İnanılmaz
hızlı geçen bi haftasonunun ardından hala kendimi toparlayabilmiş değilim. Çok
ama çok eğlendik, herhalde uzun yıllar boyunca dilimizden düşmeyecek bi
bekarlığa veda gecesi oldu. Üstelik daha şimdiden fenomen olmaya aday, bu da
bizim düğün öncesi “geleneksel bekarlığa veda partisi “ etkinliğini tüm
bekarlarımız evlenene kadar sürdüreceğimiz anlamına geliyor. Her yeni veda
marjinal bir fikri beraberinde getirecek ve şuan Çukubik hariç tüm ekürinin
bekar olması durumunu göz önünde bulundurursak hepimizin tarzına uygun geceler
organize etmek epeyce keyifli olucak=) Geceden kısa notlarla devam ediyorum.
*Beybitom
Gülşah “tası tarağı topladım, sana geliyorum”
cümlesinin hakkını vererek evde ne var ne yoksa toparlayıp üç günlüğüne
evime kamp kurdu. Yanında getirdiği saç bakım kremleri, krepe tarağı, makyaj
malzemeleri, saç düzleştiricisi yetmezmiş gibi Örnek ev hanımları listemde ilk
üçü paylaşan Ayşe Teyzemde yanına küçük bi beslenme çantası koymayı ihmal
etmemiş. Onun yaptığı herşeyi ayıla bayıla yerim ve uzaktan müdahalesiyle bile
günü kurtaran yine Ayşe teyzeme teşekkürü borç bilirim. Marifet konusunda
annesine zerre benzememiş olan Gülşah ise geceye başlamadan önce içeceğimiz
birer tane efes extranın bize çok iyi geleceğini düşünerek soluğu tekel
bayisinde aldı=)) Yemek faslını hızlıca atlayarak hemen duşumuzu aldık ve
extralarımız eşliğinde hazırlanmaya başladık, sanırım sa sekiz buçuk sularıydı.
İçimizdeki potansiyeli keşfettikçe başlarda becerebilecek miyiz acaba diye
başladığımız kuaförcülük olayına kendimizi öyle bir kaptırmışız ki saate
bakmayı akıl ettiğimizde saat tam on bir olmuştu!!
*O dakikadan
sonra bi tek aceleyle evden çıkışımızı ve sabah yatağımda uyandığımı
hatırlıyorum. Şaka tabii ki, ama çok uzun zamandır hiç bu kadar çok içki
içmemiştim. Zaten çok fazla içki içebilen insan değilim, bi tane bira içerek
kafayı bulabilirim. Ömrüm boyunca sigara içmedim, hatta yanımda birinin sigara
içmesi bile başımı döndürüp beni aptallaştırabilir. Ama o gece kötü alışkanlığın
dibine vurarak üç bardak votka içtim! Ve
bu kez gülşahın sigara teklifini geri çevirmeyerek votkanın yanında tinerciler
gibi sigara da tüttürdüm=)) Allahım kafam nasıl güzel, hızımı alamadım bi
sigara daha, ve bir tane daha.. Bizimkiler kopuyorlar ama benim sigara içme
şeklime. O halim uzun süre alay konusu
olucak tartışmasız=))
* Gülşah
içindeki latin ateşini bir kez daha hissedip öğrendiği şeyleri unutmadığını
bana göstermeye çalışırken, ufak çaplı yere kapaklanma tehlikeleri atlattı.
İçkinin etkisiyle ritme uygun birbirinden güzel danslar sergileyen canım
arkadaşım gecenin en çok eğlenen isimlerinden biriydi. Ertesi sabah kafası bi
milyon güne başlayıp mızmızlansa da, bi daha çok uzun süre içki içmiycem dese
de bir sonraki organizasyonun değişmeyecek isimlerinden biri olacağına inancım
tam=)
*Çılgın gelin
Emine, kına gecesi konseptine uygun kırmızı taçlarımızı kafamıza takmamızı rica
ederek geceye start verdi. Kırmızı tacı,
lensin azizliğine uğrayan şişmiş gözlerine taktığı pembe gözlükleri, siyah
elbisesi ve cart mavi ayakkabılarıyla bildiğimiz gelin konseptinin çok
dışındaydı. İçkinin etkisiyle bir süre sonra kendisini rock konserinde zannedip
müthiş bi hızla kafasını sallamaya başlaması hepimizi kahkahalara boğdu. Bunun
dışında kendine has mimikleriyle süslediği apaçi tarzına yakın dansı görülmeye
değerdi. Bolca resmini çektik, bu halini eşinin bile tanıyacağı konusunda
endişelere sahibim=)) Tabi gece boyunca yaptığı ama burada paylaşamayacağım +18
esprilerini de unutmamak lazım.
*Emine’nin
kuzeni Tuğçe ise tam manasıyla bir
Sortie kızıydı! Ultra mini elbisesi ile bana bile vay be delirtirken, kafa
sallama konusunda Emineyle adeta kapıştı. İki kuzen karşılıklı koparken, bu ana
ismini yazdırmak isteyen diğer isim Sibel ise beklediğimin çok üstünde bir
performans sergileyerek beni epeyce şaşırttı. Normalde hep siyah giyinmesi ile
bilinen Sibel’e sırf bu yüzden “siyah konseptimiz”den bahsetme gereği
duymamıştık ve Sibel sürpriz bi şekilde krem renkli bir elbiseyle gelerek
geceye damgasını vurdu.
*Gece boyunca
birbirinden komik resimler çekildi, ertesi sabah uyanıp kafamız yerindeyken
resimlere baktığımızda gülmekten karnımıza ağrılar girdi. Gecenin elime henüz
ulaşmayan son resmini ve oradaki surat ifadelerimizi ise hala çok merak
ediyorum. Mekandan ayrılırken hepimizin kafası istediğimiz ölçüde güzeldi. Öyle
ki benim durmak bilmeden yol tarifi yapma ihtiyacım taksiciyi bile epeyce
eğlendirdi. Sevgilim ise eve döndüğümüzü haber vermek için onu aradığımda
konuştuğum hiç bişeyi anlamamış, gülmekten ne söylediğim anlaşılmıyormuş
çünkü=))
Ertesi sabah
12 ye doğru zorunlu sebeplerden dolayı zorla uyandık ve bişeyler atıştırıp
hemen evden çıktık. İstikamet Eminönü diyerek düştük yollara, Allahım o nasıl
bir kalabalık, o nasıl bir insan seli öyle. Altı yıldır istanbulda yaşıyorum
Bakırköy pazarından sonra ben böyle kalabalık görmedim, bildiğin ezilme
tehlikelisi atlattık. Küçük bir dört yok ağzının tam köşesinde kurukahveci
Mehmet efendinin imalat yeri mi ne varmış, millet kahve alıcam diye birbirini
ezicek. Görende bedava dağıtılıyor falan zanneder, dört yönlü insan trafiğinin
tam ortasında şıkışıp kaldık mı öyle, bi de arkamızda abaza suratlı bi tane
fordcu. Adama en sağlamından öyle bi dirsek attım ki benim bile kolum ağrıdı.
Gerizekalı mal, eminim kendi karısı ya da sevgilisi yada her ne boku varsa
kapalı falandır, böyle adamları ibretlik olsun diye öldürsünler istiyorum.
Hepsi ölsün gebersin, ortalık ferahlar hiç olmazsa!
Eminönü’nden
sonra akşam eve gideriz, kendi yemeğimizi yaparız tezimiz bir geyik olmaktan
öteye geçemedi tabiki=) O kadar çok
gezdik ki artık yorgunluktan düşüp bi yerde bayılıcam sandım. En ucuz
alışverişi yaptım, en güzel şalları ve diğer bilimum ihtiyaçlarımı en sevimlilerinden
aldım derkeeeeen, aslında yine yanıldığımı anlamam çok uzun
sürmedi. Ertesi gün görümce Gamzeye bi heves “biliyomusun üç tane şal aldım ve
25 tl verdim” dediğimde aldığım cevap “25 mi? Ben üç tanesini 10 tlye alıyorum,
hemde Ortaköyden falan, pazarlık yapmayı bileceksin” oldu. Güler misin
ağlarmısın=)) Ömrüm boyunca ucuza alışveriş yapıp bunun havasını atma zevkinden
mahrum olucam galiba ben=) Hayır herşeyi de değil, sadece şorap-iç
çamaşırı-şal- ıvır zıvır bişeyleri alırken çok para ödemek istemiyorum. Bundan
sonra Gamzeden beni alışverişe götürmesini istiycem, çünkü zengin değilim ben.
Sevgilim zengin onun çok parası var :P
Pazar günü de
aylar boyunca kritiğini, nasıl olması gerektiğini tartıştığımız düğün günüydü.
Sabah erkenden kalkıldı, kuaföre gidildi, saçlar makyajlar yapıldı. Konvoydu,
nikahtı derken ben bi duygusala bağladım ağladım ağlıycam, gözlerim doluyor
“ayyy ağlamamam lazım makyajım mahfolur yoksa” diye tutuyorum kendimi, netice
de ağlamadan nikahı sonlandırmayı başardım. Takı- fotoğraf merasiminde ellerim
titredi takamıyorum bi türlü, saftirik Emine’ de alay ediyor benimle “ahahhaa
çok heyecanlı takamadı altını” diye=)) Onun gibi gelinden aksi türlü bi hareket
beklemek saçma olur zaten=) Akşam düğünde çok güzeldi, ama bi bekarlığa veda
gecesi kadar değil! Üç aydır düğüne şu kadar kaldı dediğimiz günler geride
kaldı ve onlar evlendi, hatta şuan balayındalar=) Umarım çok ama çok mutlu olur
Çukubik, artık Venüs kaçar.
Öperim.