22 Kasım 2012 Perşembe

bi dosttan ilk post


Merhaba sevgili Venüs'ün Aynası okurları,

Bendeniz konuk yazar Venüs'ün arkadaşı. Adım arada geçer yazılarında ama şimdilik hangisi olduğumu bilmeyin gerek yok, gizemli olsun daha iyi =) Eee ne alaka sen şimdi ne diye yazıyorsun kızın bloğuna diye düşünenleriniz olabilir. Haklısınız ama kendime blog açmaya üşeniyorum (belki de bi gün heves edip açmışımdır öyle boş boş duruyordur hatırlamıyorum ) bu yazıyı bile bi kaç ay gecikmeyle yazıyorum. 

Venüsle yollarımız yaklaşık 15 ay önce bir masa başında karşılıklı ve hararetli bir tartışma yaparken kesişti. Oooo hatun taş demiştim içimden =) Ordan çıkışta bi kaç arkadaş daha hep beraber çıkıp metrobüse binicektik ki Venüs; 'Yaa ben bi üzerimi değiştireyim mi bunlarla hiç rahat değilim' dedi. Bizde bekliyoruz işte hatun üzerini değiştirecek gelicek topuklu falan giymiş, herhalde babet  giycek tüm gün bunlarla nasıl durur insan diye geçiriyorum içimden. Aaaa bi geldi yine ayakta 10 cm topuk ama bu kez dolgu topuk eee tabi daha rahat nihahah =)) Neyse zaten tanıyanlar bilir kokonadır yani bana da ilk günden belli etmişti kendini. Gel zaman git zaman derken baktım kafa bi kız ölçtüm tarttım tabi :P dedim tamam bu benim kafadan, en sevdiklerim listesine ekledim onuda =) Şimdilerde kendisi hayatımdaki birçok aktivitenin başını çeker oldu. Bebemm benim seviyorum seni!

Neyse şimdi geldi en yakın aktivitemizin lansmanını yapmaya. Gelişmeleri muhtemelen Venüs'ün bir sonraki postunda okuyacaksınız. Sevgili arkadaşımız Gözde bu hafta sonu sınava girecek ve umuyoruz ki kazanacak! Bayağıdır Venüs'e bir Latin gecesine daha gidelim diyordu zaten. Venüs ve bağlantıları sayesinde Cumartesi Gözde'nin sınav çıkışında tahmin edersiniz ki soluğu bir latin partisinde alacağız. Tabi ki gecenin vazgeçilmez diğer isimleri ortam insanı Tuğçe, Gülşah ve dans edemeyenleri bile dans ettirebilen sevgili arkadaşımız Recep olacak. Başka birileri daha gelicek ama konu ile ilgili tam malumatım yok, gelenler hoşgelir. O gece Gözde tüm kayışları kopartma niyetinde ( ahaha bişi var ki sana da söylemeyi unuttum Venüs hatırlat da anlatayım:), Tuğçe zaten lakabından da anlaşılacağı gibi ortam insanı partiye gider dans eder, düğüne gider halay çeker,türkü bara gider hüzünlenir, lay lay lom galiba sana göre sevmeler diye eşlik bile eder şarkılara; canım benim çok severim iyi kızdır =) Gülşah da kuzum dans etmeye hevesi var fakat yeterli kıvraklık yok ahaha =) Neyse geçen sefer çaktırmamıştı ilk latin gecesi olduğunu bu sefer daha yüksek bir performans bekliyoruz kendisinden. Heee bide nasıl bir beyin 'Neden hala Gülşah'ın işleri düz gitmiyor' diye arama yaptırır arkadaş, hiç mi üşenmez bunu arama motoruna yazmaya. Bi rahat bırakın kızı ahhaha =) Venüs'ün çok sevdiğimiz erkek arkadaşı nam-ı değer Spartacus gelecekler mi bilinmez ama bekleriz kendisini =) Parti sonrasına ver elini beyoğlu =) bir yer buluruz eğlenecek, gönüller bir kafalar güzel olsun yeter. ;)

Cumartesi gecesinin lansmanıda yapıldığına göre biraz kendi hikayelerimi anlatayım sizlere belki ilginizi çeker. İki hafta önce çok şeker bir insanla tanıştım. Arkadaş eşcinsel çok tatlı ve komik biri. Muhabbet ederken konu konuyu açtı neden bunu tercih ettiğinden bahsetti. Gerçekten çok garip hem üzülüyorum (çünkü genelde doğulu oluyorlar ve aileleri asla ve asla bu durumu kabul edemiyor) hem de hayata karşı duruşunu görünce o böyle mutlu ama deyip geçiyorum. Kendide öyle diyor zaten Allah böyle olmamı istemese neden içime bu duyguları verdi o zaman, sonuçta beni de o yarattı! Neyse geçen hafta da başka bir gay arkadaşla şöööyle bi arkadaş ortamı yapıp tanıştırdık onları. Anlayacağınız üzere bir nevi pezevenkleri ben oldum. Hollanda da evlenirlerse nikah şahidiyim sözümü aldım =) Tabii bu durumu duyan annemin ilk cümlesi; 'Bu işlerle uğraşacağına kendine düzgün bi adam bul' oldu. Hayatımda birinin olmasını istediğinden değil lafı aslında, biri olunca da beni paylaşamıyor hep onla daha çok vakit geçireyim istiyor =) Babama göre zaten 30 yaşına kadar dizinin dibindeyim. Duygularımı kaybettim zaten yeminle (hep olduğundan şüpheliydim zaten). Bi insan düşünün ki biri ile ilk kez buluşmaya gidiyor karşı tarafın niyeti belli, bende sanki beğeniyorum falan he belki bunla olur diyorum ama insan hiç mi bi heyecanlanmaz ya şu kalp bi hızlı atmaz mı? Karnında kelebekler uçuyor deyimini bi tecrübe edemedim. Hoşlandığı herifle aynı ortamda olduğunda yemeden içmeden kesilen insanlar tanıyorum ki Gözde de tanır onları =) Eski erkek arkadaşlarımla bile buluşmaya giderken hiç heyecanlandığımı hatırlamıyorum. Ya da ayrıldığımızda ahhhh dünyam başıma yıkıldı sendromuna hiç giremedim. Zaten bi gün bi adam bana bunları hissettirebilirse ben evlenme teklifi edicem! Köpek olucam peşinde ahanda buraya da yazdım! ahahahah =) Tabii öncesinde 'makus talih'imden kurtulmam lazım (Makus talihim şu ki: karşıma çıkan adamların hepsi neredeyse aynı özelliklere sahip.)

Ah bide gündemimde bir yarışma var ki düşününce bile daha programa gitmeden kopuyorum gülmekten. Kızlarla konuştum az önce deneme çekimine gitmişlerdi. Oradaki adam hadi sizle oyun oynayalım ben size sorular soracağım siz aklınıza ilk gelen nesneleri söyleyin demiş. İlk soru: Bana uzayan bir şey söyleyin,  bizimkilerin cevabı: ay valla aklıma ilk geleni söyleyemem rtük kapatır ahahah =) ikinci soru: bana patlayan bir şey söyleyin, bizimkilerin cevabı: silikon! Düşünün bide program trt de olcak =). Neyse adam cuma veya cumartesi alıcaz sizi demiş. Ne giysek diye geçecek şu 2 veya 3 gün anlaşıldı.

Velhasıl ilk yazım olması sebebiylen lafı daha uzatmayacağım işte böyle bişiler yazasım geldi bugün ve yazdım. Venüs'te dürtüp duruyor ne yazdın hadi gönder diye. Göndereyim de rahatlasın =)

İmza
Güneşten parlak Aykız

26 Eylül 2012 Çarşamba

tatsız

Gerçek mi rüya mı hala ayırt edemediğim bir karmaşanın ortasındayım, zaman her zamankinin aksine çok yavaş ilerliyor. Garip hissediyorum.
En sevdiğim insanların hepsini yanıma alıp çok uzaklara  gitmek, kimsenin müdahale edemeyeceği bir yerde kendi dünyamı yaratmak istiyorum.
Bazen babamın küçük kızı olmayı çok özlüyorum.  Biraz daha fazla televizyon izleyebilmek için onun göğsünde uyuduğum geceler çoktan geride kaldı, şimdi bambaşka şeylerin peşinden koşuyorum.  Çünkü artık büyüdüm ama hala o küçük kızın küçük dünyasına ait olan bi şeyler kaldı içimde.
O yüzden umut etmekten ve hayal kurmaktan vazgeçmiyorum. Koşulsuz ve tüm kalbinle bişeyleri istediğinde gerçek olacağını biliyorum, sadece sabretmek ve güçlü olmak gerekiyor.
Herşeye rağmen şanslı olduğumu biliyorum, evet belki oyuncaklarımla oynadığım günlerdeki gibi dertsiz tasasız değilim  ama hayat her zaman çok zaman tozpembe olmuyor.  

14 Eylül 2012 Cuma

halleti ruhiye-3


Evdeki iki günlük tatlı esaretim bugün son buldu. Aldığım koca bir şişe serum ve türlü türlü ilaçlar beni tam olarak kendime getirdi diyemem ama üç  gün öncesine göre oldukça iyi hissediyorum=) Bu sefer babamın yanımda olması ve dakikasına önlem alması hastalığı oldukça kolay atlatmamı sağladı. Kendi halime kalsaydım veremli gibi öksürmeye başlayana kadar doktora gitmezdim.  Hastaneleri hiç sevmiyorum, hele ki bir hemşire elinde iğne veya serumla bana yaklaştığında! Neyse ki bu sefer ki çok tatlıydı, hiç canımı acıtmadan kan almayı ve serumu takmayı başararak gönlümü kazandı. Babam zaten böyle durumlarda dünyanın en panik insanı, gören de serum takılıyor değil de doğuruyorum falan zanneder=))  Özetle bir şişe serumu yedikten sonra tansiyonumu düşürmemeyi başararak ateşimi normal seviyesine getirebildiler. Hasta olmak hem keyifli hem de kötü bişey. Kötü çünkü, hastaneye gitme ve teşhis konulma evresi oldukça sıkıntılı oluyor ama ondan sonra kendini biraz iyi hissetmeye başlayıp gözlerini açabilecek kıvama geldiğinde etrafında sevdiğin insanların seni eğlendirmeye çalışması, ilgilenmesi falan da bi o kadar tatlı bi şey <3
İki saatte bir arayan babam, sabah-akşam yemem gerekenler konusunda talimat veren annem ve annanem, İngiltere’ de olmasına rağmen sürekli arayan kardeşim, evime en sevdiğim çiçekleri gönderen sevgilim ve hayatımı renklendiren arkadaşlarım varken hasta olmak bile çok güzel aslında.
Yaz bitiyor, en  sevindirici tarafı kardeşimin gelicek olması. 8 gün kaldı, o kadar özledim ki, ilk defa bu kadar uzun süre ayrı kalıyoruz. Dönmesine az kaldı ya her telefonla konuşmamızda ne istiyorsun burdan diye sorup duruyor. Hiç bişey istemiyorum, bir an önce şu sekiz gün geçsin yeter. O yokken ev çok sessiz, beklemem gereken zaman azaldı ya evdeki durgunluk daha çok gözüme batıyor, gerçi dönükten iki gün sonra  evde kafa dinlediğim dakikaları bana aratır o ayrı. “Hadi jenny bahçelievlere dürüm yemeye gidelim”, “relax please, 5 dakikaya hazırım”, “tamam jenny vızıldama” cümlelerini mumla arar vaziyetteyim.  Bu aralar biraz fazla duygusalım galiba..
Nazara çok inanıyorum, zaten nolduysa Emine’nin düğününden sonra oldu. Önce sevgilim Spartacus hastalandı, doktorlar serumlar, raporlar falan..  Hadi hasta olmak benim rutinim ama sevgilim hiç hasta olmazdı, yorgan döşek  yatmazdı derken hooooop bayrağı devraldım ve ben hastanede aldım soluğu.  Sonra bebito Gülşahın şaftı bi kaydı ama hastanelere düşmeden toparlayabildi kendini. Hep o gece mükemmel bir üçlü olarak dolaştığımız için geldi bunlar başımıza, kem gözlerin nazarına geldik. Aman tövbe tanrıma, bundan sonraki ilk aktivitemiz kurşun döktürmek olucak. Yok öyle eğlenmeler, süslenmeceler, gezmeler tozmalar. Hocayı, kurşunu, tası bulduğum gibi çarşafın altına. Spartacus solda-kalbime yakın dursun o- , bebito sağda dualar eşliğinde mimliycem kem gözleri. Böylelikle  goodbye nazar hellooo happiness. Ahahahah=))
Bunun dışında çok fena alışveriş yapasım var ama coşan kredi kartı borcum ve diğer bilimum ödemelerim yüzünden kendimi frenleyip ekim ayını beklemek durumundayım. Gerçi şeytana uymam an meselesi. Aksi gibi markafoni de almak istediğim heeeeeeeeeeeerşey birer birer indirime giriyor. Derimodun sezonunda beğendiğim ayakkabıları, zekinin sezon fiyatında aldığım tüm 36 beden bikinileri!!!, dkny nin saatleri, bir ikilemde kalarak sezonda almadığım ama indirime denk gelirsem yaz sonunda alırım dediğim tomslar… falan da falan. Parfümlerimi de tükettim bekliyorum bir iki güne onunda indirimleri patlar markafoni de. Zaten hiç bişeyi indirimde alamıyım ben, kısmet olmasın! Bu taraftan bakınca bildiğin keyifsizim, mutsuzum hatta :S
Şu mevsim geçişleri beni uyuz ediyor, ne uzun kollu giyebiliyorsun ne kısa. Tam havalar soğuyacak olur bu kez pastırma sıcakları gelmese olmaz. Gelmesin kardeşim, pastırma sıcağı falan istemiyorum bu sene. Adam gibi sonbaharı yaşayalım, giyelim trençkotlarımızı gezelim.
Bugün şehir tiyatrolarından mail geldi, yeni sezon açılıyormuş. Sonbaharın en sevdiğim taraflarından biri bu heralde. Çok kalabalık olmayan bi grupla tiyatro, sonrasında kahve keyfi, sahil kenarında keyifli yürüyüşler falan. Şuan enerjim yerinde olmadığı için tiyatro planı yapmak için gerekli 15 dakikayı ayırmaya bile çok üşeniyorum o ayrı.
Ne zamandır sinemaya gitmiyorum, sinemaya gitmeyi de özledim aslında. Gerçi son zamanlarda ne zaman niyetlensek ya vizyonda güzel film olmuyor yada yorgun oluyorum. Bu hafta kurstan sonra sakin bir gece geçirmeye niyetliyim. Nasıl geçti yine anlamadım demeyeceğim sakin bir haftasonu geçirmek istiyorum çünkü. Geçen haftasonu canım arkadaşlarım lise tayfamlaydım, onlarlayken çok eğleniyorum. Fakat bu kez geç saatlere kadar oturup geyik yapmak bana pahalıya maloldu=) Umarım planımı revize edeceğim cazip bir teklifle karşılaşmam da evde keyif yapacağım son gecenin sonuna kadar keyfini çıkarırım.<3
Bu günlük bu kadar, boş boş konuşup daha fazla yazabileceğim bişey kalmadı. Venüs kaçar, öperim canlarım :*

5 Eylül 2012 Çarşamba

She found her prince=)


İnanılmaz hızlı geçen bi haftasonunun ardından hala kendimi toparlayabilmiş değilim. Çok ama çok eğlendik, herhalde uzun yıllar boyunca dilimizden düşmeyecek bi bekarlığa veda gecesi oldu. Üstelik daha şimdiden fenomen olmaya aday, bu da bizim düğün öncesi “geleneksel bekarlığa veda partisi “ etkinliğini tüm bekarlarımız evlenene kadar sürdüreceğimiz anlamına geliyor. Her yeni veda marjinal bir fikri beraberinde getirecek ve şuan Çukubik hariç tüm ekürinin bekar olması durumunu göz önünde bulundurursak hepimizin tarzına uygun geceler organize etmek epeyce keyifli olucak=) Geceden kısa notlarla devam ediyorum.
*Beybitom Gülşah “tası tarağı topladım, sana geliyorum”  cümlesinin hakkını vererek evde ne var ne yoksa toparlayıp üç günlüğüne evime kamp kurdu. Yanında getirdiği saç bakım kremleri, krepe tarağı, makyaj malzemeleri, saç düzleştiricisi yetmezmiş gibi Örnek ev hanımları listemde ilk üçü paylaşan Ayşe Teyzemde yanına küçük bi beslenme çantası koymayı ihmal etmemiş. Onun yaptığı herşeyi ayıla bayıla yerim ve uzaktan müdahalesiyle bile günü kurtaran yine Ayşe teyzeme teşekkürü borç bilirim. Marifet konusunda annesine zerre benzememiş olan Gülşah ise geceye başlamadan önce içeceğimiz birer tane efes extranın bize çok iyi geleceğini düşünerek soluğu tekel bayisinde aldı=)) Yemek faslını hızlıca atlayarak hemen duşumuzu aldık ve extralarımız eşliğinde hazırlanmaya başladık, sanırım sa sekiz buçuk sularıydı. İçimizdeki potansiyeli keşfettikçe başlarda becerebilecek miyiz acaba diye başladığımız kuaförcülük olayına kendimizi öyle bir kaptırmışız ki saate bakmayı akıl ettiğimizde saat tam on bir olmuştu!!

*O dakikadan sonra bi tek aceleyle evden çıkışımızı ve sabah yatağımda uyandığımı hatırlıyorum. Şaka tabii ki, ama çok uzun zamandır hiç bu kadar çok içki içmemiştim. Zaten çok fazla içki içebilen insan değilim, bi tane bira içerek kafayı bulabilirim. Ömrüm boyunca sigara içmedim, hatta yanımda birinin sigara içmesi bile başımı döndürüp beni aptallaştırabilir. Ama o gece kötü alışkanlığın dibine vurarak  üç bardak votka içtim! Ve bu kez gülşahın sigara teklifini geri çevirmeyerek votkanın yanında tinerciler gibi sigara da tüttürdüm=)) Allahım kafam nasıl güzel, hızımı alamadım bi sigara daha, ve bir tane daha.. Bizimkiler kopuyorlar ama benim sigara içme şeklime.  O halim uzun süre alay konusu olucak tartışmasız=))

* Gülşah içindeki latin ateşini bir kez daha hissedip öğrendiği şeyleri unutmadığını bana göstermeye çalışırken, ufak çaplı yere kapaklanma tehlikeleri atlattı. İçkinin etkisiyle ritme uygun birbirinden güzel danslar sergileyen canım arkadaşım gecenin en çok eğlenen isimlerinden biriydi. Ertesi sabah kafası bi milyon güne başlayıp mızmızlansa da, bi daha çok uzun süre içki içmiycem dese de bir sonraki organizasyonun değişmeyecek isimlerinden biri olacağına inancım tam=)

*Çılgın gelin Emine, kına gecesi konseptine uygun kırmızı taçlarımızı kafamıza takmamızı rica ederek geceye start verdi.  Kırmızı tacı, lensin azizliğine uğrayan şişmiş gözlerine taktığı pembe gözlükleri, siyah elbisesi ve cart mavi ayakkabılarıyla bildiğimiz gelin konseptinin çok dışındaydı. İçkinin etkisiyle bir süre sonra kendisini rock konserinde zannedip müthiş bi hızla kafasını sallamaya başlaması hepimizi kahkahalara boğdu. Bunun dışında kendine has mimikleriyle süslediği apaçi tarzına yakın dansı görülmeye değerdi. Bolca resmini çektik, bu halini eşinin bile tanıyacağı konusunda endişelere sahibim=)) Tabi gece boyunca yaptığı ama burada paylaşamayacağım +18 esprilerini de unutmamak lazım.

*Emine’nin kuzeni Tuğçe ise tam  manasıyla bir Sortie kızıydı! Ultra mini elbisesi ile bana bile vay be delirtirken, kafa sallama konusunda Emineyle adeta kapıştı. İki kuzen karşılıklı koparken, bu ana ismini yazdırmak isteyen diğer isim Sibel ise beklediğimin çok üstünde bir performans sergileyerek beni epeyce şaşırttı. Normalde hep siyah giyinmesi ile bilinen Sibel’e sırf bu yüzden “siyah konseptimiz”den bahsetme gereği duymamıştık ve Sibel sürpriz bi şekilde krem renkli bir elbiseyle gelerek geceye damgasını vurdu.

*Gece boyunca birbirinden komik resimler çekildi, ertesi sabah uyanıp kafamız yerindeyken resimlere baktığımızda gülmekten karnımıza ağrılar girdi. Gecenin elime henüz ulaşmayan son resmini ve oradaki surat ifadelerimizi ise hala çok merak ediyorum. Mekandan ayrılırken hepimizin kafası istediğimiz ölçüde güzeldi. Öyle ki benim durmak bilmeden yol tarifi yapma ihtiyacım taksiciyi bile epeyce eğlendirdi. Sevgilim ise eve döndüğümüzü haber vermek için onu aradığımda konuştuğum hiç bişeyi anlamamış, gülmekten ne söylediğim anlaşılmıyormuş çünkü=))

Ertesi sabah 12 ye doğru zorunlu sebeplerden dolayı zorla uyandık ve bişeyler atıştırıp hemen evden çıktık. İstikamet Eminönü diyerek düştük yollara, Allahım o nasıl bir kalabalık, o nasıl bir insan seli öyle. Altı yıldır istanbulda yaşıyorum Bakırköy pazarından sonra ben böyle kalabalık görmedim, bildiğin ezilme tehlikelisi atlattık. Küçük bir dört yok ağzının tam köşesinde kurukahveci Mehmet efendinin imalat yeri mi ne varmış, millet kahve alıcam diye birbirini ezicek. Görende bedava dağıtılıyor falan zanneder, dört yönlü insan trafiğinin tam ortasında şıkışıp kaldık mı öyle, bi de arkamızda abaza suratlı bi tane fordcu. Adama en sağlamından öyle bi dirsek attım ki benim bile kolum ağrıdı. Gerizekalı mal, eminim kendi karısı ya da sevgilisi yada her ne boku varsa kapalı falandır, böyle adamları ibretlik olsun diye öldürsünler istiyorum. Hepsi ölsün gebersin, ortalık ferahlar hiç olmazsa!

Eminönü’nden sonra akşam eve gideriz, kendi yemeğimizi yaparız tezimiz bir geyik olmaktan öteye geçemedi tabiki=)  O kadar çok gezdik ki artık yorgunluktan düşüp bi yerde bayılıcam sandım. En ucuz alışverişi yaptım, en güzel şalları ve diğer bilimum ihtiyaçlarımı en sevimlilerinden  aldım derkeeeeen,  aslında yine yanıldığımı anlamam çok uzun sürmedi. Ertesi gün görümce Gamzeye bi heves “biliyomusun üç tane şal aldım ve 25 tl verdim” dediğimde aldığım cevap “25 mi? Ben üç tanesini 10 tlye alıyorum, hemde Ortaköyden falan, pazarlık yapmayı bileceksin” oldu. Güler misin ağlarmısın=)) Ömrüm boyunca ucuza alışveriş yapıp bunun havasını atma zevkinden mahrum olucam galiba ben=) Hayır herşeyi de değil, sadece şorap-iç çamaşırı-şal- ıvır zıvır bişeyleri alırken çok para ödemek istemiyorum. Bundan sonra Gamzeden beni alışverişe götürmesini istiycem, çünkü zengin değilim ben. Sevgilim zengin onun çok parası var :P

Pazar günü de aylar boyunca kritiğini, nasıl olması gerektiğini tartıştığımız düğün günüydü. Sabah erkenden kalkıldı, kuaföre gidildi, saçlar makyajlar yapıldı. Konvoydu, nikahtı derken ben bi duygusala bağladım ağladım ağlıycam, gözlerim doluyor “ayyy ağlamamam lazım makyajım mahfolur yoksa” diye tutuyorum kendimi, netice de ağlamadan nikahı sonlandırmayı başardım. Takı- fotoğraf merasiminde ellerim titredi takamıyorum bi türlü, saftirik Emine’ de alay ediyor benimle “ahahhaa çok heyecanlı takamadı altını” diye=)) Onun gibi gelinden aksi türlü bi hareket beklemek saçma olur zaten=) Akşam düğünde çok güzeldi, ama bi bekarlığa veda gecesi kadar değil! Üç aydır düğüne şu kadar kaldı dediğimiz günler geride kaldı ve onlar evlendi, hatta şuan balayındalar=) Umarım çok ama çok mutlu olur Çukubik, artık Venüs kaçar.
Öperim.


31 Ağustos 2012 Cuma

Burden Production faciası

Son iki hafta inanılmaz hızlı ve stresli geçti benim için, olağan tarzımın çok dışında arızalı, stresli ve huysuz birine dönüştüm. Sevgilime hazırladığım doğum günü sürprizi bi eğlence kaynağı olmaktan çok stres topuna dönüştürdü beni. Formatını benim hazırladığım bi kısa film çektirmek için “Burden Production” adlı  firmayla anlaşmıştım, hatta ödemesini de peşinen yaparak(bu arada fırsat sitesinden almadığımı da belirtmem de fayda var). İlk günlerde “aşkla kalın” diye sevimli sevimli telefonu kapatan Deniz bey- şirketin sahibi- resmen kabusum oldu. Yaptığımız anlaşmaya göre benim yazdığım diyaloglar üzerinde yaklaşık 10-12 dakikalık bi kısa film çekilecek, doğum gününden iki gün önce bana gönderilecek ve eğer beğenmediğim yerler olursa değişiklikler yapılarak son hali bana teslim edilecekti. Sonrasında da çekimlere benimde katılmamı önerdi, bu parlak fikri kabul edip daha da bi olaya kaptırdım kendimi, oturdum yeni diyaloglar yazdım beybito Gülşahla değişik konseptler üzerinde tartışıp Cuma gününe hazırlandık.Çekimin yapılacağı gün bekle bekle adamlardan haber yok, saat beşe doğru aradım “aaa Venüs hanım size haber vermediler mi bilmem ne sebebiyle çekiminiz iptal edildi” dedi. Sinir oldum ama hanımefendiliğimi bozmayıp ertesi güne alınmasını talep ettim.Tüm haftasonu planımın içinde ettiği yetmezmiş gibi, sanki bir lütufmuş gibi ertesi güne istediğim saate çekimi ayarlayacağını ve benimle mutlaka iletişime geçeceğini söyledi. Ertesi gün adamı heralde 10 kere aradıktan sonra telefonu açma zahmetinde bulundu- üstelik beni sa onda arayın demesine rağmen- Neymiş efendim radyo programı varmışta çok yoğunmuşta bilmem neymişte vs vs…İşine o kadar saygısı olmayan ve müşteri memnuniyetini öylesine takmayan bir adam ki, arayamadığı veya mesaj atmadığı için özür dilemek yerine gayet sinir bozucu tarzıyla konuşmaya devem etti. Yine bi sinirlerim tepeme çıktı ama sesimi çıkarmadım, “bugün en geç saat üçe kadar size mesajla haber vericekler çekim saatinizi” dedikten sonrada mesajın gelmemesi üzerine  artık sinirlerim kontrol edilemez haldeydi. Saat üçü geçtikten sonra tekrar aramam üzerine mesajı gönderdi ve çekim ekibini aradım. Deniz bana telefonda saat beşe doğru çekimi gerçekleştirebileceğimizi söylerken, çekim ekibinin bu durumdan haberi daha yoktu!! Neyse adama derdimi anlattım gelebilecekleri en erken saatte gelmeye çalışcaklarını söyledi.Tüm cumartesi programımın içine edildikten sonra sinirlerim tavan yapmış bi şekilde çekimi tamamlamayı başardık.Oh sonunda rahatladım artık Çarşamba günü kesin elimde olur derken daha sinir bozucu ve stresli bi süreç başladı. Tabiki Çarşamba günü video elimde olmadı, defalarca aramalarım sonunda telefonu açma zahmetinde bulunan Deniz özür dileme gereği dahi duymadan “Venüs hanım  Venüs hanım endişelenmenize gerek yok biz ayda 3000 tane film çekiyoruz yarın kesin elinizde olucak teknik arızadan dolayı ilerleyemiyoruz, internet bağlantımız çok yavaş” diye zırvalamaya başladı. Kendime şaşıracağım derecede sakin kalmayı başararak telefonu kapattım, tahmin edilebileceği üzere Perşembe günüde videoyu göndermediler. Tüm bunlar olup biterken bi kere dahi mail veya telefon yoluyla haber vermeyip, aksaklık konusunda bilgi vermediklerini söylememe gerek yok heralde! Anlayamadığım tarafta işlerini internet üzerinden yapan bir firmanın üç gün boyunca internet bağlantısıyla ilgili sıkıntı yaşaması!!Artık umudu kesip hatta dolandırıldığımı falan düşünüp adamı o sinirle aradım, doğumgününden iki gün önce gelcek video hala piyasada yok, sinir katsayım max düzeyde ama adam benden gergin, “sizin iş ahlakınızdan şüphe duymaya başlıyorum artık hiç bişey söylediğiniz gibi olmadı deyince” önce adamla şiddetli bi tartışma yaşadık.Sanki çok haklıymış gibi "siz bana ne demeye çalışıyorsunuz "diye çemkirmeye başladı. Yine özür dilemek yerine "isterseniz paranızı geri gönderebilirim, bu şekilde bi lafı bana nasıl söylersiniz"lerle devam eden konuşmamız en sonunda gün içerisinde videoyu göndereceklerini söylemesiyle sonlandı. Lütfedip akşam sa altı buçuğa doğru videoyu gönderebildiler. Kendim izlemeden direk sevgilime gönderdim, zaten izlesemde sonucun ne derece beni tatmin edeceği yaşadığım onca sinir harbinden sonra çokta umrumda değildi. Arayıp” sevgilim bana bi mail geldi ama yoldayım bakamıyorum, sana yönlendirdim sen bakarmısın benim yerime” bahanesiyle aradım, mail açtığı andaki ilk tepkisi “manyaksın sen” demek oldu. –erkekler ve sevinme replikleri-  Ne düşündüğünü söyleyememe şaşırıp kalma, kahkahalarla gülme durumları falan=) 
O an çok mutlu olmamıza acayip eğlenmemize rağmen, videoyu izlediğimde benim yazdığım diyalogların dışında kendilerinin koyduğu yörük şiir ve şarkıları, klarnet sesini duyunca şok oldum. Sevgilim “herşeyi sen mi yazdın tatlım, son şiir biraz yörük geldi bana” deyince hafiften bozulup çaktırmamıştım ama ne demek istediğini izlediğimde anladım. Videonun sadece bir kaç dakikalık kısmı istediğim gibi olmuştu, geri kalan kısmında kendilerinin daha önce çektikleri ve her şeye uyarlanabilecek  cümlelerle tamamlamışlardı. Özellikle yaklaşık dört  dakika süren "seninle yaşlanalım" mesajı veren çizgi film en saçma sapan kısmıydı. Benim seçtiğim şarkının dışında, nefret ettiğim Yusuf Güney'in bi şarkısını arka plana yerleştirmeleri de beni şoka sokan diğer saçmalıklar arasında. Bi daha Burden Production mı ASLA! Umarım yazımı pek çok insan okurda, ne tarz bir kurum olduklarını anlarlar. Ben böyle sorumsuzluk böyle disiplinsizlik görmedim, zaten ekşi sözlükte de yazıcam bunu!

Yazıyı okuyup sosyal medyada paylaşan olursa çok sevinirim, 1 kişi fazladan nasıl bi organizasyon olduklarını öğrenirse kardır benim için!


7 Ağustos 2012 Salı

Just a note to say!











Veeee haftanın neredeyse ortasından herkese selam =)
Bu hafta çok ama çok heyecanlıyım, cumanın gelmesini adeta iple çekiyorum. Bi yerinde duramama hali, ya istediğim gibi olmazsa düşüncesinin yarattığı panik havası, esrarengiz olmaya çalışıp olamamalar, bu halimle eğlenip alay etmesi falan falan..=) Sürpriz yapmak,  sevdiğim birinin mutlu olduğunu görmek ne kadar keyifli bişeyse bu süreç boyunca herhangi bi ipucu vermeden  sessiz kalabilmek de bi o kadar eziyet benim için! Böyle durumlarda hiç renk vermeyen insanlara kimi zaman gıpta ediyorum. Mesela ben birine bi hediye aldım diyelim, illa o gün vermem lazım mümkün değil bekleyemiyorum. Ama bu kez sınırlarımı zorlamak konusunda kararlıyım! En iyisi bu konuda bi süre daha hiç konuşmamak;)
Cuma akşamı beybitom Gülşahlayız, daha geçen haftadan bu haftayı planladık ve kaçıncı kez planı revize ettik bilmiyorum=) Geceyle ilgili detaylar bi sonraki postta yer alıcak, şimdilik detay veremiyorum maalesef. Aylar önce yine bi gece Taksimdeyken karnımız ağrıyana kadar güldüğümüz o günü hatırladıkça hala kahkahalarla gülesim geliyor, hemen Cuma olsun. Dişi kaplanımız Emine’de “gelin oluyorum part 5749557854”  sayılı hazırlıklarından sıyrılıp nefes alabilirse eğlencemize dahil olucak=)
Cumartesi sabahı da erkenden kalkıp spora gitmek niyetindeyiz, bu ara sağlıklı yaşam, fit vücut, dengeli beslenme konusunda kafayı yemiş bulunuyoruz=) Serseri Gülşah application sekmesine bide spor modunu ekledi tam benlik oldu şuan. Cuma gecesi kaçta yatarsak yatalım ertesi sabah erkenden kalkılacak, hafif bir kahvaltının ardından doğru spora gidilecek. Hiç kaytarmadan yapılan 45 dakikalık cardionun ardından, fitness bölümüne geçilecek (herhangi bir grup dersi de olabilir) ve hemen ardından havuzda seri bi kaç tur attıktan sonra hamamda keyif yapıcaz=) Yenilenmiş ve parlamış bir şekilde salondan çıktıktan sonra akşamki iftar menüsünü nasıl rahatlıkla yerim o tartışılır. Akşamda Recep, cözde, tuçe, Gülşah, ben ve tabiki sevgilim spartacus hep beraber iftar yapıcaz, Allah affetsin oruç tutmuyoruz ama iftar yapıyoruz. Allah affetsin dedim yalnız, “bence bunun için günah yazmıyodur yüce tanrım” demedim. Buda beybitom Gülşaha dipnot olsun=)))
Cumartesi akşamı güzel bi kafade oturup oyun oynayasım var bide benim. 3-3 harika bi tabu iddiası dönebilir mesela, yada başka bi oyun. Bu ekibi seviyorum ne zaman bir araya gelsek acayip eğleniyoruz <3
Bu ara çok fena alışveriş yapasım var, eksiklerim tükenmiyor tükenmiyooooooor. Hiç sinirlenme Spartacus bu ihtiyaçlar belirli filtrelerden dolayı oluşuyoooooooooor =))
Yarın akşam şirketin motivasyon yemeği var, bana o kadar uzak ki acayip üşeniyorum, o kadar mesafe gittikten sonra motive olamam ki ben!  Hiç gitmeyip zaten zorlukla toparlamaya çalıştığım motivasyonumu hiç kışkırtmasam diyorum.
Kışkırtmak derken, Gülşahla adeta vitrine yapışırcasına baktığımız ayakkabılar %50 indirime girmiş, gözüme gözüme girsin diye de “ ikincisi 1 tl” diye kossskocaman yazı yapıştırmışlar cama. Her gün ordan geçip gözüm vitrine takılırken iradeli davranmak adına sarfettiğim çabayı görseniz “amaaaaan Venüs nolucak yani al bi tane daha, hemen bunlar çok güzelmiş” dersiniz. Dersiniz dimi gerçekten??
Gitme zamanı, Venüs için  yemek vakti=)






2 Ağustos 2012 Perşembe

=))

Enerjimin top noktasına ulaştığı seviyedeyim bugün, haftanın bitimine iki gün kala iş hayatına tekrar adapte olabildim. Güneş, kum, deniz, minik kaçamaklar falan derken İstanbul iyice çekilmez bi hal aldı benim için, Pazar günü yazlıktan adeta ağlamaklı döndüm buraya. Mızmızlanarak başladığım haftanın bitimine doğru keyfimin yerine gelmesindeki en büyük etken sevgilim Spartacusun sürprizi=) Bi kaç haftasonumuzun değişmez aktivitesi olan alışveriş turlarından sonra çaktırmadan yapmış olduğu analiz sonrasında çok sevimli bi kombin oluşturmuş. Bazen çok saf olduğumu düşünüyorum, hediyelerimi açarken sorduğu soruların hepsi teker teker aklıma geldi çünkü=)
Üç hafta önceki alışveriş günümüzden kesitler, bana ayakkabı bakarken:
S: 38 numaramı giyiyorsun canım sen?
V: Evet hayatım çoğunlukla 38, nineweste bazen 37,5 oluyor ama kalıpları küçük olanlarda 39 aldığımda oldu.
S: Conversede kaç numara giyiyorsun mesela?
V: 38
S:Kedsler peki?
V: (bide saf saf açıklama yapmaya devam ederek) Oda aynı, hatta son aldığım tommy ve sebagolarda 38.  Aaa çantalarda indirimde bi de çanta alsam mı acaba??
S: Hangisini beğendin, hangi renkleri seviyorsun??
V: Çantada renk takıntım yok aslında, ninewestin çoğu çantasını beğeniyorum.
S: Bence şimdi çanta alma, hem daha bikini falan alıcaksın onlara öncelik verelim.
Bu diyaloğun arkasından en azından ayakkabıyı almış olmanın mutluluğuyla mağazadan ayrılırken aklım hala çantalardaydı. Sonra sevgilim için yeni alternatifler oluşturmaya odaklandım. Kendisi tercihini basic model, slim fit düz renklerden( genelde siyah-gri-koyu yeşil-açık mavi) yana kullanır, illa o tişört kollarına oturacak belinden fazla potluk yapmıycak ve kaslı vucüt görünecek:P Beş yıldır tanıyorum üzerinde lacoste yaka tek bir tişört görmedim! Bende erkekte bu tarz tişörtleri çok severim, uzun ısrarlarıma dayanamayıp seçtiğim bi kaç tanesini denedi, sağına baktı soluna baktı, beğendi ama çaktırmıyor=)) Ben tabi verdim gazı “aaa sevgilime ne kadar çok yakıştı, kesin alalım bunları hem biraz değişiklik olsun, hem sende beğendin bence??”  cümleleri sonrasında biri daha gömlek tarzı iki adet lacoste yaka tişörtle soluğu kasada aldık. Mağazadan çıktığımızda beğendiğini itiraf ederken “ bu seçimleri senin yapmış olduğun hemen fark edilecek”diye eklemeyi unutmadı=)
Sonra şort ve terlik bulabilmek için epeyce dolaştık, gerçi alacağımız şeyi ben ilk görüşte bulmuş olsam da kendisi biraz daha gezip alternatif oluşturmak niyetindeydi. En sonunda “offf tamam en güzeli oydu, gidip en iyisi onu alalım” deyip şimdi şort ve terliği aldı. Tam kasada ödemeyi yaparken ben bi tanede ayakkabı beğenmiştim.
V: Sevgilim bak bu ayakkabılar çok güzelmiş, hem indirime girmiş bi denesene belki sonra alırız.
S: Yok tatlım nasıl olsa şimdi almıycam o yüzden denememe gerek yok, hem sana bikini alıcaz daha.
Görevli: Beyefendi deneyin siz isterseniz ödemenizi bekletebilirim.
S:Yok yok şimdi almıycam ödemeyi yapıyım ben.
V: Yaa dene işte belki ben sana alırım sonra en azından kaç numarasının olduğunu görmüş oluruz.
S: Peki tamam deniyim o zaman, hangisi olsun? Gerçi hiç giydiğim tarz bi şey de değil bu.
V: Çok güzel bunlar, şortların ve yeni aldığın mavi pantolonun altına çok güzel olur. Bak bu mavi ekose desenliyi dene bence.
S: Tamam bundan deneyelim. (bi kaç dakika sonra) Gerçekten çok güzel oldu, üstelik çok rahat ve fiyatıda uygun.
V: Bence alalım, bak geçen gün zarada beğendiğin kotu almadın pişman oldun bu da sonra öyle olucak benden söylemesi.
S: Tamam hadi bunlarıda alalım.
Görevli: Ben size ödemeyi bekletebilirim demiştim, şimdi bunun için sadece üç taksit yapabilirim.
S: İnanın almak gibi bi niyetim yoktu, neyse artık bu şekilde olsun.
Görevli: Beyfendi tecrübeyle sabittir, bayanlar bişeyi beğendiyse özellikle “hadi denesene” bi bakalım dediyse o ürün satılır. O yüzden size iki kere sordum hatta size=)
S: Tecrübeyle öğreniyoruz bana güzel bi ders oldu=)
V: =)))
Bu diyaloğun arkasından mağazadan ayrılırken sevgilim güzel şeyler alığı mutlu, çok para harcadığı için biraz şaşkındı. Ama şimdi ayakkabılarla ilgili memnuniyetini sıklıkla dile getiriyor;)
Sonrasında bana bikini bakmaya başladık ki, olayın en yıldırıcı kısmıydı sanırım. Bi insanın vucüdunda tek bi marka dışındaki tüm bikiniler mi bu kadar kötü durur. Bu dönem mali olarak epeyce bi açıldığım için daha ekonomik fiyatlı bikiniler almak niyetindeydim. Şuan aklıma gelmeyen pek çok markanın 50 tane bikinisini denedim sanırım, yok ama hiç birini beğenmiyoruz. Benim bikinideki olayım straplezdir, üçgen bikinilerle asla rahat edemiyorum. Arkadan bağlama olayından da hoşlanmıyorum illaki kopçalı olacak, bu bakımdan beğendiğimiz bazı modeller direk elemeye maruz kaldı zaten. Sonuç: zekinin giydiğim her modeli üzerimde harika dururken, diğerleri  ya yamuk ya geniş, ya başka bişey. En sonunda sevgilim bile en iyisi ordan alalım başka hiç biri o kadar güzel durmadı dedi=) Marin temalı çok tatlı bi bikini aldım, bu seneki kreasyon gerçekten çok başarılı, yaz sonunda kalan tüm 36 beden bikinileri almak niyetindeyim! Yedek bikini olarakta pentinin kırmızı straplez üst ve kırmızı altını aldım. Tabiki ucuz etin yahnisi olayından kopçası 5 gün sonra enteresan bi hal aldı bile.  Bu zorlu görevide başarıyla yerine getirdikten sonra, yorgunluktan ölmüş bi şekilde dolaşmaya devam ederken:
S: Sen şal takıyor musun tatlım?
V: Şal mı?? Takarımda şimdi değil, kışa doğru falan.
S: Hani böyle iki renkli oluyo genelde, severmisin öyle şeyler?
V: ( O anki yorgunlukla, bu soruyu neden sorduğunu hiç düşünmeden) Evet canım severim tabiki.
Derken alışveriş merkezinden yavaş yavaş ayrıldık. Takip eden günlerde sevgilim ayakkabı numaramla ilgili bi kaç gizli soru daha sordu, ben yine saf saf cevaplar…
Sonuç itibariyle dün akşam bu soruları neden sormuş olduğunu anlamış oldum, haftasonu  sana bi süprizim var demişti zaten=) Dün buluştuğumuzda hediyelerime kavuştum: Ayakkabı, çanta ve fular=) Hepsi birbirinden güzel, hatta ayakkabılarım şuan ayağımda, kendim almışım gibi tam oldu, üstelik çok rahat. Seçimler konusunda kardeşinden yardım almış=)Tabiki çok mutlu oldum! İçimden geldi deyince daha da çok mutlu oldum, böyle bi insan anca çok sevilir <3
Aaaa bu arada en sevdiğim tarzıyla serseri Gülşah comes back=)) Kısa bi durgunluk dönemi yaşayan sevgili arkadaşım eski enerjisi ve parlak fikirleriyle aramıza dönüş yaptı.1 ay sonra peşine takılıcak bi sürü beklentisi içindeyim. Bu sürüyü bi ön elemeye tabi tutma misyonu edindim. Artık belirli kurallarım var:
1-Aptallara ve çok konuşanlara tahammül edemiyoruz.
2- Tahsil durumu ciddi bir tercih nedenidir.
3- “Bu konu beni düşündürüyor” cümlesini ikiden fazla kuran adamı doğrudan eliyorum.
4- Eğlencesinde, alkolünde,aklı başında, ne istediğini bilen tipler artıları topluyor.
5- Biraz göbekli olabilir, ama “kepçe” kulak şevmiyoruz. Kulaklar önemli!
6- Ve en önemli kriter benimle iyi anlaşması gerekiyor :D
Kızlar gecesinin bir yenisini daha düzenleyesim var. Gülşaaaaaah, cözdeeeeeee, tuçeeeeeee, paçoooooooz duyun sesimi=) Hepsini özledim!
Bunun dışında işler çok yoğun, koskoca projenin artık tek sorumlusuyum. Çoooook çalışmam gerek çok!
Babamı çok seviyorum. Geçen Pazar birlikte döndük İstanbula, pazartesi akşamı da birlikte spora gittik. Resmen beni solda sıfır bıraktı, bi koşuyor ağırlık kaldırıyor falan şaştım kaldım. “Yakışıklı yorulcaksın bak” diyorum, “sen beni ne sandın, her gün 1,5 sa yürüyüş yapıyorum” deyip artistlik yaptı bana. Onunla aynı tempoyu yakalayabilmem için benim koşmam gerekiyor!
Annemi de çok seviyorum, o da bu sıra bi telaşlarda, iş kadını olma yolunda emin adımlarda ilerliyor. Cuma günü açılış var, tüm kalbim onunla umarım herşey çok güzel olur.
Kardeşimi çok özledim,  çok hemde! 5 haftadır İngiltere de ve dönmesine daha iki ay var =(
Benden şimdilik bu kadar çenem fazlasıyla düştü zaten, mutlu kalın canlarım=)

21 Haziran 2012 Perşembe

Bütün kızlar toplandık volume2


Kızlar kıza gezelim bu gece part2 organizasyonun yankıları hala devam ederken vermek zorunda kalacağımız kısa soluklu ara bizi ne kadar idare edecek bilmiyorum, aslında söylemeye gerek bile yok mü-kem-mel bi haftasonu geçirdik!  Eğlencenin dedikodunun dibine vururken patlarcasına yemek yedik, formda kalmak adına sporumuzu da ihmal etmedik ve bolca yüzdük. Minik hafta sonu kaçamağımızdan akılda kalan karelerle başlayalım o halde=)

-Ortam insanı Tuğçenin haftasonuna hazırlanması tamı tamına 12 saatini aldı. Antremanın dozunu arttırmış Venüs ve şipşak Gülşah, Gözde ve Tuğçeden önce otogarda konumlanmıştı.  Saatler öncesinden otogara gelip İskender yeme gafletinde bulunan Deniz ise yaşadığı zehirlenme korkusu yüzünden bir süre tepkisiz takıldı.  En nihayetinde beşli herhangi bi aksilik olmadan otobüsteki yerlerini almayı başardı.

-Yanımıza oturmaya tenezzül etmeyen Gülşah yanına oturan yakışıklının mis gibi ter kokusu eşliğinde adeta kendini kaybetti.

-Çatı katında yanyana uyuyan beşlinin yaptığı en büyük hata  Gözdeyi ortalarında uyutmak oldu, sabah uyandığında Gözdeden  yediği dirseğin etkisiyle sersemlemiş olan Deniz, pencerenin tam altında uyuduğu içinde soğuktan da büzüşmüştü!!! Büzüşen diğer isim Gülşah ise, Tuğçeyi kendisine siper ederek  hayatta kalmak adına yapıcağı eylemlerde ne kadar yırtıcı olabileceğini bir kez daha ispatlamış oldu. Ertesi gece yatma düzeninde ufak bi değişiklik yapmaya karar veren beşli tam uyacakları sırada aslında olması gerektiği gibi bir değişiklik yapamadıklarını fark ettiler. Sonuç: Deniz ve Gözde yine yanyanaydı.

-Gözde Venüsün çatı katına çıkan merdivenlere bayıldı ve her fırsatta “dik merdivenler”den ne kadar hoşlandığını dile getirdi, yakın zamanda “dik merdivenleri” olan, geniş çatılı,  huzur dolu, içine her girdiğinde “bu benim dünyam” diyeceği bir evi olmasını diliyoruz.

-Yeni öğrendiği 101 oyununda da zekasını konuşturan Venüs ve ortam insanı Tuğçe mükemmel bir ekip oldular. Deniz ve Gülşaha karşı tek yürek bir mücadele veren ikili rakibi adete ezdi. -70 e 1000 gibi bir skorla üstünlüklerini ispat ettiklerinde, Deniz kör talihine küsmüş, Gülşah ise sinirini çaktırmadan cool tavırlar sergileme beşindeydi.

-Tatilin en kilit diyaloğu “bir iki üç, ooo yeah” , “sakın nolduğunu söyleme”, “waooooow bi kere daha istiyorum” oldu.

-Grubun en vahşi kızı Deniz, deve güreşinde herkesi yıktı geçirdi.  Kendisine nasıl bir paçoz olduğunu ispatlama şansı verildiği için herkese minnettar olan genç kız, verdiği geçici rahatsızlıklardan dolayı özür dilerken bir kez daha teşekkürlerini sunmaya ihmal etmedi.

-Adrenalin bağımlısı Venüs, lunaparkta hem kendi etrafında hem 360 derece dönen oyuncağı görünce sevinçten havalara uçtu. Nerdeyse çarpışan arabalara binmekten korkan Deniz, Venüsün ısrarlarına dayanamayarak “tamam” der gibi oldu. “yalnızca iki dakika, bu kadarcık zamanda ne olabilirki” söylemlerine devam ederken, Venüs biletleri çoktan almış ve Denize seçim şansı bırakmamıştı.  Bu mutluluk anlarını karelemeyi sektirmeyen Gülşah ise enteresan pozlar yakaladı,  fotoğrafları gören Spartacusun hala Venüsün o anki ruh halini çözümlemeye çalıştığı söyleniyor.

-Festival dolayısıyla dolup taşan sahilde oldukça dikkat çeken beşli seçimini “Avlanan Avcılar”dan yana kullandı. Serseri Gülşahın yönlendirmesiyle 15-16 yaşındaki iki apaçinin peşine takılan ekip yeni ergenleri yerin dibine soktu. Ekibin iğneleyici sözlerinden oldukça utanan iki ergen bir daha genç ablaların peşine takılmamaları gerektiğini acı bi şekilde öğenmiş oldu. Venüsle Tuğçe olayın iyice suyunu çıkarıp kendilerine oldukça malzeme çıkardılar:
V:Avlanan avcı diye bişey var Tuğçe biliyomusun?
T: İlk defa duyuyorum, ama oldukça merak ettim.
V: Bazı akıl yoksunu insanlar boyuna posuna hatta yaşına bakmadan av peşinde koşarlar, ama avlamaya çalıştıkları kişi daha tecrübeli olduğu için avı pusuya düşürmeyi bırak kendileri avlanırlar ve av mevsimi hüsranla sonlanır=)))
T: Benzer örnekler var sanki etrafta, 15-16 yaş grubunuda kapsıyor mu bu peki??=)))
V: Her duruma her kişiye uyarlanabilir,  15 yaşında ergenlerde daha da bi sevimli oldu hemde=))
Ergenler: Artık “ablaları takip etmeyelim” diyerek uzaklaşırken arkalarından kahkahalarla gülen bir grubu bırakmışlardır.

-Gözde “içdünyamı keşfediyorum part….” Serisine bir yenisini daha ekleyerek bir hayalini daha gerçekleştirmenin mutluluğunu yaşıyor. Her ne kadar niyeti Gülşaha edip orucu Venüse bozsa da durumdan hiç şikayetçi değil=)))

-Venüs bir kez daha efsunlu kimliğine bürünerek herkesi büyülemeyi başardı, falında defalarca çıkan y harfi yüzünden dengesi bozulan Tuğçe bilimum sosyal paylaşım sitelerinde y harfinin kime ait olduğunun araştırmasını yapmaya devam ediyor.

-Gözde sevgilisini paylaşmak istemeyen Spartacus tarafından ciddi tehditler almaya devam ediyor, kısasa kısas mantığıyla hareket eden Spartacus doğru nokta atışları sayesinde bu konudaki kararlı duruşunu gözler önüne serdi=))

-Hem aşkta hem kumarda kazandığı için ekibin en şanslı ismi Venüstü ve üstlenmiş olduğu misyonu başarıyla yerine getirip herkese gerekli enerjiyi yüklemeyi başardı. Gözdenin “sen hayatımıza girdiğinden beri daha renkli bi yaşantımız oldu” cümlesinden sonra kendi hayatındaki değişiklikleri hatırlayıp bi kez daha “şansının”  farkına varan ve bu ruh haliyle “şimdi böyle hissediyorsam…”  diye düşünmeye başlayan Venüs aynı zamanda ekibin tek aşık insanıydı;)

Hayat bize güzel, mutlu kalın yavrucuklarım=)

12 Haziran 2012 Salı

Kızlar Gecesi Volume1


Venüs Production kızlar gecesine damgasını vuran 5 adet birbirinden güzel isimle karşınızda efendim.  Sabah saatlerine kadar çılgınlarca eğlenip hızını alamayan  ekip, ‘Kızlar gecesi volume2’ organizasyonu için hazırlıklara çoktan başladı. Yeni bir haftasonu planıyla eğlencenin suyunu çıkarmak niyetinde olan beşli tabiki yine Venüs önderliğinde iki günlük deniz-kum-güneş –bolca dedikodu kaçamağı yapacak.  
Şimdi mükemmel haftasonuna geri dönüp akılda kalan birkaç kareyi paylaşalım.

-Altı yıldan beri İstanbulda yaşayıp daha hiç bi pazarı görmemiş olan Venüsü, bu platformun cevherleri konusunda aydınlatma misyonunu üstlenmiş olan Gülşah görevini  başarıyla tamamladı ve eniştesi Spartacusun takdirini kazandı.

-Olanca kalabalığın içerisinde her  an çığlık atmaya hazır gezinen Venüsün hedefine odaklanması, yakaladım derken elinde patlaması ve kalabalığın arasında sıkışıp kaldığındaki yüz ifadesi  görülmeye değerdi.

-Fethiye tatilinden sonra devreleri yakarcasına çalışan Gözde ve Venüsün karşılaşma ani  adeta yürekleri dağladı. Sokak ortasında birbirlerine  sarılıp öpme olayını abartan ikilinin mutluluğu gözlerinden okunuyordu.

-Gecenin ilk dakikalarında “yaa ben üzerimi değiştirmesem mi zaten hiç dans etmicem” diyerek çekimser tavırlar sergileyen Tuğçenin, öğrendiği figürleri hadi gel sanada gösteriyim diyerek Selçuk’a öğretmeye çalışması ve hemen akabinde öğretmekten sıkılıp“dur şimdi sen çok döndün sıra bende” cümlesiyle müdahale etmeye çalışması herkesi kahkahalara boğdu.

-Serseri kimliğini her geçen gün biraz daha benimseyen Gülşah, bir gece öncesinden yapmış olduğumuz workshopun hakkını verdi ve birbirinden estetik figürleriyle  dikkatleri üzerine çekmeyi başardı=)) Yapmış olduğu ilk dansın verdiği gazla gelen diğer teklifleri de değerlendiren Gülşah kontrol edemediği omuzlarına rağmen gecenin en çok eğlenen isimlerinden biri oldu, ve latin dansları konusunda eğitim alıp ilerlemek konusunda ısrarlı.

-Latin dansları konusunda doğuştan bi yeteneğe sahip olduğunu iddia eden Gözde,  rüştünü  herkese ispatladı. Ondaki yeteneğin  farkına varan Venüsün özel ilgisini kazanan Gözde, kahkahalar eşliğinde dans ederken gecenin en  yetenekli ismi seçildi. Gözdenin içindeki tutkuyu gün ışığına çıkarma misyonunu üstlenen  Venüs jübile gecesinde latin bayrağını Gözdeye devretme kararı aldı.

-Her daim cin gibi ortada dolaşıp hiçbir detayı atlamadığını zanneden Venüs gecenin en saf ismi seçildi.  Serseri kimliğine bi de işgüzarlık ekleyen Gülşah eniştesi Spartacusle yaptığı anlaşma sonrasında  Venüsü aç bi ilaç Taksim sokaklarında gezdirip, kısa bi süreliğine ortadan kayboldu. Yatıp uyuduğunu zannettiği sevgilisini Gülşahın yanında gören Venüs o dakikadan sonra sonra gecenin en şaşkın ve en mutlu insanıydı.

- Sevgilisinin latin partisinde olduğu saatler boyunca karın ağrısı çeken Spartacus, daha önceden katılmayacağını belirttiği geceye dayanamayarak geldi. Taksim meydanında takıldığı trafik neticesinde sinir katsayısı iyice artan genç adam, yaptığı jestten ötürü gecenin en centilmen erkeği seçildi. Ayrıca hiç tarzı olmayan 90lar partisinde eller havaya konseptine de ayak uydurarak Venüsün mutluluğunu katladı=)

-Hiç bi dakikayı boşa harcamak istemeyen ve mekana girdiği anda çılgınlar gibi dans etmeye başlayan Gözdeyi bacağına giren kramp bile durduramadı. “iyiyim ben iyiyim bişeyim yok” diyerek kaldığı yerden kopmayan devam eden Gözde hala iki bacağını senkron bi şekilde kullanamamaktan şikayetçi=)

-90lar partisinde kendini bulan Gülşah ,  Gözdenin “gökdelen camı silme” dansından feyz alarak çeşitli Showlar yaptı. Tamamen bilinçsiz olarak yapılan bu Showların en dikkatli seyircileri Spartacus  ve Venüstü. Gülşahın performansı karşısında adeta büyülendiler=)

-Kızlar gecesine kolaylıkla adapte olan Tuğçe, Venüsün yeni favori ismi oldu.  “Yapacağın her türlü organizasyona varım” diyen Tuğçeyide büyülemeye başaran Venüs bir kez daha kendisiyle gurur duydu.

- Recep ve Anıl eğitmenlik konusundaki başarısıyla kızların takdirini topladı, ama maalesef sadece takdir toplamakla yetinmek durumunda kaldılar.

-Gecenin en sessiz ismi Ayşegül asil ve sakin duruşuyla gecenin en  hanımefendi kızı seçildi.

-Sabah saat dört sularında eve dönen ekip gecenin kritiğini dahi yapamadan uykuya daldı. Venüsün yatağında uyuyan Gözdenin o dakikadan sonra hayatının değişeceğine olan inancı tam!

-Genç erkekleri peşinden koşturma turlarına devam eden Gülşah, daha şimdiden bekar kalıp Venüsün “aşk çocuklarına” bakma kararı aldı- buradan kendine güvenen beylere duyurulur-

-Ertesi sabah Gülşah ve Venüsün hazırladığı enfes kahvaltıyı patlarcasına yiyen kızlar olanca yorgunluğa rağmen bi sonraki haftasonunu planlamaya başladılar.

Yepyeni maceralarla görüşmek üzere, mutlu kalın canlarım=)

5 Haziran 2012 Salı

Yaz Geceleri




Bugün adeta beyaz bir kelebek gibiyim, üzerimdeki tek renk mavi ojelerim ve ayakkabılarım. Birkaç gündür üzerime yapışmış olan halsizlik hissinden de nihayet kurtuldum sanırım. Hasta olduğum zamanlarda dinlenmek gibi bir adetim olmadığı için bir türlü iyileşemiyorum, kış başladığından beri kronik hastayım. Neyse ki hastalandığım zamanlarda azıcık huysuz oluyorum, sevgilim Spartacus’te nazıma katlanıyor=)
Nihayet yaz geldi ve yaz gecelerinin tadını çıkarmaya başladık, sırf bu yüzden iyileşememiş olsam da çok keyifli bir hafta geçirdim. Geçtiğimiz hafta Yıldız’ın şenlikleri vardı, okula mezun olarak gitmek çok garip. Sanki mezun olalı çok uzun zaman olmuş, sanki hiç oraya ait olmamışım gibi.  İnsan hayatının en önemli dönüm noktalarından biri üniversite mezuniyeti sanırım; konuşulan konular, paylaşımlar ne kadar değişmiş herkes ayrı bir kafalardaydı. Cool mezunlar olarak hemen konser alanına atmadık kendimizi, saat ona doğru alana geçiş yaptığımızda kalabalıktan başım döndü resmen. Sıla’nın canlı performansına bayıldım, tabi konserin asıl eğlencesi bilmediği tüm Sıla şarkılarını daha ilk nakarattan ezberleyip söylemeye çalışan sevgilimdi. İki saat boyunca kendi yorumunu kattığı şarkılarla bana serenad yaparken, hüzün dolu Sıla konserini kahkahalarla tamamlamış olduk.  Çok ayrı zevklere sahibiz, ben pop müzik hastasıyım, o ne olduğu hakkında en ufak bir fikrim olmayan ‘trash metal’ delisi, böylesine farklı iki uçken ortak paydada kesişebilmek çok eğlenceli. Sevgilim bana göre on kat daha uyumlu, sırf ben seviyorum diye Sıla konserine gelip ‘sıkıldım, gidelim, hiç tarzım değil…’ cümlelerini kurmadan eğlenebildi, ben onun gitmek istediği konserlerden birine eşlik etmeye çalışsam onun kadar başarılı olacağımı hiç zannetmiyorum=) Konserden sonra, Gamze-müstakbel görümce:P- ve sevgilisiyle birlikte Bebekte waffle yemeğe gittik, eve döndüğümde saat 01.30du, duş alıp yattığımda sa 02.00yi geçiyordu.  Ertesi gün işyerinde öğlene kadar kendime gelememiş olsam da hiç mızmızlanmadım. Fiziksel rahatsızlıklar dinlenince geçer , Tanrım neşemizi bozmasın;))
 Çarşamba akşamı da yıllardır canlı performansını dinlemeyi çok istediğim Şebnemin konseri vardı. O akşam şenlik alanına kurulan mini lunapark ve şans oyunları sayesinde inanılmaz eğlendim, çocukluğumdan beri lunaparklardaki atraksiyonlu oyuncakların hastasıyım. Gerçi Disneylandta test ettiğim birkaç hız treninden sonra burdakiler  adrenalini istediğim seviyeye çıkarmıyor ama olsun, şimdi Bostancıya gideceğimiz günü dört gözle bekliyorum.  O akşam sanş oyunlarından yana da yüzüm güldü ve at yarışında birinci oldum, oynadığım en komik oyunlardan biri desem abartmış olmam. Bir platformun üzerinde 10 tane yanyana dizilmiş at var, her atın kullanıcısı elindeki topları belirli bir mesafedeki deliklerden geçirmeye çalışıyor, her isabetli atışta at belirli bir miktar ilerliyor. Oyunun asıl bomba kısmı yarışın spikeri misyonundaki adam, ne olup bittiğini ne konuştuğunu anlamıyorsun zaten, diller bir karış dışarda herkes deliklere konsantre olmuş falan. ‘ Veee yarış tamamlandı dört numara kazandııııı’ diye bağırıyor deli gibi, ben farkında değilim dört numara olduğumun, sonra bi sevindim  ‘dört numara beniiiiim’ diye=)) 15 tl kazanmış oldum, o kadar hoşuma gitti ki kesin kumara meyilim var benim=))Tabiki bu başarım kendi aramızda abartıldı da abartıldı,  yarım sa boyunca nasıl kazandım ama diye şımardım durdum=)) O akşam beybito Gülşah ve paçozda vardı, patlayana kadar yemek yedikten sonra konser alanına geçiş yaptık. Şebnemin de canlı performansı çok başarılıydı, her nekadar 1 sa geç çıkmış olsa ve biz konserin sonuna kadar kalamasakta gerçekten keyif aldım.
Pazar akşamıysa olayın suyunu çıkardık resmen, Gülşah gecelerin serserisi olma misyonunu üstlendikten sonra hayatı daha hızlı yaşar olduk. Saat 21.00da Cemil Topuzlu Açık Hava Sahnesi’ndeki tiyatro etkinliğiyle başlayan gecemiz gece sa 03.00 sularında mecburi nedenlerden dolayı eve dönmemizle son buldu. İstanbul Efendisi adlı müzikal oyunu izledik, Açık Hava Sahnesine ilk defa gidiyorum ve çok beğendim atmosferini. Oyun da iki sa kırkbes dakika sürdü ve gayet başarılıydı.  Sonrasında Taksime bu kadar yakınken birşeyler içmeden eve dönmek olmaz diyen beybitomu kırmadık ve Taksime çıktık. Gökhan’a birşeyler içelim demek yeterli, sevgilim zaten uyumlu, benim serseri enerji patlaması yaşıyor, bende çok istekli değildim zaten eve dönmeye, sonuç olarak Gökhanın yön bilgisine güvenmemem gerektiğini gözardı ederek peşine takıldık. Kısa bir Cihangir turu atıp aradığı mekanı bulamamasından sonra, alaylı tavırlarımıza maruz kalsada sonunda oturacak başka bir yer bulduk=) Oturduğumuz mekanda artık kapatıyoruz diye hesabı getirmeseler  kalkmaya niyetimiz yoktu, çok güzel bir gece geçirdik. Ertesi sabah haftanın ilk iş günü olsa da, ben yine ‘uykusuz her gece..’ modunda takılsamda yine olsun yine yaparım. Zaten almış olduğumuz son kararlar doğrultusunda Pazar gezmelerinin sayısı artacak bundan sonra.
Büyük buluşmaya sadece üç gün kaldı, hemen haftasonu gelsin istiyorum. Organizasyon için hazırlıklara şimdiden başladık=) O halde kızlar gecesi için geri sayım başlasın!
Venüs kaçar, mutlu kalın canlarım:*

dinlenir:
 http://www.youtube.com/watch?v=ZaI2IlHwmgQ&ob=av3e

23 Mayıs 2012 Çarşamba

Venüs bülten2



Günaydınnnn! Bugün hava çok  güzel, içimde inanılmaz bi enerji var. Hani bazen çok güçlü hissedersin sanki üstesinden gelemeyeceğin hiç bişey yokmuş gibi, aynen öyle hissediyorum şuan=) Enerjinin, mutluluğun paylaştıkça çoğaldığına inanıyorum; o yüzden nasıl hissettiğimi söylemekten çekinmiyorum hiç.  Mükemmel bi ailem, Hero gibi bi sevgilim ve hangisini daha çok sevdiğime karar veremediğim dünya tatlısı arkadaşlarım var, keyfim çok yerinde!
Zaman böylesine hızlı geçerken yüzümü güldüren kesin yazmalıyım dedirten bir sürü şey oldu, tüm detaylar aklımda olmasa da kısa notlar halinde yazmak niyetindeyim=)
*Fethiye tatilimiz çok bombaydı!! Öyle böyle kalıcı etkiler bırakmadı üzerimizde, daha doğrusu benim perspektifimde değişen fazla bişey olmadı ama beybitolarım Gülşah ve Gözde için milat niteliğinde=)) Gülşah mesela bildiğin serseri olup çıktı başımıza, genç erkeklerin gönlünü çalıp pas vermemeler,   ergenus bu ya hiç tarzım deyip alay etmeler, bi ‘koyver gitsin’ yaş 24 hayat bana güzel psikolojisi falan.. Gözde içinse bu tatil iç dünyasına yaptığı bi keşif yolculuğu niteliğindeydi, hem kendine hem bizlere içinde ne tarz bi cevher barındırdığını ispatlamış oldu. Tatilin en eğlenceli kısmı, olur olmaz şeylere delicesine gülerken aklımıza gelen herşeyi sansürlemeden paylaşmamızdı tartışmasız. Aslında edebi içeriği daha yüksek bi tatil postu yazıyo olmak isterdim, ama bu anlamda aklımda kalan fazla bişey olmadı. Yanlış anlaşılmasın bu benden kaynaklı bi durum değil, entelektüel birimi kıt olan rehberimizden kaynaklı bi durumdu=)) Tur boyunca mecburi birlikteliğine katlanmak zorunda olduğumuz insanları da ilk bakışta deşifre ettikten sonra, kendi aramızda sessiz bir sözleşme yapıp kimseyle muattap olmama kararı aldık. Dolayısıyla tur grubu ve gezdiğimiz yerlerden bahsetmek yerine  tatile damgasını vuran cümleleri ‘noname’ olarak paylaşmak niyetindeyim.

- neeee yorgun musunuz hem de daha otobüse binmeden öyle mi?? Son iki sa aktivitelerimi dinle o zaman……… üstelik hala hepinize yetecek kadar enerjim var, cevap: ahahahaha çok pis gaza geldim manyaksın sen yaa=))
-ooouuuv su buz!! Resmen büzüştümm!! Cevap: bi dahaki sefere ……
-sanırım artık en büyük hayalimi seninle paylaşabilirim, öyle bi erkek hayal ediyorum ki…. Cevap: ahahaah sen cidden level atladın=))
-benimle tatile çıkmanın en güzel tarafı bu: gak deyince çay guk deyice kül tablası, başka bi talebi olan kızlar?? Cevap: bunu benimde öğrenmem lazım=))))
- söylediklerimi tek bi cümlesini atlamadan yaz, altına da ‘just me’ diye eklemeyi unutma, imzamı atıcam=))) Cevap: Ahahah deli bu yaa, cidden yazıyım mı şaka mı gerçek mi anlamadım??
- Pasha grubumuza doğru bakarak ‘sizde çirkin şansı olacaktı’ dedi ve ekledi ‘kobra takipte’ =))))
-Sevişmeyin lan aile var! Cevap: hani nerde sevişgenler=)))
- Bak eğer şimdi koşarak bu suya giremezsek bir yıl boyunca…. Cevap: ahahah bu çok kötü bi iddia=))
-havlu hırsızı değiliz biz!!!! Cevap: üzülme tatlım sen gel terli koltukaltlarıma – eylem buydu ama cümle tamamen benim hayal gücüm-

Kesinlikle geçirdiğim en keyifli tatillerden biriydi, hatta daha İstanbula dönmeden planlar yapmaya başladık, haziran sonuna doğru bizim yazlığa kısa bi kaçamak yapalım diyoruz,  daha çok var gerçi ama şimdiden seviniyorum. Bunun dışında yine aynı ekiple 9 hazirana denk gelen hafta sonu için bi organizasyon planımız var. ‘İç dünyamı keşfediyorum part2’ başlıklı organizasyonumuzun başrolü Gözde=)) Cuma akşamı şarap eşliğinde başlayacak olan dedikodu seansı, ertesi sabah Gülşahın marifetleri konusunda bizi etkilemeye çalışacağı kahvaltı seansıyla devam edecek, belki Gözde benim için krep yapar, bende her zamanki gibi onları eğlendirirken ayak işlerine yardım ederim=)) Hemen akabinde soluğu Taksimin efsunlu falcılarından birinde alırız, akşamda latin partisi için yapılan süslenme seansının ardından sabaha kadar dans dans dans=) Pazar günü artık kaçta uyanırız bilmiyorum ama sabah kahvaltısını ben hazırlıycam yavrucuklarıma=))

*Haftaya Yıldızın şenlikleri var, normalde pek şenlik delisi değilim ama bu sene Sıla ve Şebnem Ferah konserlerine gitmek istiyorum. Sevgilim Spartacus’e söyledim, ‘hangisine istiyosan gideriz tatlım’ dedi. Hiç kırmaz, tam bi centilmen=)

*Bostancıda bi tane lunapark varmış, ordaki bi oyuncağa biniyomuşsun seni havaya fırlatıyomuş, hatta geçen gün videosunu da izledim, çok heyecanlı!! En yakın zamanda gitmek istiyorum, en son Disneyland’ta binmiştim adrenalini tavan yaptıran trenlere, bu sefer sevgilimle gidicez hemde!!

*Ne zamandan beri tiyatroya gidemez oldum, Gökhana verdiğim sözü de tutamadığım için epeyce utanmıştım. Haftaya pazar Cemil Topuzlu Açık Hava Sahnesi’nde ‘İstanbul Efendisi’ adlı oyunu izliyoruz, beybito Gülşah ve sevgilimde gelicek bizimle, dün biletleri aldım. Oyun iki sa kırk beş dakika sürüyomuş, sevgilimin tiyatro alışkanlığı pek yok, film delisi o. Umarım omzumda falan uyuyup kalmaz=))

*Kursumun bitmesine yalnızca altı hafta kaldı, şu havalarda böylesine planlar yaparken kursa gitmek gerçekten çok büyük özveri, neyse ki az kaldı hem kurs bittiğinde yaz tamamen gelmiş olucak. Şimdiden tatil planları yapmaya başladık, o kadar seviniyorum ki! Bu yaz kesin çok renkli geçicek=)

*Çok tatlı bi şey geldi aklıma, hemen yapmak istiyorum aslında ama şimdi yapıcak olsam istediğim etkiyi göstermicek.  Aklıma gelen herşeyi anında uygulayan bi insan olduğum için nasıl sabredicem bilmiyorum, bu benim içinde sabrımı test edebilmem açısından çok büyük bi sınav olucak;)

*Bu sıralar hayatımda milat niteliğinde değişiklikler oluyo,  daha çok kısa bi zaman önce ‘yok artık ben bunu kesinlikle yapmam’ dediğim şeyleri keyifle yaparken buluyorum kendimi. Hiç kasmıyorum, yaşadığım anların hepsi öylesine doğal geliyo ki sanki aslında olması gereken şey hep buymuş gibi hissediyorum.  Garipsemeden şaşırıyorum kendime=) Şu günlerde en zevk aldığım şey değişimi izlemek sanırım, ben değişiyorum, o değişiyo ve biz bu durumdan mutlu oluyoruz=)

Şimdilik bu kadar, mutlu kalın=)