16 Mart 2012 Cuma

Hallet-i Ruhiye2

Baharın gelmesini ve havaların ısınmasını dört gözle bekler oldum. Bu yıl kış insanların enerjisini sömürüp, hayatı zorlaştırmak adına  elinden gelen herşeyi yaptı. Hal böyleyken sabahları uyanmak, kat kat giyinip işe gelmek tam bi eziyete dönüştü, camdan dışarı baktığımda yağmur kar görmekten  gına geldi artık, fakat tüm bunlar beni depresifleştirmek yerine yeni arayışlara itti. Kendi kendime küçük küçük takvimler oluşturup, keyifli planlar yaptım. Hatta bazıları için resmi adımlarda atmış bulunuyoruz ki bu yüzden keyfim acayip yerinde=)
Venüs hayatından yeni kesitleri keyifle sunar..
*Ajan gibi sokağa çıkmama rağmen bu kış o kadar çok üşüdüm ki, ne zaman uzaklara dalıp gitse gözlerim ben diyim Çeşme siz deyin Bodrum düşler oldu. Hayal ediyorum ama gitcek zaman mı var sanki diye düşünürken öğrendim ki 23 nisan pazartesi gününe denk geliomuş ve üstelik bu kutlu gün tatil oluyomuş bizde de .İşte o an ki sevincimi tarif etmem mümkün değil. Kafaya koydum yani, ya gidicem ya gidicem. Hemen bilimum kankilerle bu bilgiyi paylaştıktan sonra, bi kaç sa içinde organize olduk. Böylelikle  “Deniz-Venüs-Gülşah-Gözde” muhteşem dörtlüsü  olarak küçük bi zaman-eğlence-maliyet araştırması yaptıktan sonra Fethiyeye gitmeye karar verdik.  Saklıkent, Ölüdeniz, Belcekız,  Fethiye, Göcek….. gezicez de gezicez yani=) Otele tıkılıp kalmak istemediğimiz için bu tarz bi tura katılmaya karar verdik, canım sıkıldıkça gitceğimiz yerlerin resimlerine bakıyorum, bi sürü hayal kuruyorum falan. Kız kıza tatil, en sevdiğim! Dırdır yok, trip yok, kafa ütüleyen yok, ölümüne eğlence ölümüne eğlence. Pazartesi beybitom Gülşahla ödemeyi yaptık biz, hatta alışveriş listesi bile yapmaya başladık, daha çok var demeyin zaman su misali bi bakmışsın 20 nisan=) 
*Spor yapmayı ne kadar özlediğimi her fırsatta dile getiriyodum zaten, fakat elimde olmayan nedenlerden dolayı bi türlü kayıt yaptıramadım. “Kendi ayakları üzerinde duran bi bayanım” ben havalarım  ve iş yerimin Allahın unuttuğu bi yerde olması faktörleri devreye girince kredi kartımın elime ulaşması epeyce bi zaman aldı.  Sonra çok sevgili kardeşim benimkinin ödemesini de senin karttan yapalım deyince bu kez de ablalık damarım tuttu, kredi kartımın limitini arttırmak istedim, bir sürü telefon bir sürü başvuru, bekleme süresi zart zurt derken epeyce bi vakit kaybı yaşadım ve babamın kartını kullanmadığım için pişman oldum . Neyse ki havaların bu denli kötü olması sadece bu açıdan epeyce bi işime geldi.  Artık akşamları iş çıkışı ve haftasonu sabahları Kanyon Mac’teyim . Salon çok ferah , her yer tertemiz özetle beğendim, sevdim orda saatlerimi geçirebilirim. Spora başlama fikri bile acayip iyi hissettiriyo şuan=)
*  Tam istediğim gibi tiyatroya, sinemaya daha fazla vakit ayırmaya başladım. Paçozla gittiğimiz tek kişilik oyundan sonra o mecraları da ne kadar özlediğimizi farkettik, üzerine Gökhanın centilmen daveti de eklenince Salı günü Levent Kırcanın harika bi oyununu daha izlemiş olduk. Bu arada merak edenler için paçozla gittiğimiz tek kişilik oyunun adı “Kendine Kendine Konuşmaktır Aşk”tı. Bi “Kral Dairesi” tadında olmasa da- bizim en beğendiğimiz oyun- bu oyunu da sevdik, izlenir yani.  Levent Kırcanın Azınlık adlı oyunuysa tek kelimeyle mükemmeldi, hepimiz çok etkilendik. Hatta oyundan sonra kulise geçip tanıştık kendisiyle, tebrik ettik teker teker.  Kozyatağı Kültür Merkezinde sahne alıyo oyun bu arada, salonda gerçekten çok güzeldi, Atlas Pasajındaki daracık koltuklardan ve doğru düzgün görünmeyen sahneden sonra KKM’de tiyatro keyfi harika  bi deneyim oldu. Çokça teşekkür ediyorum Gökhana tekrardan=) Bi sonraki tiyatro organizasyonu ben yapıcam, artık ciddi ciddi takip edicem fırsat sitelerini çünkü biletleri 23 tl ye almış, yerimizde gerçekten çok güzeldi. Bunun dışında geçtiğimiz pazar akşamı Onurla klasiği bozmayarak yine bi romantik komedi izledik, kendisi tam bi centilmen gibi davranıp bu konudaki seçimleri hep benim zevkime uygun yapıyo, ama bu kez o da baya eğlendi, sanırım beraber seyrettiğimiz en güzel romantik komediydi=) Başrollünde Reese Witherspoon oynuyo, filmin adı da “iyi olan kazansın”. Romantik komedi sevenler için kesinlikle tavsiye edebileceğim bi film.
*Tabii ki hep eğlence, gezmece tozmaca planları yapan bi insan deilim , kariyer anlamında da ilerleme kaydedebilmek adına Sql Ve Oracle kursuna başladım bu hafta, 16 hafta sürecek ve ilk haftası çok keyifli geçti. Uzunca bi zamandır beklediğim için de eğlenmiş olabilirim kursta bilmiyorum, bi de bi kaç tanıdık isme denk gelince daha da güzel oldu. Gerçi benim çok akıllı ve yakışıklı özel bi hocam vardı ama  disiplinli bi çalışmanın daha yararlı olacağına karar verdim=) Bu da yeni takvimim 16’dan geriye saymaya başlıorum eğer sonuç istediğim gibi olursa en güzelinden bi ödülü hakettim;)
Şimdilik bu kadar, mutlu kalın canlarım=)

12 Mart 2012 Pazartesi

Hayatım boyunca sadece bi kere aşık oldum. Üzerinden çok zaman geçti nasıl bi duygu olduğunu unuttum aslında ama ne zaman aşka dair bişeyler konuşulsa onunla yaşadıklarım aklıma gelio, “o” değil ama. Onu unutalı çok oluyo çünkü.  Hatta arada sırada  denk geldiğimiz de çaktırmadan ona bakıp “bu adama mı bu kadar aşık olmuştum ben ne garip “diye geçiriyorum içimden. Hayat gerçekten çok değişken, yıllar önce onun bigün yanımda olmaması ihtimalini düşündüğüm an bile gözlerim dolarken şimdi apayrı yerlerdeyiz. Bu gece bana bunları yazdıran şey de yine  yıllar öncesinden kalan bi fotoğraf. Aynen film karesi gibi,  sürekli not tuttuğum minik bi ajandayı arayıp bi yandan da kitapların arasındaki fazlalıkları temizlerken kucağıma düşen parlak bi kağıt parçasının ne olduğunu anlamadım ilk anda.  Ne olduğunu anlayınca da “nerden çıktı ki şimdi bu” diye düşündüğümü, sonra epeyce bi süre fotoğrafın içinden bana gülümseyen yüzlere takılıp kaldığımı hatırlıyorum. Önce ikimize baktım; çimenlerin üzerinde oturuyoruz karşılıklı, ben bişeye kahkahalarla gülüyorum oda biraz tehditkar birazda küskün bi tavırla bakıyo bana, aramızda bi karış mesafe var. O kadar mutluyuz ki o an, elimde olmadan o günü saniyesi saniyesine canlandırıyorum kafamda. Onu nasıl kızdırdığımı, beni tehdit etmesini, sonra sarılıp ne kadar sevdiğimi hissettiğimi falan..  Sonra başka günleri daha hatırlıyorum,  sonra başkalarını derken;  koşarak ona sarıldığım her an “bi insan bu kadar sevilemez”diye aklımdan geçirdiğim günlere  , bana yazdıklarına, olur olmaz zamanlarda pat diye karşıma çıkmalarına, tanıştığımız güne kadar uzanıyo listem. Tekrar fotoğrafın içindeki beni seyrediyorum, öylesine mutlu öylesine aşık ki gözlerinin içi parlıyor, bişey söylemesine, fazladan  tek bir cümle kurmasına gerek yok..
Bi daha kimse bana bu şekilde hissettiremedi, neden bilmiorum  ki belki de beni ondan çok daha fazla seven insanlar çıktı karşıma ama bişeyler hep eksik kaldı, ve ben hep “onu” değil ama onunla birlikte yaşarken hissettiğim şeyleri özledim, “benim” bişeyler hissetmemi yani.. Nerdeyse üç yıl süren bi ilişkinin ardından doğru ayarı bi türlü tutturamıyorum, her zaman bi “ama” var hayatımda. Çok tatlı biri aslında ama…, bişeyler hissediyorum sanki ama…, herşey çok güzel başladı aslında ama….. gibi.  
Bu kadar sanırım söylemek istediklerim, sevgili evrenden aşık olma limitimi doldurmamış olmayı dileyerek bu gecelik yazacaklarıma son noktayı koyuyorum.
Venüs kaçar, iyi uykular herkese=)

11 Mart 2012 Pazar

Çilek kokulu Venüs

Çok hızlı bi o kadarda keyifli bi haftaydı, doğum günü kutlamalarım  sona erdi ve bu yılda sevdiğim, özlediğim herkes doğum günümü kutladı, tahmin edebilceğiniz gibi uzunca bi teşekkür yazısı olucak bu=)
*ilk teşekkürüm bi ömür beni çıldırtma misyonunu üstlenmiş hayatımın en güzel rengi, neşe kaynağım, münferit durumlarda sinirle üzerine atlasamda beni dakikasında etkisiz hale getirebilen, ev arkadaşım, sırdaşım, hukuk kürsülerinin çapkın ve genious avukatı canım kardeşime..
*bir sonraki dünyanın en sevimli, en komik, en yakışıklı, en sevgi dolu adamına, yani babama. O kadar çok seviyorum ki ben onu, normal bi sevgi değil yani=) bana bakarken gözlerinin parladığı anı görmek tarif edilemez bi his gerçekten.
*bir sonraki hem böylesine tatlı huysuz olup hemde kendini bu kadar sevdirebilen, en kıyamadığım, kalbimin ayrı bi köşesi anneme, çok seviyorum onu da=) Asıl o iiki var!
*bi sonraki ananeme, yemeklerinide kendisini de özledim çokça!
*bi sonraki sanki başıma bi tanesi yetmezmiş gibi avukat olcam bende die tutturan hukuk kürsülerinin dişi kaplanı, enteresan hediyeler ve fikirler konusunda akıl almaz bi zekaya sahip, aldığım en sevimli en duygusal hediyenin mucidi manevi kardeşim berçeme.. Hediyeyi açtığım an, her minik notun bende uyandırdığı o mükemmel his.. gerçekten çok mutlu oldum, çok kreatif bi çalışmaydı =)
*bi sonraki ailemizin sağlık danışmanı Songül abla ve mizah anlayışıyla hayatımıza apayrı bi renk katan Remzi amcama (İstanbulda’ ki manevi ailem olurlar kendileri, çokça seviorum ikisinide)
*bi sonraki benimle ilgili hiç bi detayı atlamayıp sürekli yüzümü güldüren, Tekirdağa her gidişimde en az annem kadar beni şımartıp sevdiğim yemekleri, pastaları yapan  Gülçin Teyzeme ve beni sürekli fıstığım die seven Apo amcama=) İkisinede bayılıyorum, ii ki varlar!
*bi sonraki hayat enerjine hayran kaldığım, en çılgın fikir ve dileklerin sahibi bi tanecik bircan teyzeme! Onunda kalbimde apayrı bi yeri var=)
*bir sonraki yine annemin ekürisinin vazgeçilmez isimlerinden  stil danışmanım Hayriye teyzeme, her alışverişe çıktığında almam gereken topuklu ayakkabıları listeleme misyonu edindi kendine, yerim=))
*bi sonraki yıllarca kendime örnek aldığım, şimdide mükemmel bi baba olarak  kardeşim ve yaş grubuna örnek olmaya devam eden Emin abime ve eşi Türkan ablaya
*Bi sonraki bu yaşıma gelmiş olsam da beni hala çocukmuşum gibi seven halacığıma
*Bi sonraki sakin duruşunun ardında enteresan bi mizahsen barındıran, sabrının ve kimi zaman rahat tavırlarının hastası olduğum teyzeme. Tabi eniştemi de atlamam lazım, gece sa 11 de arayarak yapmış oldukları kutlamada arkadan gelen müzik seslerine öyle bi tav oldu ki, karar verdim geldiklerinde onları da çıkarıcam gece gezmelerine =)
*Bi sonraki aile organizasyonlarının vazgeçilmez ismi, duruşuna hanımefendiliğine hayran olduğum filiz teyzeme ve Cerene-çokta sevimli bi hediyeyle geldiler=)-
*Bi sonraki Ramçooooo bak geliorum bu haftasonu bunları bunları isterim die gönlümce şımarabildiğim Ramçoya ve eşi Mine Ablaya- so chicten mükemmel bir yüzük almışlar ki bana,bayıldım.takmaya kıyamıyorum-
Ve sıra geldi arkadaşlarımaaaa
*İlki tabiki canım benim ladesim bi tanecik arkadaşım Türkerime! Bu yıl yanımda yoktu, -askerde olduğunu daha öncede yazmıştım-ama en duygusal anı onun hediyesini açtığımda yaşadım sanırım, nasıl mutlu olduğumu tarif etmem imkansız! Bana kargoyla hediye göndermiş, paketi açarken bildiğin ağlamaklı oldum, bi de içine küçük bi not eklemiş. Çok seviyorum onu çok! Çokta özledim, bi gelsin ne kutlamalar yapıcam, nasıl şımartıcam belli değil=)
*Bi sonraki tabiki paçozuma, onun için söylencek bişey bulamıyorum zaten, o kadar ben gibi bende o kadar onun gibiyim ki. Zaten bi hafta sonrada onun doğum günü, ikimizinde epeyce şımarıklığı üstünde!! Paçoooooz seni de çok seviyorum lan!
*Bi sonraki nerdeyse saat başı “biliomusun Venüs ii ki doğdun, Venüs bişey diyimmi ii ki doğdun, nice senelere , bence var ya sen ii ki doğmuşsun….” Diye nerdeyse 30 tane mesaj atan duygusal kaçık pınarıma. Onuda çok özlüyorum, zaten bu yıl öyle bi dilek tuttum ki hepsi 2013 yılında 25. Yaş günümü kutlarken yanımda olucak=)
*Bi sonraki “hallederiz tatlım sorun değil” felsefesiyle dört yıldır yüzümü güldüren , yine gönlümce şımarabildiğim ve “biliosun ki bendeki  limitin epeyce bi yüksek” diyerek kalbimi fetheden onurcuğuma. Bu yıl bi değişiklik yapıp saat 12de attığı güzel mesajıyla koskocaman bi artıyı kaptı benden=)
*Bi sonraki yıllardır bana ilk defa güzel bi mesaj atan hayatımın ayrı bi rengi Kubiye, benim ona küserek,onun benimle dalga geçerek geçirdiğimiz onca yıldan sonra bu mesaj şok etkisi yarattı=)) –doğum günün kutlu olsun tatlı cadı bana küsebileceğin nice güzel yaşlar olsun-  Ben “başbelasının biri doğmuş bugün ama yinede seviorum kendisini”tarzında bişey beklerken kubi bana tatlı cadı dedi ya artık ölsemde gam yemem. Kubi bloğumdaki profil kısmında beni anlatan yazar bu arada.
* Bi sonraki lise ekürimin vazgeçilmez insanı, en güzel anılarımızın akla gelen ilk ismi Ouzcum ve sevdiceği Cansuya.
*Bi sonraki tanıdığım en masum, en sevimli, en zarif insan Burcuma, o da çok ayrı çok özel yere sahip bende. Birlikte geçirdiğimiz onca senenin ardından kalbimdeki yeri hiç eksilmeyen insanlardan kendisi.
* Bi sonraki müthiş gözlem yeteneği, durum tespitleri ve dahice cevaplarıyla kalbimde çok kısa sürede yer etmeyi başarmış, “spontane plan nasıl yapılır” kitabını birlikte yazacağımız ve uzun yıllarda hayatımda olacağını hissettiğim beybitom Emineye.  Bambaşka renkler, yepyeni fikirler, kahkahalarla dolu saatler=)) Bi de doğum günü hediyesi olarak body shoptan çilekli vücut bakım seti almış bana, yerim onu ben yerim. Şimdi mis gibi çilek kokuyorum, bu yıl en sevdiğim hediyeler sıralamasında ilk üçte!
*Bi sonraki yine kısa zamanda pek çok güzel an biriktirdiğimiz kuzucuğum Gülşaha, ilerleyen günlerde çok sağlam yazıların ikinci kahramanı olmaya aday dünya tatlısı bi kişilik kendisi. Şimdi detay verip deşifre olmalıyım öhöööm=))
*Bi sonraki  yine gece sa 12de telefonda uzunca bi kutlama yaparak bana bi sürü güzel dilekte bulunan, sıkıntılı anlarımın en büyük destekçisi, herhalde nazıma en çok katlanıp bunu da olanca komikliğiyle anlatarak karnım ağrıyana kadar beni güldüren Serdara
*Bi sonraki birbirimizi gazlama konusunda adeta yarışa girdiğimiz “koyver gitsin yaaeee biz mi düşüncez “ felsefimin en tutkulu destekçisi, tanıdığım en yetenekli ve yakışıklı gitarist Sinana
*Bi sonraki tam sekizde olmasa- sabah sekizde doğmuşum- da bi kaç dakikalık gecikmeyle kutlamayı yapan keyifli sohbetlerin ve kültürel aktivitelerin akla gelen sempatik ismi Gökhana
* Bi sonraki üniversitenin ilk yıllarında tanıyıp kopmadığım, hala keyifli gece eğlencelerinin, sabah kahvaltılarının eğlenceli partneri olan ve küstüğüm zamanlarda gönlümü almasını çok iyi bilen centilmen isim Emreye –ona da tribin kralını yapıyorum-
*Bi sonraki tikican zeka küpü jönümüz Hüseyine
*Bi sonraki en large en meraklı ekürim algıya, onunla ilgilide söylencek çok şey var aslında ama deşifre olmayalım=)) her eve bi tane algı lazım ama, çok göresim var kendisini!
*Bi sonraki bu yıl kutlama yapmayı unutup benden milyon defa özür dileyen , tabiki de hiç kırılmadığım ve kırılamayacağım dünya tatlısı insan Alpere. Bak Alper söz veriyorum havlar ısınsın organizasyonun kralını yapıcam=)
*Bi sonraki yine yılların eskitemediği isim Cana
*Bi sonraki bu kafayla yıllarca müzmin bekar kalıcak olan duygusal romantik Olcaya, ahhh uygun biri olsa ben yapıcam bahtını ama yok ama yok=)
*bi sonraki beklenmedik bi isim Çınara, birbirimizi defalarca ekmemize rağmen kutladı doğum günümü çokça teşekkürler..
*Bi sonraki kadrolu eniştem Tekine
*Ve son teşekkürümde yine beklenmedik bi isim, sportif kişilik Onura, her ne kadar telde ilk ada sesini tanıyamasam da çok mutlu oldum aramasına=)
Sanırım bu kadar, unuttuğum kimse kalmadı=) Bunun dışında facebook, twitter , Hotmail üzerinden kutlama yapaman herkese de teşekkürler=)
Seviorum hepinizi kalın sağlıcakla=))))
p.s: dürüst davranmak gerekirse onları pek kutlamadan saymıorum aslında;)

p.s2: çok uzun zaman önce yazmıştım aslında ama yayınlamayı unutmuşum=)

8 Mart 2012 Perşembe

Dağda açan çiçek şehirde büyümez.

Sonunda uzun zamandan beri yazmam konusunda baskı uygulanan yepyeni bi konuyla karşınızdayım canlarım. Arka arkaya erkekler konusunda yazdığım bi kaç posttan sonra çok sevgili arkadaşlarımla aramızda geçen  “tamam Venüs yazdıklarında haklılık payın var”, “haklılık payı mı??”, “yaa tamam yani çoğunluğu doğru demek istedim”, “çoğunluğu mu doğru??”, “offf  yaa tamam hepsi doğru, hatta itiraf ediyim çokta eğlendim okurken” diyaloglarının ardından hepsi kız tipleriyle  ilgili başından geçen hikayeleri anlatıp ama bunları da yazmalısın diye ekleme yapmayı ihmal etmedi=) Olaya bakın ki yakın çevremde de literatürümü epeyce genişleten bi örnek olunca artık cinsiyet ayrımcılığına son verip yazmak farz oldu, uzunca bi süredir bu konuyla ilgili yazcak epeyce şey biriktirmeme rağmen mental olarak hazır değildim yazmak için, sonuçta hemcinslerimi al aşağı eden utanç verici hikayelerden bahsetmek çokta kolay değil;)
Üzülerek belirtiyorum ki bu tarz “kız tipleri” türedikçe erkek milletinin götü kalktı, evlilik bana göre değil, hem gerekte yok hal böyleyken, zaten kadınlara güven de olmaz diye  iyice zırvalamaya başladılar. Dürüst davranmak gerekirse haklılık payları yok değil. Dinlediğim birbirinden farklı hikayeler sonrasında kadınları belirli başlıklar altında toplayamayacağımı farkedip sınıflandırma yapmaktan vazgeçtim, ve tamamen kamu yararını gözeterek en tehlikeli türü bilinmeyen yanlarıyla anlatıp hepinizi aydınlatmak niyetindeyim. Yazımın başlığından da anlayacağınız üzere ailesinin yanından büyük şehre göç eden kızın hikayesini anlatıcam sizlere, ooo çok klişe dediğinizi duyar gibiyim ama bu kız gerçekten üzerinde aylarca analiz yapılsa dahi son noktayı koyamayacağınız cinsten! Hımmmm öncelikle ona bi isim verelim, bu post boyunca adı Jaws olsun;)
O halde Jaws’tan bahsederek başlayalım da senaryo iyi kurgulansın kafanızda. Allah günah yazmasın ama Jaws çirkin bi kız, oldukça iri ve uzun boylu, pırasa gibi dümdüz saçlı, bakımsız mı bakımsız paççoz gibi bişey. Zannedilenin aksine içine kapanık, herkesin kandırabileceği saf salak bişeyde deil, hani genelde şehirde açamayan çiçekler bu tarz olur ya bu bildiğimiz türlerinden  değil yani. Yalnızca beş adet duyu organı olduğu konusunda beni şüpheye düşeren  enteresan bi kişilik kendisi, çünkü kalıbımı basarım daha fazlasına sahip. Mesela kafatasının arkasında bizim göremediğimiz iki gözü daha ya da avuçlarının içerisinde birer adet fazladan burun barındırıyor olabilir. Çünkü ne iki adet göz o kadar erkeği aynı anda görüp her birine mavi boncuk dağıtmaya , ne de bir adet burun yiyip içilebilecek herşeyi adeta bir dedektör gibi taramaya yeter. Özetle Jaws’un  tek zaafı erkekler değil, boğazına da epeyce bi düşkün. O kadar ki erkeklere karşı mı  yemeklere mi, yoksa yemek yemeyi seven erkeklere mi ya da kendisine sürekli yemek yediren erkeklere karşı mı zaafı var o kısmını çözemedim, biz genel olarak yemeklere ve erkeklere zaafı olduğunu söyleyebiliriz. Atlamadan belirtmem gereken diğer bi ayrıntı da Jaws’ın iki yıllık bi ilişkisinin olması ve sevdiceği askerden dönünce nişanlanıcak olmaları! Bu yazımın sonunda ilişkilere bakış açınız komple değişebilir beyler, adeta paranoya sahibi olabilirsiniz benden söylemesi. Eğer sevgiliniz varsa ve askere falan gitmeyi düşünüyosanız  sevgilinizi yanınızda götürmeyi  ya da onu tüm iletişim araçlarından uzak bi yere kilitlemeyi düşünebilirsiniz. Her neyse bu noktada takdiri size bırakıp gözlemlerimi paylaşmaya başlıorum.
Öncelikle Jaws bu kadar dalavereye kafası basmıcak kadar normal, hatta saf diyebileceğimiz bi tipe benzio. Onu bu denli tehlikeli yapan en önemli özelliği de bu zaten. Yani bak suratına asla demezsin bu kız askerdeki sevgilisini sallamayıp sabah saat altılara kadar sadece bi kere gördüğü delikanlılarla gününü gün ediyodur, üstelik telefonlarını dahi kapatıyodur diye. Normal ve eğlenceli tavırlarına tav olarak bu da çeşit olsun diye aramıza aldığımız Jaws tehlikeli bi geyşa çıkınca adeta şok üzerine şok yaşadık. Olayların nasıl nüksettiğinden bahsediyim biraz..
Organizasyon amacını ilerleyen günlerde anladığımız Jaws oldukça kalabalık bi eğlence düzenlenmesine ön ayak oldu, organizasyona dışardan dahil olan Avlanan Avcı’da  doğal avlanma ortamının kekliği rolünü üstlenerek mükemmel kareyi tamamladı. Kader bu kez ağlarını yanlış örmüş, avlanmak niyetiyle bulunduğu ortamda avlanan olma misyonunu benimsemesine sebep olmuştu. Gözüne kestirdiği kızlardan tel numarası, mail adresi gibi iletişim bilgileri edinmeye çalışan Avlanan Avcı umduğunu bulamayıp hüzünlere dalmışken esas kızların ortamdan ayrılmasıyla Jaws kendini sahneye attı. İki bira eşliğinde yaklaşık 15 dakikalık bi sohbetin ardından Jaws ona mail yerine tel numarasını vermeyi tercih etmiş, Avlanan Avcı’nın koluna girerek avına iyice yaklaşmayı başarmıştı. Herkes bu samimiyeti garipseyip olanları alkolle bağdaştırmış, kimse o gecenin ardından haftada üç defa buluşup flört edeceklerini, tüm haftasonlarını beraber geçirerek bir çiftin yapabileceği herşeyi yapmak isteyeceklerini tahmin etmemişti.  Avlanan Avcı sayesinde her yeni güne adeta yeni gelin edasıyla başlayan Jaws’un yüzünden gülücükler eksik olmuyor bıkmadan usanmadan birlikte ne kadar güzel vakit geçirdiklerini anlatıp duruyordu.- bu arada askerdeki sevgiliye yol verilmediğini ve bi kenarda süs bitkisi gibi bekletildiğini dipnot olarak belirtiyim-  Birlikte yapılan sabah kahvaltıları, akşam yemekleri, gece eğlenceleri- en çok kahvaltı noktasına takıldım ben- zart planları zurt planları derken Avlanan Avcı dehşet miktarda paralar harcamaya başlayıp genç kızımızı büyülemeye devam ediyordu.
Jaws’un “ yaaaa Avlanan Avcı yaaaa  canım kestane istiyo yiyelim miii, rakı balığa gidelim mi, midye bira canım istiyoooo, mis gibi de  pizza kokmuyomu yaaa, ayyy hep sen mi ısmarlıosun böylede olmaz kiiii- tabiki hesap ödemek için hiç bi girişimde bulunmadan-, bilmem nerde eğlenelim mi…” zırvalıklalıkları her geçen gün katlandı da katlandı. Fakat Jaws mavi boncuk dağıtma olayını abartarak Avlanan Avcı’nın arkadaşlarını da beğenip onlara da kur yapmaya başlayınca ilişkileri anlam veremediğimiz başka bir  boyut alarak oldukça değişti.. Avlanan Avcı Jaws’la gününü gün ederken yeni bi keyif daha edinmiş herkesin içinde Jaws’la kafa kırmaya “aa onu da beğendi benim küçüğüm, gene kimde gözü kaldı “ die dalga geçmeye başlamıştı. Neyse efendim alan memnun satan memnun derken  askerdeki sevgilinin   duruma ayılır gibi olmasıyla Jaws gerçek dünyaya beton gibi bir iniş yaptı. Haftasonu sevgilisi yanına gelicek diye kendisini arayacak pek çok erkeğe sakın bu haftasonu beni arama mesajını atarken bir tek Avlanan Avcı’yı es geçen Jaws bunun bedelini fena ödedi. Telefonda suç unsuru oluşturabilecek tüm delilleri yok eden Jaws’un planları gecenin bi köründe Avlanan Avcı’nın aramasıyla alt üst oldu. Zaten haftasonları kapanan telefonlar yüzünden gerginlik yaşayan çift bu olayın ardından tekme tokat bi kavgaya tutuştu ve asker sevgili hesap sormak için olaydan sorumlu olarak gösterilen Günah Keçisini aradı. Tek sucu Avlanan Avcının arkadaşı olmak olan Günah keçisi “sen beni bilmiomuydun nasıl tanıştırdın onları, nasıl bi insansın sen……” tarzında cümlelerle ağır hakaretlere maruz kaldı. Neyse ki canım arkadaşım elemanın askerde olmasını göz önünde bulundurarak olayın aslını anlatmak yerine “o gece orda bi sürü kız vardı, sadece senin kızarkın buluşup görüşüosa bunu ona sormalısın” diyerek işin içinden efendice sıyrıldı. Ben olcaktım var yaaaaaaaaaaaaa…,neyse. Günah Keçisinden sonra aynı atarlı tonla Avlanan Avcı’yıda arayan asker sevgili karşısında kendisinden daha atarlı bi eleman görünce geri vites yapıp sevgilisinin anlattıklarına inanmayı tercih etti.  Tahminimce kendini aklamak adına olayı Günah Keçisi’ne ve bizlere patlatan Jaws, kim bilir yediği nanelerin üzerini örtmek için neler neler dedi bizim hakkımızda. Pislik!
Ertesi gün sözde! utanmış bi şekilde yanımıza gelip sözde! özür dileyişleri ise tam çileden çıkmalıktı yani. Sözde hatasını anlamışta sevgilisi olmadan yaşayamazmışta, döndükleri gibi nişanlancakmışta,  onu kaybetceğini anlayınca çok korkmuşta, mış mış ta mış mış yani. Karşımızda timsah gözyaşları dökerken durumla ilgili gerçek düşüncelerimi beyan etmeden duramadım. Aslında Avlanan Avcı’yla devam edebileceğini bilse zerre kadar düşünmez bi kere dahi arkasına bakmadan basar giderdi, adım gibi eminim bundan, ama baktı ki tutmıycak yalanlarla gözyaşıyla eski sevgiliye sardı yine ağlarını. Hayır yani sevgilisi bununla ilgilenmese sorunlu bi ilişkisi falan olsa bi nebze anlayışla karşılayabilcem olanları, ama böyle bişeyde yok! Üstelik tek peşinden koşturduğu insan Avlanan Avcı’da deil, onun arkadaşları, dışardan başka insanlar, restorantlarda barlarda gözüne kestirdikleri…Liste uzar da uzar yani. Uzaktan baksan kız gayet normal ama içerde nemfomanyak bi geyşa yatıyo bildiğin. Düşünün ki sevgilisiyle konuştuktan 30 sn sonra “yaaaaa …. Çok tatlı deil mi yaaa, takip etsek mi?? Bizde gitsek mi onun gittiği yere??” cümlelerini kurabilen bi kişilik. Bu kadar olay oldu, belki uslanır falan dedik ama olaydan bi hafta sonra sevgilisini uyutup konsere gitme planları kuruyodu, ben başka bişey anlatmayıp yorumu sizlere bırakıyorum!
Evet maalesef böyle kızlarda var, ama onların böyle olmasının suçlusu yine erkekler. Yani şimdi o çocuk onun zırlamalarına göz yummayıp tekmeyi bassaydı kıçına o zaman  gerçekten ders alır bi daha da kimseye böyle bişey yapmayı götü yemezdi çok affedersiniz. O yüzden benden sizlere bi öneri, eğer şüphe duyuyosanız mutlaka üzerine gidin ve  altından bu tarz şeyler çıkarsa da affetmeyin, bu noktaya gelen ilişkide gurur olmalı çünkü. Bi sanş daha vermek en büyük yanılgı bence, dışarda kendisine verilecek ilk şansı bekleyen çok daha kaliteli insanlar var emin olun! Gerçi bu anlattığım biraz uç bi hikaye, kimse iki yıldır normal seyrinde bi ilişki yaşayan normal görünümlü bi kızın sevgilisini askere gönderir göndermez erkek avına çıkacağını  tahmin etmez.
Devir tehlikeli devir beyler, küçük şehirlerden büyük yerlere göç etmiş bayanları hayatınıza alırken on kez daha düşünün derim ben. Kabak çiçeği gibi açıldığı zaman kimin kokladığını anlamazsınız, hatta Jaws örneğindeki gibi bi tip çıkar karşınıza Allah korusun ayakta uyutur sizi ayakta! Yaşantısını ve çevresini sindiremeyip her gördüğü şeye atlayan,  kendini basitleştiren bi dağ çiçeğinin hikayesini dinlediniz benden, özetle dağda açan çiçek şehirde büyümez diyerek yazımı noktalandırıyorum.
p.s:  Post başlığı ve nicknamelerin isim annesi minnoşumuda bu platformdan koskocaman bi teşekkür. Dahice fikirleri ve yaratıcı gözlemleriyle insanları deşifre etme konusunda bana öğreteceği çok şey var;)