktada süreklilik sağlamak gerekiyor)
Bir an önce yaz gelsin, bir sürü bir sürü tatil planı yapalım istiyorum. Minik kelebek denizin tuzunu,dalgaların kıyıya vururken çıkardığı sesi, kumların sıcağını keşfetsin, bizde onun kahkahalarına daha da kocaman gülelim istiyorum. ( bu aslında hep yaptığımız bir şey, onun tebessümleri her zaman koskocaman
kahkahalara dönüşüyor.)
Tüm bunlar olurken bazen kırıldığım ve kırdığım ama hep çok sevdiğim insanların tamamı hep yanımda olsun istiyorum.
Ve tabiiki her daim yazmak istiyorum, kafamdan geçen herşeyi hemde. Çünkü yazmak bana çok iyi geliyor. 
Çünkü, yazdığım zaman düşünmeden parmaklarımın arasından kayıp dökülen kelimeler sahip olduklarımı daha anlamlı kılarken, aslında ne kadar şanslı olduğumu bir kez daha hatırlatıyor bana.
Farkındalığımın arttığını hissediyorum. Daha çok konsantre olduğumda ve iç sesimi duymaya çalıştığımda ise hem kendimi hem de etrafımı daha mutlu edecek güce sahip olduğumu düşünüyorum.
O gün o yazıyı okumam belki de tesadüf değil, ya da başka bir yazı da aynı farkındalığı oluşturacaktı bende bilemiyorum.
Emin olduğum tek bir şey var ki, bu hesaplaşmanın zamanı çoktan gelmişti, sadece bişeylerin vesile olması gerekiyordu ve oldu.
Çokta güzel oldu hemde..

9 Mart 2017 Perşembe

Yeniden..


Son iki haftadır belki her gün bişeyler yazmayı düşünüp durdum. O kadar ki D&r a inip küçük bir defter almaya karar verdim dün ama istediğim gibi portatif birşey bulamadım.
Bu sabahta servisle işe gelirken bir şeyleri resmen aklıma yazmaya başladığımı fark ettiğimde dedim ki kendime, "erteleyecek 1 gün daha kalmadı artık"
Bloğa el atmayalı belki aylar oldu, hatta ne yalan söyliyim unuttum bile varlığını.
Böylesine uzun aralardan sonra yazmak gerçekten çok zor. 
Oysaki hiç bir detayını atlamadan yazmak istediğim o kadar çok şey vardı ki, şimdi hepsi uçup gitti.
Eskileri okudum biraz, satırlar arasında kaybolurken bir kez daha fark ettim ki insanın geçmişini canlı tutabilmesi için yazmak kadar mükemmel bir yöntem olamaz. (biraz dediğime bakmayın, neredeyse tüm yazdıklarımı elden geçirmiş olabilirim.) 
Normalde çok duygusal biri olmadığım söylenir, ama bugün okurken yüzümü güldüren satırlar beni aynı zamanda hüzünlendirmedi desem yalan söylemiş olurum. (anne olmak beni biraz duygusal biri yapmış olabilir, kabul :) ) 
En son bu mecralara uğradığımda henüz evlilik planı dahi olmayan ve tüm enerjisiyle  o nişan senin bu düğün benim diye koşturan biriyken sıranın bu kadar çabuk bana geleceği inanın hiç aklımda yoktu.
En son evlenmesi ve bu beklenti doğrultusunda en son çocuk sahibi olması düşünülen biriyken, ekürinin ilk firesi ve ilk annesi ben oldum:)
Çok klişe olacak biliyorum ama anne olmak mükemmel bir his.
Hatta öyle ki, o hayatıma girdikten sonra kendi normlarımda çok iyi bildiğimi düşündüğüm "sevmek" kavramının bambaşka bir şey olduğunu keşfettim.
Bir insanı hiç incitmeden, hiç kıyamadan, her haliyle, günün her saatinde, tüm olumsuz koşullara, tüm yorgunluklara rağmen şikayet etmeden, üstelik her geçen gün biraz daha artarak sevmek..
Çok değişik bir şey gerçekten.
Ona sarıldığımda, küçük başını omzuma yaslayıp,mini mini elleriyle bana sarılmaya çalıştığında, o eller henüz birbirini yakalayamadan sırtımda iki ayrı noktada kaldığında ve gözlerimin tam içine bakarak "haaeennne" dediğinde  her defasında ruhumda bir yerlere dokunabiliyor olması çok garip değil mi ? Öyle bence, çünkü birini böylesine sevebileceğimi hiç düşünmedim. 
Baya değişmişsin Venüs dediğinizi duyar gibiyim.
Gerçi bu sefer yazdıklarımı okuyacak tek bir Allahın kulu dahi çıkmayabilir, kendi kendime konuşmaya başlamışta olabilirim. 
Sorun değil, önemli olan yeniden başlamaktı benim için.
Çünkü bu, bir sürü başlangıcı ifade ediyor aynı zamanda.

Şimdilik bu kadar, 

Venüs kaçar :x

19 Şubat 2015 Perşembe

24 yaşın uğuruna inanan biri olduğumdan kesinlikle bahsetmişimdir.
Herhangi bir istatistiksel veriye dayanmayan tamamen içgüdüsel bir şey bu benim için.
Yaşadığım önemli yada önemsiz şeyleri en çok yazıp çizdiğim dönemin de bu zamana denk gelmesi de sanırım bu yüzden.
Blog yazmanın en keyifli yanı, canın istediğinde geçmişte çok eğlenceli bi yolcuğa çıkabilmen. Bu yazıyı yazmaya başlamadan önce yazdıklarımın bi kısmını okudum ve o kadar eğlendim ki, geçen zamanda aklıma tutmaya çalıştığım ve buraya yazmaya üşendiğim şeyleri yazmadığıma bin kere daha pişman oldum.
Durum böyle olunca da nerden başlayacağını gerçekten bilemiyor insan. Son 1,5 yılda hayatımda çok büyük değişiklikler oldu çünkü.
Ama tartışmasız en önemli değişiklik evlenmiş olmam :)
Değişen "medeni durumum"la ilgili yazabileceğim milyon tane şey var, ama şuan değil.(dipnot vermeden geçemiycem, evlilik çok eğlenceli bişey bence!.)  
Bugün kısa bir başlangıç yapmak istedim, pat diye birşeyler anlatmak biraz anlamsız geldi.
Her ne kadar şuan yazmayı unutmuş gibi hissetsemde, yeniden başlamak harika bi his. İnsan yazdıkça özgür olduğunu, anlattıkça yaşadığını hissediyor çünkü.
Yeniden gezme tozma, eğlenme ve bol bol plan yapıp enerji tüketme zamanı!
O halde hoşgeldim !!

9 Temmuz 2013 Salı

İyiki doğdun beybito !!

 
 
Aslında herşey iki ayrı takımda, rakip koltuklara oturmamızla başlamıştı. Ayrıntılarını çokta hatırlamadığım son mülakatımızda, söze gereğinden fazla atlamayarak kuul takılmayı tercih etmiştim, biri daha vardı ve onunda ‘bitse de gitsek’ havasında oturduğunu farkedebiliyordum. O masada oturan altı kişiden geriye kalan iki kişi olduğumuzu 10.10.11 tarihli ilk iş günümüzde anlamıştık.
İçeri girdiğimde tanıdık bir sima görmenin rahatlığıyla yanına oturdum, ne kadar güzel bir kız ama fazla sakin diye düşündüğümü hatırlıyorumJ
O günün üzerinden paylaştığımız şeyleri düşündüğümde hem çok uzun, hem çok kısa bir zaman geçmiş gibi. (birini çok sevdiğimde hep böyle hissederim zaten)
En içten ilk paylaşımımız bana ‘seni mülakat günü gördüğümde çok ukala ve havalı bulmuştum, özellikle mülakat sonrası rahat bir ayakkabı giyiyim ben dedikten sonra giydiğin dolgu topuk ayakkabıları hiç unutmıycam=))’  dediği gündü sanırım. Hatta bunun üzerine topuklu ayakkabı giyemediğinden, yürümekte zorlandığından falan şikayet etmişti.. Şimdi mi?? En büyük ortak zevklerimizden biri birlikte ‘topuklu’ ayakkabı alışverişine çıkmak=))
Zaman geçtikçe o benim ukala ve havalı olmadığıma, bende onun aslında düşündüğüm kadar sakin olmadığına kanaat getirmiştik. İşte bu ince çizgiyi aştıktan sonra yapmamız gereken bir sürü şey olduğunu fark ederek planlar yapmak çok keyifliydi.
Özellikle tek tabanca çak bir bira haydi dağıtmaya sloganlı fethiye tatilimiz sonrasında tükenmeyen bir plan yapma istediği oluştu ikimizde =))
Biz her organizasyon sonrasında ne kadar mükemmel bir ikili olduğumuzun farkına varırken, etrafımızda bu durumu kıskanan düşman kuvvetleri de yok değildi. Düşman kuvvetlerini geri safta bırakıp, ciks yaşantının getirdiği terimlerden ve alışkanlıklardan arınmamız da kolay olmadı =))
Ne kadar çok ortak noktamız var dediğimiz günlerde yine bir ortak noktamız olduğunu çevremizdeki aydın görüşlü insanlar sayesinde keşfettik. Pek çok kişi birbirimize çok benzediğimizi, hatta ilk bakışta ayırt edemediğini ve hatta kardeş olduğumuzu düşündüğünü söylemeye başladı. İlk başlarda hadi yaa gibi tepkiler verirken, hatta bunu söyleyen kişileri aklımızda tutmaya çalışırken baktık sayı gitgide artıyor,  birlikte çekildiğimiz resimleri inceleyip hakkikaten benziyoruuuuuz demeye başladık.(İnceleyen gözlerden allah razı olsu, ahahaha=))
Onu bu kadar sevmemin nedeni sadece birlikte çok eğleniyor olmamız değil.
Mesela canım sıkkın dememe gerek kalmadan ruh halimi deşifre edebilen çok iyi bir sırdaş.
Mutlu olduğum anları aynı coşkuyla yaşayan mükemmel bir arkadaş.
Çok düşünceli ve zarif. Kalbi çok geniş ve bütünleştirici. Birbirinden güzel insanları bir araya getiren en tatlı keşişim noktası.
Çok anaç ve koruyucu. Hasta olduğumda dedikodu yapmaya gelip birşeyler yemeye zorlayan tam bir psikopat.
Birde kötü adamların korkulu rüyası, sahip olduğu hassas dedektörler sayesinde kötü adamları püskürten oldukça kuvvetli bir savunma mekanizması var. Ekürimize dahil olacak sevgili adayların öncelikle bu mekanizmadan hata almadan geçmeleri gerekiyor.=))
Ve bugün onun doğum günü, çok içten iyi ki var dediğim ender insanlardan biri.
Onun gibi mükemmel bir arkadaşa sahip olmak büyük şans.
Seni çok seviyorum beybito, mutlu yılar=)
 
Pc: Sende benim gibi mikemmel bir arkadaşa sahip olduğunun farkındasın tabii ki :P

6 Mayıs 2013 Pazartesi

İlişkiler üzerine bir röpörtaj vol.1


Selam canlarım. Bugün şimdiye kadar hiç yapmadığımız bir konseptle karşı karşıyasınız. Son yazmış olduğum post üzerinde yapmış olduğumuz kritikler sonrasında kadınları soğutan 5 erkek tipi büyük beğeni kazandı. Yine bir kamu yararı gözeterek yeni yazarımız Aykızla bu konuyu bir söyleşi havasında yeniden ele almaya, eksik kalan noktaları onun gözünden tamamlamaya karar verdik.

Merhaba Aykız, ne var ne yok?

Aykız: merhaba Venüsçüküm. Mükemmel tespitlerinle beni yine etkilemeyi başardın. Birilerinin bu gerçekleri dile getirme zamanı gelmişti. Bir çok arkadaşımdan yazıyı okuduktan sonra ' evet iştem tam da bu madde bana uyuyor şeklinde tepkiler aldım. Bana sorarsan neredeyse tüm maddeler bana uyuyordu ve bu konudaki fikrimi soracak olursan her bağyan fani bu maddeleri teker teker tadacaktır=)

Venüs: Beğenmene sevindim Aykızım en parlağım. Bildiğin gibi bu postu oluştururken hepinizin yaşadıklarından birer parça katmaya çalıştım. Lakin yazdıklarıma ekleyeceğin ilginç şeyler olduğu kaanetindeyim??

Aykız: Evet eksik bi kaç tür daha var, maddelerin arttırılabilir sanırım??

Venüs: Tabii ki, hatta yaşadığın örnekler üzerinden gitmen çok daha keyifli olacaktır.

Aykız: Bilim adamları her gün yeni bir böcek türü buluyor, bende her geçen gün yeni bir türde adamla karşılaşıyorum

Venüs: ahahahaha, bende senin özel yaşantında olan değişiklikleri şaşkınlıkla izleyenlerdenim. Bize bahsedeceğin yeni tip için kullanacağın anahtar cümle ne peki ??

Aykız: hmm bu tiplerin biri için ' bu yaşıma kadar her boku yedim şimdi düzgün bi kız istiyorum' diyebiliriz. Kısacası “dalgalandım da duruldum” ekibi bunlar, ki bu grubun duruldukları konusunda ciddi anlamda şüphelerim var.

Venüs: Bu kötü birşey mi Aykız, yani genelde durulan erkek tercih edilen adamdır, sanırım ... muş gibi yapan kesimden bahsediyorsun??

Aykız: canım benim sen git yıllarca önüne geleni boş çevirme otur bide bunları anlat ben şöyleydim böyleydim diye, en sonunda da ama artık değiştim de. Oldu bebeyim bende yedim.

Venüs: Aynı bokun laciverti diyorsun yani
Aykız: Can çıkar huy çıkmaz venüsüüüüm

Venüs: Fakat gerçekten böyle olan adamlarda var onların hakkını yememek adına durulan ve durul-muş gibi yapan arasındaki farkı nasıl ayırt edebiliriz. Genç kızlarımızı bu konuda vereceğin tavsiyelerin var mı?

Aykız: tabii ki tatlım, elbette erkeklerin olgunlaşma süreçlerini düzgün tamamlayabilmeleri adına geçirmeleri gereken ne yazık ki bir abazanlık dönemi var. Bu dönemi düzgün şekilde geçirmiş olanlar ilerde düzgün adam olma potansiyeline sahipler, ama aralarında bazılarının (genetik faktörler etkili olabilir) bu dönemi asla atlatamayacağı görüşündeyim. Peki bunları nasıl anlarız? Oturup size değiştim diyipte, eskiden şöyleydim böyleydim diye anlatırken keyiflenip böbürleniyorsa aman yavrum uzak durun.

Venüs: Ne demek istediğini anlıyorum, özellikle kaşı gözü düzgün tiplerin yaptığı birşey bu. Kuul olduklarını sanıyorlar ama ki bu tavırların sonu hep müzmin bekarlık.

Aykız: Yalnızlık diyelim, asla mutlu olmayı başaramayacaklar. Üzülüyorum bunlara aslında ama kişilik meselesi

Venüs: Başına gelen bir örnekte var yanılmıyorsam, ne hissettiriyor bu durum sana?

Aykız: Dediğim gibi onun için üzülüyorum aslında çünkü biliyorum ki bu kafayla hiç bi zaman mutlu olamayacak, gerçi şöyle bi durumda var ciddi anlamda dalgalanıpta durulmuş birini de tanıdım, sevdim de ama bu durumda onların her zaman iyi birer aday olduğu anlamına gelmiyor..

Venüs: Uzunda bir ilişkin oldu, seni bile yaydan çıkarmış bir insan evladı apayrı bir tip olarak değerlendirilebilir aslında?

Aykız: Hatta dalgalanıp direk durmuş birini de tanıdım, ahahah diyorum ya çok fazla örneğim var. Yanlış anlaşılmasın ama çok kabarık bi aşk listem kesinlikle yok.

Venüs: Gözlem yapmak için kabarık listeye gerek yok, eğer bir adam bünyesinde birden fazla öküzü barındırmışsa ister istemez söyleyecek çok şeyi oluyor insanın.

Aykız: ah kesinlikle, bak bide şu tipler var. Bi gün oturur konuşur dersin ki aşkından geberiyor çocuk.3 gün geçer, o lafları diyen sanki hiç o değil. Değişik tavırlar saçma sapan hareketler, bu tipe de hiç tahammülüm yok. Bunlardan da çok var, ciddi anlamda sayıları azınsanamaz şekilde fazla!!

Venüs: Bu tipi de tek bir cümleyle tanımlarsın cicim?

Aykız: 3 gün aşığım 4. gün mala bağladım tipleri bunlar

Venüs: daha güzel bir tanım olamazdı :)) Peki ya sosyal paylaşım siteleri üzerinden ilanı aşk edenlere ne diyeceksin?

Aykız: ahhh onlar yok mu onlar, kaç yaşına geldiniz ya?? Bi büyüyün bi adam olun, hani nerde cesaretiniz, bu tarz şeyler ortaokulda olsa bile artık dalga konusu.

Venüs: Ben sosyal paylaşım üzerinden yapılan bu tür serenadların arkasında başka şeyler olduğunu düşünüyorum açıkçası. "bu kız benim adam olun" imajı yaratmak istiyorlar olabilirler mi sence de?

Aykız: Tabii bilinçaltındaki amacım bu olma ihtimali oldukça yüksek, pek işe yaramıyor ama =)

Venüs: Bi de yaptığı şeyi geri alanlar var. Aynııı ilkokul bebesi gibi.

Aykız: Pişman oldu ablası belki =)

Venüs: Hayır kuzucum, beklediği coşkuyu bulamadı zaatialleri, kendisi kitleleri peşinden sürüklemiş yıllarca e hatun kişi de koşsun bi zahmet! Bulunmaz hint kumaşı ya kendisi..

Aykız: ah bu nasıl zihniyet cidden anlamıyorum, kimileri beni geri zihniyetli bulabilir bu konuda ama bu tarz durumlarda erkeklerin kovalayan olması gerektiği kanısındayım

Venüs: bende aynı şeyi düşünüyorum, olay rolleri değişmeye giderse sonuç beyleri daha çok rahatsız etmez mi sence de =))

Aykız: Kaldı ki beni önemsediğini hissetmediğim bi adamın kaşına gözüne niye vurulayım böyle kızlar yok mu elbette var ama bir baba atasözü derki 'aşk geçer mantık kalır'. Yani tatlım beylere tavsiye mantıklı olun =)

Venüs: Evet sadece mantıkta yetmiyor, tutarlı olmakta çok önemli.

Aykız: 3 gün de aşk böceği de olmasınlar ama bu tür de istemeden soğutuyor kendinden
  • ·         1.gün senden etkilendim
  • ·         2.gün seni özledim
  • ·         3.gün seni seviyorum
  • ·         4.gün sana aşığım
  • ·         5.gün hayatımın kadınısın
  • ·         6.gün evleneceğim kadını buldum
  • ·         7.gün de bi biz konuşalım diyip genelde KİB BYE diyoruz

al sana bi ilişki bi haftada nasıl biterin özeti

Venüs: Hahaha mikemmel bir örnek verdin Aykızım parlağım =)) Bu mini paragraftan çıkarılacak büyük dersler var, yeni bilgiler farklı fikirler ışığında tanımladığımız tüm erkek tipleri için Allahtan akıl, bu tiplere aşık olan kadınlar içinse “sabır” diliyorum. Son söz sende Aykız..

Aykız: Uzun lafın kısası kafanızda tek bir soru işareti bile yaratıyorsa hoşça kal demekten çekinmeyin başta diyemezseniz sonra baya zor oluyor demesi. Öperim sizi.

Venüs ve Aykız kaçar, mutlu kalın canlarım =)

30 Nisan 2013 Salı

Bir Kadını Tek Adımda Soğutan Erkek Tipleri



Bugün biraz eğlenip gevezelik yapasım var. Malum bahar geldi, hava mis gibi. Her sabah yataktan “Gitsem gidemem kalsam kalamam sevsem sevemem şaştım bu işe..” şarkısını söyleyerek kalkıyorum yalan yok:) Bana tebdili (böyle mi yazılıyordu emin değilim canlarım) hava değişimi şart. Küçük değişiklikler de yok değil, ama onlar bir sonraki postumun konusu olacak. Çok içten istediğim şeyler var. Yine mi dediğinizi duyar gibiyim, evet yine! Evrenle iş birliği yapmak en sevdiğim şey, bu seferde olsun lütfen. Hem sadece kendim için istemiyorum ki, bir sürü insan mutlu olacak dileklerim gerçek olursa, valla bak J
Bugün bir yerleme örneği okuyacaksınız kuzucuklarım, yoksa taşlama mıydı??Her neyse  bayan arkadaşlarımın konuyla ilgili onay cümlelerini şimdiden duyar gibiyim, ummm erkek arkadaşlar için ne diyeceğimi bilemedim. Gerçi bundan önceki şu ve şu yazılarımda erkekler üzerinde yapmış olduğum gözlemler belirli bir grubu da çok eğlendirmişti. Bu yazı sonrasında gelecek yorumları merak ediyorum=) Öyleyse başlayalım.
Bugünkü konumuz “Bir Kadını Tek Adımda Soğutan Erkek Tipleri”. Aşağıda yazacağım özelliklerden koşarcasına kaçacak olan örneklem 23-26 yaşları arasında, ekonomik bağımsızlığı olan, modern bir aile ortamında yetişmiş, içkisinde eğlencesinde, kız arkadaşlarımla her yer bana Paris diyen  bayan grubundan oluşuyor. Bugün beni bu kitlenin sözcüsü gibi düşünün, sevgilisi olanından olmayanına, uzaktan bakışan romantik aşıklara, kitleleri peşinden koşturandan evli olanına kadar grupta her çeşit bayan mevcut. Fazla uzattım başlıyorum:

1     1- Sakın ama sakın  10 gündür tanıdığınız kadına “BENCE EVLENMELİYİZ” tripleriyle koşmayın!!!
Bu nasıl bir mantıktır aklım almıyor. Arkadaşım neye aşık oldun bakıyım sen 10 günde, nedir seni böyle aşktan kudurtan?? Zekası mı? Yaşam tarzımı? Bakış açısı mı? Çevresiyle olan ilişkilerimi?? Şimdi  içten içten kurduğun “yok aslında ben bunların hiçbirini düşünmedim” cümleni yüksek sesle bir nükset de duyalım bebeyim. Hemcinslerimin bir kısmı” ayyy Venüs aslında bunların hiçbirini düşünmedim ama sebebini bilmediğim bir şey onda beni çok çekiyooor” tarzında cümleler kurabilir, ama senin bu kadar masum düşünmediğini ikimizde biliyoruz. Sadece çok beğendin, çok güzel buldun hepsi bu. Tabii ki bir ilişki fiziksel çekimle başlar, buna hiçbir itirazım yok. Ama 10 günde evlenelim, sana yarın bile evlenme teklif edebilirim cümleleri bize anında geri vites yaptırıyor yavrukuş. Hatta bu cümleler kızlar toplantılarında masaya yatırılıp enine boyuna tartışılıyor, sen yoktan yere göremediğin birbirinden garip surat ifadelerine, “ıyyyyyy şaka mı bu ya üç günde” tarzında birbirinden beter eleştirilere maruz kalıyorsun. Boşuna bunca tepki toplayıp, sevdiceğinin en yakın arkadaşları tarafından mimlenme gerek var mı cicim?? Bence yok, bi daha yapma o yüzden.
Not: O heyecanı yaşatın sevgilinize, acaba nasıl evlenme teklif edecek, bir sürpriz planlamış mıdır diye düşünmesine müsaade edin birazcık. Ama birazcık!! Suyunu çıkaran adamları da sevmiyoruz çünkü.

2      2- Ortada bir şey varsa armut gibi bakmayın.
Bu da beni deli eden başka bir nokta. Fazla bekletince cool olmuyorsun beybi, soğutuyorsun sadece. Öyle aylarca bakışmalar, communicater, Outlook gibi resmi adresler üzerinden “günün nasıl geçti”, “bugün pek iyi görünmüyorsun bir sorun mu var” tarzında mesajlarda  bir yere kadar. Bayıyor yani anladın mı?? Bu tipler bir de yakın arkadaşı gönderip xxx hakkında ne düşünüyorsun diye ağız yoklama olaylara girerler. Söyleyecek kelime bulamıyorum, senin gibi kendi derdini söylemekten aciz bi şahsiyet hakkında ne düşünebiliriz? Ölüyoruz,bitiyoruz cicim senin gibi tipler için. Nadir bulunanlardansın çünkü, insanı dert sahibi yaparsın. Kendini düşlerin prensi sanıyor haspam??

3      3- Sosyal paylaşım siteleri üzerinden ağlamayın
Bunu da ben mi söyliycem yaa?? Ama var yani etrafımızda böyle tipler. Bebeyim erkeksin sen yaa, cool ol azıcık.  Sen öyle bunalım şarkı sözleri, birbirinden manalı tweetler attıkça “Allah korumuş” diye dua ediyoruz arkandan. Adabıyla tut yasını, hatta üç kez buluştuğun kız için kendini bu kadar hırpaladığına değmez. Seninki de can yani.  Sen böyle ağlak ağlak şeyler paylaştığında “aman geri döniyim yaa mahfoldu çocuk” kafası oluşmuyor bizde. Dost acı söyler yavrukuş, koy şapkanı önüne düşün biraz. Valla bak bu gerçekler iyi gelecek sana.

4      4-Aşk cümleciklerinizi bir anda tüketmeyin
Üçüncü gün “seni seviyorum” nedir yaa?? Çok afedersin ama çüş yani!! Yine bir arkadaşımın başına gelen bir çok kronik bir vaka vardı. Kızcağım “ çok özledim deyip duruyor bana, bir de sen neden söylemiyorsun diye sorunca hepten daralıyorum..” tarzında serzeniştlerde bulunurken “ayy bu sana iki gün sonra seni seviyorum da der” dediğimde ne dese beğenirsiniz?? Demiş bile! Nolur bunu yapmayın. İlk günlerden herşeyi bu kadar aceleye getirip aklımıza başka şeyler getirmeyin. Neyi seviyorsun diye sorulduğunda verilecek anlamlı bir cevabınız olsun.

5      5-Şakirt isen uzak dur.
Tutmuyor bebeyim, hiç uğraşma. Yani denenmiş o kadar çok örnek var ki hangi birinin trajikomik durumunu anlatayım şimdi sana?? Evlenince hacca gitmek isteyenler mi dersin, sevgilisini cafelerde bırakıp akşam namazı kılmaya gidenler mi??  “Yani ayrı dünyaların insanlarıyız ama saygı duyduğumuz sürece ne sorun olucak Venüs?” tarzında bir soru sormayı aklına bile getirme. Beynine acı biber sürerim yoksa. O saygı hep tek taraflı oluyor çünkü, sen saygı duymayacaksın, gittiğime gezdiğime içtiğime karışacaksın bende sana ve isteklerine saygı duyucam öyle mi?? Yok yeaaa.
Bak mesela en tatlısından bir arkadaşım dün gece rüyasında görmüş beni. Muhafazakar olduğumu öğreniyorlarmış ve bütün gece bu durumu nasıl atlarız şimdi diye birbirlerine sarılıp ağlamışlar. Yarattığı dehşeti düşün bakalım sen şimdi?? Senin şakirt olduğunu öğrenirse bu rüyaya ağlayan kız ne yapar, arkasına bakmadan kaçar senden benden söylemesi. O yüzden “ACABA DEĞİŞİR Mİ”  diye düşünüp yaklaşma, sonra göte pıçağı yersin benden söylemesi. (baattin bu aralar twitterdaki yeni favorim)
Şimdilik bu kadar canlarım.
Öperim, mutlu kalın J

25 Nisan 2013 Perşembe

Aykızdan Nağmeler volume-2


Merhaba Venüs’ ün Aynası okurları. Bendeniz Aykız. Sizlere daha önceden de yazmıştım, yine yazasım geldi. Biliyorsunuz biz (kızlar) bir araya geldik mi bize her yer Paris =) Geçenlerde yine eğlencenin dibi bir organizasyon gerçekleştirdik. Bu sefer ki konsept sadece kızlar değildi. Eğlencelerin vazgeçilmez ismi Ortam İnsanı Tuğçe, Tatlişko Koray, Adamın dibi Oktay, Aşkta rotayı bi türlü tutturamamış arkadaşım Duygu, Duygu’ nun o zaman new şimdi ex olan fanfinisi Orkun, Orkun’ un son derece kasıntı bi tip olduğunu düşündüğümüz kuzeni (adını hatırlamıyorum), mikemmel dişlere sahip olmak adına 8 aylık acıya katlanmayı göze alan ve o günlerde tısssslayarak konuşan bi denecik Venüsüm , işleri hala düz gitmeyen Gülşah ve tabii ki deeee bendeniz Aykız süper bir gece geçirdik. Hazır toplanmışken Tuğçe’ nin de işe girişini kutladık. Kendisinden 35lik shot sözü de almayı ihmal etmedik hiihi =)
Gün Gülay’ ın evinde kahvaltıyla başladı. Sevgili arkadaşımız bizi sabah kahvaltıya çağırmıştı. Gözde ve Venüs her ne kadar evi bulma konusunda zorluk çekse de ( ki ben otobüs şüferinin onları bilerek durakta indirmediğini düşünüyorum ibnelik değil mi=) sonunda gelmeyi başardılar ve Gülaycımın hazırladığı mikemmel kahvaltıyı afiyetle yedik. Sonrasında Gülay’ ın planına göre mezdeke açıp yediklerimizi eritmek için  göbek atacaktık ama o kadar çok yedik ki göbekler fazlasıyla gerildi kendimizi koltuklara attık =) Vee veee 6 kızın bir araya geldiğinde yapmaktan çok zevk aldığı kahve faslına geçtik. Ortamda bide falcılar olunca oyy oyyy =) değişik kombinasyonlar yaparak fallarımızı da yorumlattıktan sonra evin yolunu tuttuk. Venüsüm yolda trafik yüzünden sinir krizi geçirmenin kıyısından döndü. Hatta öyle ki Yenibosnadan ‘hadi’ desem Bahçelievlere kadar koşarak gidebilirdik =) Neyseki eve ulaşmayı başardık ve gece için hazırlanmaya başladık. Hazırlanmaya başladık dediysem Venüs uyudu ben hazırlandım.
Gelgelelim akşama.. Toplanıp vazgeçilmez mekanımız Kino Gardena gittik. Siparişleri vericez Venüsten garsona doğru şöyle bi cümle çıktı ‘Simiynof nof vaa mı?’ adam anlamadı tabii 3 kez tekrarladı en sonunda ‘ Aykısss sen sssöyleymissssin bunda hep benim sssöyleyemediğim hafleey vaaaa’  =))
Sonunda 35 lik shot almaya karar verdik her zaman ki gibi. Burada da Venüsün shot içme performansı göz doldurdu. Minnacık bardağı yudum yudum içti kuzum yaaa =) Ah bu sırada Duygununkinin kasıntı kuzeni geldi ve merhaba dedikten sonra garsona söylediği ‘Canım ben bi sek viski alayım’ oldu. Viskisi geldi diğer cümlesi ‘Canım bi buz daha alabilir miyim?’. E haliyle adamın adı bizde kasıntı olarak kaldı. Gülşah ve Oktay’ ın shot performansından bahsetmek istemiyorum bile zem zem olsa içmezler o kadar :P Koray yine tüm albenisiyle dikkatleri çekmekte başarılıydı. Hafiften demlendikten sonra Olimpia ‘ya dans etmeye gittik. Ahh Ahh o içilenler dans ederken içerde çalkalanıyor ya daha bi etkili oluyor işte o zaman =) Olimpia defteri bizde o gece kapandı ama masamıza söylemediğimiz halde gelen kova kova biralar yüzünden hayvani hesap ödemek zorunda kaldık. Mekandan ayrılırken masanın üzerinde hala dolu şişeler vardı bu da mide yani sünger değil =) What happens in Olimpia stays in Olimpia demek isterdim ama dayanamayıp anlatacağım tabii.
Hopladık zıpladık eğlendik eve gitme vakti geldi ama gitmeden bişiler yiyelim dedik ve ıslak hamburger hüpletmeye başladık. Hesabı ödeyeceğiz anam o ne! Cüzdanım çantamda yok! İlk aklımıza gelen Olimpia oldu. Koray, Tuğçe, ben koştur koştur yola koyulduk. Galatasaray Lisesini tam geçtik ki Koray’ın ‘Gökhaaaaan’ diyerek birinin boğazına atladığını gördüm. Enem  bi sarıldı çocuğa koydu kafayı omzuna bırakmıyor. İki adam sarıldı duruyor yol ortasında. ‘Tamam yeter bu kadar ayrılın’ diyip Korayı çektim aldım. Olimpia ya ulaştık ama Koray tabii büyük aşkını görmenin getirdiği şapşallıkla saçmalamaya ağlak ağlak sesler çıkarmaya başladı. Vel-hasıl cüzdanımı buldum adamlar girer girmez çıkarıp verdiler ama sağolsunlar içini boşaltmışlar. Giden parada değilim ehliyet, kartlar vs vardı içinde onları tekrar çıkarmak işkence olacaktı. Tam olimpia dan çıktık kiiii Koray çat bayıldı. Tuğçeyle kalakaldık kalk yavrum kalk çocuğum diyoruz yok. O sırada yoldan geçen hırbonun biri parmaklayın anca kendine gelir dedi. Bunu söylerken ki amacı kusturun manasındamıydı yoksaaa başka bişi miydim bilemem ama Tuğçe terbiyesiiiiiz diye çemkirmekten kendini alamadı. O sırada adamın dibi Oktay geldi yanımıza Koray da kendine geldi ve geri dönmeye başladık. Koray yolda ağlak sesiyle Gökhana olan aşkından saçmalamaya devam etti. Konuşamalar aynen şöyle:
K:Benim için gelmiş Aykız, onu gördün mü benim için gelmiş
A: Saçmalama Koray adamla tesadüfen karşılaştık bi saçmalama da yürü
K:Seni hiç affetmicem Aykız beni neden çekip aldın kollarından
A: Haspinallah! Yürü bebeğim ağlama bak oldu bi boktan tesadüf.
Aykızdan istediği cümleleri duyamayan Koray Tuğçeye döndü:
K: Benim için giyinmiş Tuğçe benim için gördün mü çok yakışıklı olmuş
T: Çıplak mı gelecekti Koray !?!!
Koray baktı ki olmuyor sustu..
Meydan da ekibin geri kalanıyla buluştuk. Oktay gelmeden Venüsü taksiyle evine yollamış taksinin plakasının da fotoğrafını çekmiş. Boşuna adamın dibi demiyorum arkadaşıma. Kasıntı kuzen arabayla gelmiş onu bekliyoruz, Duygu çat birine çarptı kadın bi döndü ki; TRO. Duygu ne dese bilemedi ağzından sadece şu cümle döküldü’ aa şey pardon, kolay gelsiiin’. Kasıntı kamil geldi araba normal küçük bi araba hepimiz tıkıştık içine düşünün Oktay Korayın kucağında ahahah =) Oktay çocuğu ezmekten korktu ve yer değiştirdiler. Yolda Koray yüzünden tekrar Gökhanı aradı Duygu ayy neler neler. Böyle aşkın ızdırabına…. diyesi geliyor insanın. Bi şekilde eve ulaştık. Oktayın geceye damgasını vuran espirisi geldi ‘oo Koray hadi yine iyisin ilk millini oldun’, Koray kendisinden hiç beklenmeyecek bir tarzda ‘hatırlatırım ilk sen benim kucağımdaydın’ diyerek Oktayın lafını azğına tıktı. 
Bir cumartesi geçeside bol maceralı bir şekilde böyle sona erdi =)

Aykız..