26 Eylül 2012 Çarşamba

tatsız

Gerçek mi rüya mı hala ayırt edemediğim bir karmaşanın ortasındayım, zaman her zamankinin aksine çok yavaş ilerliyor. Garip hissediyorum.
En sevdiğim insanların hepsini yanıma alıp çok uzaklara  gitmek, kimsenin müdahale edemeyeceği bir yerde kendi dünyamı yaratmak istiyorum.
Bazen babamın küçük kızı olmayı çok özlüyorum.  Biraz daha fazla televizyon izleyebilmek için onun göğsünde uyuduğum geceler çoktan geride kaldı, şimdi bambaşka şeylerin peşinden koşuyorum.  Çünkü artık büyüdüm ama hala o küçük kızın küçük dünyasına ait olan bi şeyler kaldı içimde.
O yüzden umut etmekten ve hayal kurmaktan vazgeçmiyorum. Koşulsuz ve tüm kalbinle bişeyleri istediğinde gerçek olacağını biliyorum, sadece sabretmek ve güçlü olmak gerekiyor.
Herşeye rağmen şanslı olduğumu biliyorum, evet belki oyuncaklarımla oynadığım günlerdeki gibi dertsiz tasasız değilim  ama hayat her zaman çok zaman tozpembe olmuyor.  

14 Eylül 2012 Cuma

halleti ruhiye-3


Evdeki iki günlük tatlı esaretim bugün son buldu. Aldığım koca bir şişe serum ve türlü türlü ilaçlar beni tam olarak kendime getirdi diyemem ama üç  gün öncesine göre oldukça iyi hissediyorum=) Bu sefer babamın yanımda olması ve dakikasına önlem alması hastalığı oldukça kolay atlatmamı sağladı. Kendi halime kalsaydım veremli gibi öksürmeye başlayana kadar doktora gitmezdim.  Hastaneleri hiç sevmiyorum, hele ki bir hemşire elinde iğne veya serumla bana yaklaştığında! Neyse ki bu sefer ki çok tatlıydı, hiç canımı acıtmadan kan almayı ve serumu takmayı başararak gönlümü kazandı. Babam zaten böyle durumlarda dünyanın en panik insanı, gören de serum takılıyor değil de doğuruyorum falan zanneder=))  Özetle bir şişe serumu yedikten sonra tansiyonumu düşürmemeyi başararak ateşimi normal seviyesine getirebildiler. Hasta olmak hem keyifli hem de kötü bişey. Kötü çünkü, hastaneye gitme ve teşhis konulma evresi oldukça sıkıntılı oluyor ama ondan sonra kendini biraz iyi hissetmeye başlayıp gözlerini açabilecek kıvama geldiğinde etrafında sevdiğin insanların seni eğlendirmeye çalışması, ilgilenmesi falan da bi o kadar tatlı bi şey <3
İki saatte bir arayan babam, sabah-akşam yemem gerekenler konusunda talimat veren annem ve annanem, İngiltere’ de olmasına rağmen sürekli arayan kardeşim, evime en sevdiğim çiçekleri gönderen sevgilim ve hayatımı renklendiren arkadaşlarım varken hasta olmak bile çok güzel aslında.
Yaz bitiyor, en  sevindirici tarafı kardeşimin gelicek olması. 8 gün kaldı, o kadar özledim ki, ilk defa bu kadar uzun süre ayrı kalıyoruz. Dönmesine az kaldı ya her telefonla konuşmamızda ne istiyorsun burdan diye sorup duruyor. Hiç bişey istemiyorum, bir an önce şu sekiz gün geçsin yeter. O yokken ev çok sessiz, beklemem gereken zaman azaldı ya evdeki durgunluk daha çok gözüme batıyor, gerçi dönükten iki gün sonra  evde kafa dinlediğim dakikaları bana aratır o ayrı. “Hadi jenny bahçelievlere dürüm yemeye gidelim”, “relax please, 5 dakikaya hazırım”, “tamam jenny vızıldama” cümlelerini mumla arar vaziyetteyim.  Bu aralar biraz fazla duygusalım galiba..
Nazara çok inanıyorum, zaten nolduysa Emine’nin düğününden sonra oldu. Önce sevgilim Spartacus hastalandı, doktorlar serumlar, raporlar falan..  Hadi hasta olmak benim rutinim ama sevgilim hiç hasta olmazdı, yorgan döşek  yatmazdı derken hooooop bayrağı devraldım ve ben hastanede aldım soluğu.  Sonra bebito Gülşahın şaftı bi kaydı ama hastanelere düşmeden toparlayabildi kendini. Hep o gece mükemmel bir üçlü olarak dolaştığımız için geldi bunlar başımıza, kem gözlerin nazarına geldik. Aman tövbe tanrıma, bundan sonraki ilk aktivitemiz kurşun döktürmek olucak. Yok öyle eğlenmeler, süslenmeceler, gezmeler tozmalar. Hocayı, kurşunu, tası bulduğum gibi çarşafın altına. Spartacus solda-kalbime yakın dursun o- , bebito sağda dualar eşliğinde mimliycem kem gözleri. Böylelikle  goodbye nazar hellooo happiness. Ahahahah=))
Bunun dışında çok fena alışveriş yapasım var ama coşan kredi kartı borcum ve diğer bilimum ödemelerim yüzünden kendimi frenleyip ekim ayını beklemek durumundayım. Gerçi şeytana uymam an meselesi. Aksi gibi markafoni de almak istediğim heeeeeeeeeeeerşey birer birer indirime giriyor. Derimodun sezonunda beğendiğim ayakkabıları, zekinin sezon fiyatında aldığım tüm 36 beden bikinileri!!!, dkny nin saatleri, bir ikilemde kalarak sezonda almadığım ama indirime denk gelirsem yaz sonunda alırım dediğim tomslar… falan da falan. Parfümlerimi de tükettim bekliyorum bir iki güne onunda indirimleri patlar markafoni de. Zaten hiç bişeyi indirimde alamıyım ben, kısmet olmasın! Bu taraftan bakınca bildiğin keyifsizim, mutsuzum hatta :S
Şu mevsim geçişleri beni uyuz ediyor, ne uzun kollu giyebiliyorsun ne kısa. Tam havalar soğuyacak olur bu kez pastırma sıcakları gelmese olmaz. Gelmesin kardeşim, pastırma sıcağı falan istemiyorum bu sene. Adam gibi sonbaharı yaşayalım, giyelim trençkotlarımızı gezelim.
Bugün şehir tiyatrolarından mail geldi, yeni sezon açılıyormuş. Sonbaharın en sevdiğim taraflarından biri bu heralde. Çok kalabalık olmayan bi grupla tiyatro, sonrasında kahve keyfi, sahil kenarında keyifli yürüyüşler falan. Şuan enerjim yerinde olmadığı için tiyatro planı yapmak için gerekli 15 dakikayı ayırmaya bile çok üşeniyorum o ayrı.
Ne zamandır sinemaya gitmiyorum, sinemaya gitmeyi de özledim aslında. Gerçi son zamanlarda ne zaman niyetlensek ya vizyonda güzel film olmuyor yada yorgun oluyorum. Bu hafta kurstan sonra sakin bir gece geçirmeye niyetliyim. Nasıl geçti yine anlamadım demeyeceğim sakin bir haftasonu geçirmek istiyorum çünkü. Geçen haftasonu canım arkadaşlarım lise tayfamlaydım, onlarlayken çok eğleniyorum. Fakat bu kez geç saatlere kadar oturup geyik yapmak bana pahalıya maloldu=) Umarım planımı revize edeceğim cazip bir teklifle karşılaşmam da evde keyif yapacağım son gecenin sonuna kadar keyfini çıkarırım.<3
Bu günlük bu kadar, boş boş konuşup daha fazla yazabileceğim bişey kalmadı. Venüs kaçar, öperim canlarım :*

5 Eylül 2012 Çarşamba

She found her prince=)


İnanılmaz hızlı geçen bi haftasonunun ardından hala kendimi toparlayabilmiş değilim. Çok ama çok eğlendik, herhalde uzun yıllar boyunca dilimizden düşmeyecek bi bekarlığa veda gecesi oldu. Üstelik daha şimdiden fenomen olmaya aday, bu da bizim düğün öncesi “geleneksel bekarlığa veda partisi “ etkinliğini tüm bekarlarımız evlenene kadar sürdüreceğimiz anlamına geliyor. Her yeni veda marjinal bir fikri beraberinde getirecek ve şuan Çukubik hariç tüm ekürinin bekar olması durumunu göz önünde bulundurursak hepimizin tarzına uygun geceler organize etmek epeyce keyifli olucak=) Geceden kısa notlarla devam ediyorum.
*Beybitom Gülşah “tası tarağı topladım, sana geliyorum”  cümlesinin hakkını vererek evde ne var ne yoksa toparlayıp üç günlüğüne evime kamp kurdu. Yanında getirdiği saç bakım kremleri, krepe tarağı, makyaj malzemeleri, saç düzleştiricisi yetmezmiş gibi Örnek ev hanımları listemde ilk üçü paylaşan Ayşe Teyzemde yanına küçük bi beslenme çantası koymayı ihmal etmemiş. Onun yaptığı herşeyi ayıla bayıla yerim ve uzaktan müdahalesiyle bile günü kurtaran yine Ayşe teyzeme teşekkürü borç bilirim. Marifet konusunda annesine zerre benzememiş olan Gülşah ise geceye başlamadan önce içeceğimiz birer tane efes extranın bize çok iyi geleceğini düşünerek soluğu tekel bayisinde aldı=)) Yemek faslını hızlıca atlayarak hemen duşumuzu aldık ve extralarımız eşliğinde hazırlanmaya başladık, sanırım sa sekiz buçuk sularıydı. İçimizdeki potansiyeli keşfettikçe başlarda becerebilecek miyiz acaba diye başladığımız kuaförcülük olayına kendimizi öyle bir kaptırmışız ki saate bakmayı akıl ettiğimizde saat tam on bir olmuştu!!

*O dakikadan sonra bi tek aceleyle evden çıkışımızı ve sabah yatağımda uyandığımı hatırlıyorum. Şaka tabii ki, ama çok uzun zamandır hiç bu kadar çok içki içmemiştim. Zaten çok fazla içki içebilen insan değilim, bi tane bira içerek kafayı bulabilirim. Ömrüm boyunca sigara içmedim, hatta yanımda birinin sigara içmesi bile başımı döndürüp beni aptallaştırabilir. Ama o gece kötü alışkanlığın dibine vurarak  üç bardak votka içtim! Ve bu kez gülşahın sigara teklifini geri çevirmeyerek votkanın yanında tinerciler gibi sigara da tüttürdüm=)) Allahım kafam nasıl güzel, hızımı alamadım bi sigara daha, ve bir tane daha.. Bizimkiler kopuyorlar ama benim sigara içme şeklime.  O halim uzun süre alay konusu olucak tartışmasız=))

* Gülşah içindeki latin ateşini bir kez daha hissedip öğrendiği şeyleri unutmadığını bana göstermeye çalışırken, ufak çaplı yere kapaklanma tehlikeleri atlattı. İçkinin etkisiyle ritme uygun birbirinden güzel danslar sergileyen canım arkadaşım gecenin en çok eğlenen isimlerinden biriydi. Ertesi sabah kafası bi milyon güne başlayıp mızmızlansa da, bi daha çok uzun süre içki içmiycem dese de bir sonraki organizasyonun değişmeyecek isimlerinden biri olacağına inancım tam=)

*Çılgın gelin Emine, kına gecesi konseptine uygun kırmızı taçlarımızı kafamıza takmamızı rica ederek geceye start verdi.  Kırmızı tacı, lensin azizliğine uğrayan şişmiş gözlerine taktığı pembe gözlükleri, siyah elbisesi ve cart mavi ayakkabılarıyla bildiğimiz gelin konseptinin çok dışındaydı. İçkinin etkisiyle bir süre sonra kendisini rock konserinde zannedip müthiş bi hızla kafasını sallamaya başlaması hepimizi kahkahalara boğdu. Bunun dışında kendine has mimikleriyle süslediği apaçi tarzına yakın dansı görülmeye değerdi. Bolca resmini çektik, bu halini eşinin bile tanıyacağı konusunda endişelere sahibim=)) Tabi gece boyunca yaptığı ama burada paylaşamayacağım +18 esprilerini de unutmamak lazım.

*Emine’nin kuzeni Tuğçe ise tam  manasıyla bir Sortie kızıydı! Ultra mini elbisesi ile bana bile vay be delirtirken, kafa sallama konusunda Emineyle adeta kapıştı. İki kuzen karşılıklı koparken, bu ana ismini yazdırmak isteyen diğer isim Sibel ise beklediğimin çok üstünde bir performans sergileyerek beni epeyce şaşırttı. Normalde hep siyah giyinmesi ile bilinen Sibel’e sırf bu yüzden “siyah konseptimiz”den bahsetme gereği duymamıştık ve Sibel sürpriz bi şekilde krem renkli bir elbiseyle gelerek geceye damgasını vurdu.

*Gece boyunca birbirinden komik resimler çekildi, ertesi sabah uyanıp kafamız yerindeyken resimlere baktığımızda gülmekten karnımıza ağrılar girdi. Gecenin elime henüz ulaşmayan son resmini ve oradaki surat ifadelerimizi ise hala çok merak ediyorum. Mekandan ayrılırken hepimizin kafası istediğimiz ölçüde güzeldi. Öyle ki benim durmak bilmeden yol tarifi yapma ihtiyacım taksiciyi bile epeyce eğlendirdi. Sevgilim ise eve döndüğümüzü haber vermek için onu aradığımda konuştuğum hiç bişeyi anlamamış, gülmekten ne söylediğim anlaşılmıyormuş çünkü=))

Ertesi sabah 12 ye doğru zorunlu sebeplerden dolayı zorla uyandık ve bişeyler atıştırıp hemen evden çıktık. İstikamet Eminönü diyerek düştük yollara, Allahım o nasıl bir kalabalık, o nasıl bir insan seli öyle. Altı yıldır istanbulda yaşıyorum Bakırköy pazarından sonra ben böyle kalabalık görmedim, bildiğin ezilme tehlikelisi atlattık. Küçük bir dört yok ağzının tam köşesinde kurukahveci Mehmet efendinin imalat yeri mi ne varmış, millet kahve alıcam diye birbirini ezicek. Görende bedava dağıtılıyor falan zanneder, dört yönlü insan trafiğinin tam ortasında şıkışıp kaldık mı öyle, bi de arkamızda abaza suratlı bi tane fordcu. Adama en sağlamından öyle bi dirsek attım ki benim bile kolum ağrıdı. Gerizekalı mal, eminim kendi karısı ya da sevgilisi yada her ne boku varsa kapalı falandır, böyle adamları ibretlik olsun diye öldürsünler istiyorum. Hepsi ölsün gebersin, ortalık ferahlar hiç olmazsa!

Eminönü’nden sonra akşam eve gideriz, kendi yemeğimizi yaparız tezimiz bir geyik olmaktan öteye geçemedi tabiki=)  O kadar çok gezdik ki artık yorgunluktan düşüp bi yerde bayılıcam sandım. En ucuz alışverişi yaptım, en güzel şalları ve diğer bilimum ihtiyaçlarımı en sevimlilerinden  aldım derkeeeeen,  aslında yine yanıldığımı anlamam çok uzun sürmedi. Ertesi gün görümce Gamzeye bi heves “biliyomusun üç tane şal aldım ve 25 tl verdim” dediğimde aldığım cevap “25 mi? Ben üç tanesini 10 tlye alıyorum, hemde Ortaköyden falan, pazarlık yapmayı bileceksin” oldu. Güler misin ağlarmısın=)) Ömrüm boyunca ucuza alışveriş yapıp bunun havasını atma zevkinden mahrum olucam galiba ben=) Hayır herşeyi de değil, sadece şorap-iç çamaşırı-şal- ıvır zıvır bişeyleri alırken çok para ödemek istemiyorum. Bundan sonra Gamzeden beni alışverişe götürmesini istiycem, çünkü zengin değilim ben. Sevgilim zengin onun çok parası var :P

Pazar günü de aylar boyunca kritiğini, nasıl olması gerektiğini tartıştığımız düğün günüydü. Sabah erkenden kalkıldı, kuaföre gidildi, saçlar makyajlar yapıldı. Konvoydu, nikahtı derken ben bi duygusala bağladım ağladım ağlıycam, gözlerim doluyor “ayyy ağlamamam lazım makyajım mahfolur yoksa” diye tutuyorum kendimi, netice de ağlamadan nikahı sonlandırmayı başardım. Takı- fotoğraf merasiminde ellerim titredi takamıyorum bi türlü, saftirik Emine’ de alay ediyor benimle “ahahhaa çok heyecanlı takamadı altını” diye=)) Onun gibi gelinden aksi türlü bi hareket beklemek saçma olur zaten=) Akşam düğünde çok güzeldi, ama bi bekarlığa veda gecesi kadar değil! Üç aydır düğüne şu kadar kaldı dediğimiz günler geride kaldı ve onlar evlendi, hatta şuan balayındalar=) Umarım çok ama çok mutlu olur Çukubik, artık Venüs kaçar.
Öperim.