9 Temmuz 2013 Salı

İyiki doğdun beybito !!

 
 
Aslında herşey iki ayrı takımda, rakip koltuklara oturmamızla başlamıştı. Ayrıntılarını çokta hatırlamadığım son mülakatımızda, söze gereğinden fazla atlamayarak kuul takılmayı tercih etmiştim, biri daha vardı ve onunda ‘bitse de gitsek’ havasında oturduğunu farkedebiliyordum. O masada oturan altı kişiden geriye kalan iki kişi olduğumuzu 10.10.11 tarihli ilk iş günümüzde anlamıştık.
İçeri girdiğimde tanıdık bir sima görmenin rahatlığıyla yanına oturdum, ne kadar güzel bir kız ama fazla sakin diye düşündüğümü hatırlıyorumJ
O günün üzerinden paylaştığımız şeyleri düşündüğümde hem çok uzun, hem çok kısa bir zaman geçmiş gibi. (birini çok sevdiğimde hep böyle hissederim zaten)
En içten ilk paylaşımımız bana ‘seni mülakat günü gördüğümde çok ukala ve havalı bulmuştum, özellikle mülakat sonrası rahat bir ayakkabı giyiyim ben dedikten sonra giydiğin dolgu topuk ayakkabıları hiç unutmıycam=))’  dediği gündü sanırım. Hatta bunun üzerine topuklu ayakkabı giyemediğinden, yürümekte zorlandığından falan şikayet etmişti.. Şimdi mi?? En büyük ortak zevklerimizden biri birlikte ‘topuklu’ ayakkabı alışverişine çıkmak=))
Zaman geçtikçe o benim ukala ve havalı olmadığıma, bende onun aslında düşündüğüm kadar sakin olmadığına kanaat getirmiştik. İşte bu ince çizgiyi aştıktan sonra yapmamız gereken bir sürü şey olduğunu fark ederek planlar yapmak çok keyifliydi.
Özellikle tek tabanca çak bir bira haydi dağıtmaya sloganlı fethiye tatilimiz sonrasında tükenmeyen bir plan yapma istediği oluştu ikimizde =))
Biz her organizasyon sonrasında ne kadar mükemmel bir ikili olduğumuzun farkına varırken, etrafımızda bu durumu kıskanan düşman kuvvetleri de yok değildi. Düşman kuvvetlerini geri safta bırakıp, ciks yaşantının getirdiği terimlerden ve alışkanlıklardan arınmamız da kolay olmadı =))
Ne kadar çok ortak noktamız var dediğimiz günlerde yine bir ortak noktamız olduğunu çevremizdeki aydın görüşlü insanlar sayesinde keşfettik. Pek çok kişi birbirimize çok benzediğimizi, hatta ilk bakışta ayırt edemediğini ve hatta kardeş olduğumuzu düşündüğünü söylemeye başladı. İlk başlarda hadi yaa gibi tepkiler verirken, hatta bunu söyleyen kişileri aklımızda tutmaya çalışırken baktık sayı gitgide artıyor,  birlikte çekildiğimiz resimleri inceleyip hakkikaten benziyoruuuuuz demeye başladık.(İnceleyen gözlerden allah razı olsu, ahahaha=))
Onu bu kadar sevmemin nedeni sadece birlikte çok eğleniyor olmamız değil.
Mesela canım sıkkın dememe gerek kalmadan ruh halimi deşifre edebilen çok iyi bir sırdaş.
Mutlu olduğum anları aynı coşkuyla yaşayan mükemmel bir arkadaş.
Çok düşünceli ve zarif. Kalbi çok geniş ve bütünleştirici. Birbirinden güzel insanları bir araya getiren en tatlı keşişim noktası.
Çok anaç ve koruyucu. Hasta olduğumda dedikodu yapmaya gelip birşeyler yemeye zorlayan tam bir psikopat.
Birde kötü adamların korkulu rüyası, sahip olduğu hassas dedektörler sayesinde kötü adamları püskürten oldukça kuvvetli bir savunma mekanizması var. Ekürimize dahil olacak sevgili adayların öncelikle bu mekanizmadan hata almadan geçmeleri gerekiyor.=))
Ve bugün onun doğum günü, çok içten iyi ki var dediğim ender insanlardan biri.
Onun gibi mükemmel bir arkadaşa sahip olmak büyük şans.
Seni çok seviyorum beybito, mutlu yılar=)
 
Pc: Sende benim gibi mikemmel bir arkadaşa sahip olduğunun farkındasın tabii ki :P

6 Mayıs 2013 Pazartesi

İlişkiler üzerine bir röpörtaj vol.1


Selam canlarım. Bugün şimdiye kadar hiç yapmadığımız bir konseptle karşı karşıyasınız. Son yazmış olduğum post üzerinde yapmış olduğumuz kritikler sonrasında kadınları soğutan 5 erkek tipi büyük beğeni kazandı. Yine bir kamu yararı gözeterek yeni yazarımız Aykızla bu konuyu bir söyleşi havasında yeniden ele almaya, eksik kalan noktaları onun gözünden tamamlamaya karar verdik.

Merhaba Aykız, ne var ne yok?

Aykız: merhaba Venüsçüküm. Mükemmel tespitlerinle beni yine etkilemeyi başardın. Birilerinin bu gerçekleri dile getirme zamanı gelmişti. Bir çok arkadaşımdan yazıyı okuduktan sonra ' evet iştem tam da bu madde bana uyuyor şeklinde tepkiler aldım. Bana sorarsan neredeyse tüm maddeler bana uyuyordu ve bu konudaki fikrimi soracak olursan her bağyan fani bu maddeleri teker teker tadacaktır=)

Venüs: Beğenmene sevindim Aykızım en parlağım. Bildiğin gibi bu postu oluştururken hepinizin yaşadıklarından birer parça katmaya çalıştım. Lakin yazdıklarıma ekleyeceğin ilginç şeyler olduğu kaanetindeyim??

Aykız: Evet eksik bi kaç tür daha var, maddelerin arttırılabilir sanırım??

Venüs: Tabii ki, hatta yaşadığın örnekler üzerinden gitmen çok daha keyifli olacaktır.

Aykız: Bilim adamları her gün yeni bir böcek türü buluyor, bende her geçen gün yeni bir türde adamla karşılaşıyorum

Venüs: ahahahaha, bende senin özel yaşantında olan değişiklikleri şaşkınlıkla izleyenlerdenim. Bize bahsedeceğin yeni tip için kullanacağın anahtar cümle ne peki ??

Aykız: hmm bu tiplerin biri için ' bu yaşıma kadar her boku yedim şimdi düzgün bi kız istiyorum' diyebiliriz. Kısacası “dalgalandım da duruldum” ekibi bunlar, ki bu grubun duruldukları konusunda ciddi anlamda şüphelerim var.

Venüs: Bu kötü birşey mi Aykız, yani genelde durulan erkek tercih edilen adamdır, sanırım ... muş gibi yapan kesimden bahsediyorsun??

Aykız: canım benim sen git yıllarca önüne geleni boş çevirme otur bide bunları anlat ben şöyleydim böyleydim diye, en sonunda da ama artık değiştim de. Oldu bebeyim bende yedim.

Venüs: Aynı bokun laciverti diyorsun yani
Aykız: Can çıkar huy çıkmaz venüsüüüüm

Venüs: Fakat gerçekten böyle olan adamlarda var onların hakkını yememek adına durulan ve durul-muş gibi yapan arasındaki farkı nasıl ayırt edebiliriz. Genç kızlarımızı bu konuda vereceğin tavsiyelerin var mı?

Aykız: tabii ki tatlım, elbette erkeklerin olgunlaşma süreçlerini düzgün tamamlayabilmeleri adına geçirmeleri gereken ne yazık ki bir abazanlık dönemi var. Bu dönemi düzgün şekilde geçirmiş olanlar ilerde düzgün adam olma potansiyeline sahipler, ama aralarında bazılarının (genetik faktörler etkili olabilir) bu dönemi asla atlatamayacağı görüşündeyim. Peki bunları nasıl anlarız? Oturup size değiştim diyipte, eskiden şöyleydim böyleydim diye anlatırken keyiflenip böbürleniyorsa aman yavrum uzak durun.

Venüs: Ne demek istediğini anlıyorum, özellikle kaşı gözü düzgün tiplerin yaptığı birşey bu. Kuul olduklarını sanıyorlar ama ki bu tavırların sonu hep müzmin bekarlık.

Aykız: Yalnızlık diyelim, asla mutlu olmayı başaramayacaklar. Üzülüyorum bunlara aslında ama kişilik meselesi

Venüs: Başına gelen bir örnekte var yanılmıyorsam, ne hissettiriyor bu durum sana?

Aykız: Dediğim gibi onun için üzülüyorum aslında çünkü biliyorum ki bu kafayla hiç bi zaman mutlu olamayacak, gerçi şöyle bi durumda var ciddi anlamda dalgalanıpta durulmuş birini de tanıdım, sevdim de ama bu durumda onların her zaman iyi birer aday olduğu anlamına gelmiyor..

Venüs: Uzunda bir ilişkin oldu, seni bile yaydan çıkarmış bir insan evladı apayrı bir tip olarak değerlendirilebilir aslında?

Aykız: Hatta dalgalanıp direk durmuş birini de tanıdım, ahahah diyorum ya çok fazla örneğim var. Yanlış anlaşılmasın ama çok kabarık bi aşk listem kesinlikle yok.

Venüs: Gözlem yapmak için kabarık listeye gerek yok, eğer bir adam bünyesinde birden fazla öküzü barındırmışsa ister istemez söyleyecek çok şeyi oluyor insanın.

Aykız: ah kesinlikle, bak bide şu tipler var. Bi gün oturur konuşur dersin ki aşkından geberiyor çocuk.3 gün geçer, o lafları diyen sanki hiç o değil. Değişik tavırlar saçma sapan hareketler, bu tipe de hiç tahammülüm yok. Bunlardan da çok var, ciddi anlamda sayıları azınsanamaz şekilde fazla!!

Venüs: Bu tipi de tek bir cümleyle tanımlarsın cicim?

Aykız: 3 gün aşığım 4. gün mala bağladım tipleri bunlar

Venüs: daha güzel bir tanım olamazdı :)) Peki ya sosyal paylaşım siteleri üzerinden ilanı aşk edenlere ne diyeceksin?

Aykız: ahhh onlar yok mu onlar, kaç yaşına geldiniz ya?? Bi büyüyün bi adam olun, hani nerde cesaretiniz, bu tarz şeyler ortaokulda olsa bile artık dalga konusu.

Venüs: Ben sosyal paylaşım üzerinden yapılan bu tür serenadların arkasında başka şeyler olduğunu düşünüyorum açıkçası. "bu kız benim adam olun" imajı yaratmak istiyorlar olabilirler mi sence de?

Aykız: Tabii bilinçaltındaki amacım bu olma ihtimali oldukça yüksek, pek işe yaramıyor ama =)

Venüs: Bi de yaptığı şeyi geri alanlar var. Aynııı ilkokul bebesi gibi.

Aykız: Pişman oldu ablası belki =)

Venüs: Hayır kuzucum, beklediği coşkuyu bulamadı zaatialleri, kendisi kitleleri peşinden sürüklemiş yıllarca e hatun kişi de koşsun bi zahmet! Bulunmaz hint kumaşı ya kendisi..

Aykız: ah bu nasıl zihniyet cidden anlamıyorum, kimileri beni geri zihniyetli bulabilir bu konuda ama bu tarz durumlarda erkeklerin kovalayan olması gerektiği kanısındayım

Venüs: bende aynı şeyi düşünüyorum, olay rolleri değişmeye giderse sonuç beyleri daha çok rahatsız etmez mi sence de =))

Aykız: Kaldı ki beni önemsediğini hissetmediğim bi adamın kaşına gözüne niye vurulayım böyle kızlar yok mu elbette var ama bir baba atasözü derki 'aşk geçer mantık kalır'. Yani tatlım beylere tavsiye mantıklı olun =)

Venüs: Evet sadece mantıkta yetmiyor, tutarlı olmakta çok önemli.

Aykız: 3 gün de aşk böceği de olmasınlar ama bu tür de istemeden soğutuyor kendinden
  • ·         1.gün senden etkilendim
  • ·         2.gün seni özledim
  • ·         3.gün seni seviyorum
  • ·         4.gün sana aşığım
  • ·         5.gün hayatımın kadınısın
  • ·         6.gün evleneceğim kadını buldum
  • ·         7.gün de bi biz konuşalım diyip genelde KİB BYE diyoruz

al sana bi ilişki bi haftada nasıl biterin özeti

Venüs: Hahaha mikemmel bir örnek verdin Aykızım parlağım =)) Bu mini paragraftan çıkarılacak büyük dersler var, yeni bilgiler farklı fikirler ışığında tanımladığımız tüm erkek tipleri için Allahtan akıl, bu tiplere aşık olan kadınlar içinse “sabır” diliyorum. Son söz sende Aykız..

Aykız: Uzun lafın kısası kafanızda tek bir soru işareti bile yaratıyorsa hoşça kal demekten çekinmeyin başta diyemezseniz sonra baya zor oluyor demesi. Öperim sizi.

Venüs ve Aykız kaçar, mutlu kalın canlarım =)

30 Nisan 2013 Salı

Bir Kadını Tek Adımda Soğutan Erkek Tipleri



Bugün biraz eğlenip gevezelik yapasım var. Malum bahar geldi, hava mis gibi. Her sabah yataktan “Gitsem gidemem kalsam kalamam sevsem sevemem şaştım bu işe..” şarkısını söyleyerek kalkıyorum yalan yok:) Bana tebdili (böyle mi yazılıyordu emin değilim canlarım) hava değişimi şart. Küçük değişiklikler de yok değil, ama onlar bir sonraki postumun konusu olacak. Çok içten istediğim şeyler var. Yine mi dediğinizi duyar gibiyim, evet yine! Evrenle iş birliği yapmak en sevdiğim şey, bu seferde olsun lütfen. Hem sadece kendim için istemiyorum ki, bir sürü insan mutlu olacak dileklerim gerçek olursa, valla bak J
Bugün bir yerleme örneği okuyacaksınız kuzucuklarım, yoksa taşlama mıydı??Her neyse  bayan arkadaşlarımın konuyla ilgili onay cümlelerini şimdiden duyar gibiyim, ummm erkek arkadaşlar için ne diyeceğimi bilemedim. Gerçi bundan önceki şu ve şu yazılarımda erkekler üzerinde yapmış olduğum gözlemler belirli bir grubu da çok eğlendirmişti. Bu yazı sonrasında gelecek yorumları merak ediyorum=) Öyleyse başlayalım.
Bugünkü konumuz “Bir Kadını Tek Adımda Soğutan Erkek Tipleri”. Aşağıda yazacağım özelliklerden koşarcasına kaçacak olan örneklem 23-26 yaşları arasında, ekonomik bağımsızlığı olan, modern bir aile ortamında yetişmiş, içkisinde eğlencesinde, kız arkadaşlarımla her yer bana Paris diyen  bayan grubundan oluşuyor. Bugün beni bu kitlenin sözcüsü gibi düşünün, sevgilisi olanından olmayanına, uzaktan bakışan romantik aşıklara, kitleleri peşinden koşturandan evli olanına kadar grupta her çeşit bayan mevcut. Fazla uzattım başlıyorum:

1     1- Sakın ama sakın  10 gündür tanıdığınız kadına “BENCE EVLENMELİYİZ” tripleriyle koşmayın!!!
Bu nasıl bir mantıktır aklım almıyor. Arkadaşım neye aşık oldun bakıyım sen 10 günde, nedir seni böyle aşktan kudurtan?? Zekası mı? Yaşam tarzımı? Bakış açısı mı? Çevresiyle olan ilişkilerimi?? Şimdi  içten içten kurduğun “yok aslında ben bunların hiçbirini düşünmedim” cümleni yüksek sesle bir nükset de duyalım bebeyim. Hemcinslerimin bir kısmı” ayyy Venüs aslında bunların hiçbirini düşünmedim ama sebebini bilmediğim bir şey onda beni çok çekiyooor” tarzında cümleler kurabilir, ama senin bu kadar masum düşünmediğini ikimizde biliyoruz. Sadece çok beğendin, çok güzel buldun hepsi bu. Tabii ki bir ilişki fiziksel çekimle başlar, buna hiçbir itirazım yok. Ama 10 günde evlenelim, sana yarın bile evlenme teklif edebilirim cümleleri bize anında geri vites yaptırıyor yavrukuş. Hatta bu cümleler kızlar toplantılarında masaya yatırılıp enine boyuna tartışılıyor, sen yoktan yere göremediğin birbirinden garip surat ifadelerine, “ıyyyyyy şaka mı bu ya üç günde” tarzında birbirinden beter eleştirilere maruz kalıyorsun. Boşuna bunca tepki toplayıp, sevdiceğinin en yakın arkadaşları tarafından mimlenme gerek var mı cicim?? Bence yok, bi daha yapma o yüzden.
Not: O heyecanı yaşatın sevgilinize, acaba nasıl evlenme teklif edecek, bir sürpriz planlamış mıdır diye düşünmesine müsaade edin birazcık. Ama birazcık!! Suyunu çıkaran adamları da sevmiyoruz çünkü.

2      2- Ortada bir şey varsa armut gibi bakmayın.
Bu da beni deli eden başka bir nokta. Fazla bekletince cool olmuyorsun beybi, soğutuyorsun sadece. Öyle aylarca bakışmalar, communicater, Outlook gibi resmi adresler üzerinden “günün nasıl geçti”, “bugün pek iyi görünmüyorsun bir sorun mu var” tarzında mesajlarda  bir yere kadar. Bayıyor yani anladın mı?? Bu tipler bir de yakın arkadaşı gönderip xxx hakkında ne düşünüyorsun diye ağız yoklama olaylara girerler. Söyleyecek kelime bulamıyorum, senin gibi kendi derdini söylemekten aciz bi şahsiyet hakkında ne düşünebiliriz? Ölüyoruz,bitiyoruz cicim senin gibi tipler için. Nadir bulunanlardansın çünkü, insanı dert sahibi yaparsın. Kendini düşlerin prensi sanıyor haspam??

3      3- Sosyal paylaşım siteleri üzerinden ağlamayın
Bunu da ben mi söyliycem yaa?? Ama var yani etrafımızda böyle tipler. Bebeyim erkeksin sen yaa, cool ol azıcık.  Sen öyle bunalım şarkı sözleri, birbirinden manalı tweetler attıkça “Allah korumuş” diye dua ediyoruz arkandan. Adabıyla tut yasını, hatta üç kez buluştuğun kız için kendini bu kadar hırpaladığına değmez. Seninki de can yani.  Sen böyle ağlak ağlak şeyler paylaştığında “aman geri döniyim yaa mahfoldu çocuk” kafası oluşmuyor bizde. Dost acı söyler yavrukuş, koy şapkanı önüne düşün biraz. Valla bak bu gerçekler iyi gelecek sana.

4      4-Aşk cümleciklerinizi bir anda tüketmeyin
Üçüncü gün “seni seviyorum” nedir yaa?? Çok afedersin ama çüş yani!! Yine bir arkadaşımın başına gelen bir çok kronik bir vaka vardı. Kızcağım “ çok özledim deyip duruyor bana, bir de sen neden söylemiyorsun diye sorunca hepten daralıyorum..” tarzında serzeniştlerde bulunurken “ayy bu sana iki gün sonra seni seviyorum da der” dediğimde ne dese beğenirsiniz?? Demiş bile! Nolur bunu yapmayın. İlk günlerden herşeyi bu kadar aceleye getirip aklımıza başka şeyler getirmeyin. Neyi seviyorsun diye sorulduğunda verilecek anlamlı bir cevabınız olsun.

5      5-Şakirt isen uzak dur.
Tutmuyor bebeyim, hiç uğraşma. Yani denenmiş o kadar çok örnek var ki hangi birinin trajikomik durumunu anlatayım şimdi sana?? Evlenince hacca gitmek isteyenler mi dersin, sevgilisini cafelerde bırakıp akşam namazı kılmaya gidenler mi??  “Yani ayrı dünyaların insanlarıyız ama saygı duyduğumuz sürece ne sorun olucak Venüs?” tarzında bir soru sormayı aklına bile getirme. Beynine acı biber sürerim yoksa. O saygı hep tek taraflı oluyor çünkü, sen saygı duymayacaksın, gittiğime gezdiğime içtiğime karışacaksın bende sana ve isteklerine saygı duyucam öyle mi?? Yok yeaaa.
Bak mesela en tatlısından bir arkadaşım dün gece rüyasında görmüş beni. Muhafazakar olduğumu öğreniyorlarmış ve bütün gece bu durumu nasıl atlarız şimdi diye birbirlerine sarılıp ağlamışlar. Yarattığı dehşeti düşün bakalım sen şimdi?? Senin şakirt olduğunu öğrenirse bu rüyaya ağlayan kız ne yapar, arkasına bakmadan kaçar senden benden söylemesi. O yüzden “ACABA DEĞİŞİR Mİ”  diye düşünüp yaklaşma, sonra göte pıçağı yersin benden söylemesi. (baattin bu aralar twitterdaki yeni favorim)
Şimdilik bu kadar canlarım.
Öperim, mutlu kalın J

25 Nisan 2013 Perşembe

Aykızdan Nağmeler volume-2


Merhaba Venüs’ ün Aynası okurları. Bendeniz Aykız. Sizlere daha önceden de yazmıştım, yine yazasım geldi. Biliyorsunuz biz (kızlar) bir araya geldik mi bize her yer Paris =) Geçenlerde yine eğlencenin dibi bir organizasyon gerçekleştirdik. Bu sefer ki konsept sadece kızlar değildi. Eğlencelerin vazgeçilmez ismi Ortam İnsanı Tuğçe, Tatlişko Koray, Adamın dibi Oktay, Aşkta rotayı bi türlü tutturamamış arkadaşım Duygu, Duygu’ nun o zaman new şimdi ex olan fanfinisi Orkun, Orkun’ un son derece kasıntı bi tip olduğunu düşündüğümüz kuzeni (adını hatırlamıyorum), mikemmel dişlere sahip olmak adına 8 aylık acıya katlanmayı göze alan ve o günlerde tısssslayarak konuşan bi denecik Venüsüm , işleri hala düz gitmeyen Gülşah ve tabii ki deeee bendeniz Aykız süper bir gece geçirdik. Hazır toplanmışken Tuğçe’ nin de işe girişini kutladık. Kendisinden 35lik shot sözü de almayı ihmal etmedik hiihi =)
Gün Gülay’ ın evinde kahvaltıyla başladı. Sevgili arkadaşımız bizi sabah kahvaltıya çağırmıştı. Gözde ve Venüs her ne kadar evi bulma konusunda zorluk çekse de ( ki ben otobüs şüferinin onları bilerek durakta indirmediğini düşünüyorum ibnelik değil mi=) sonunda gelmeyi başardılar ve Gülaycımın hazırladığı mikemmel kahvaltıyı afiyetle yedik. Sonrasında Gülay’ ın planına göre mezdeke açıp yediklerimizi eritmek için  göbek atacaktık ama o kadar çok yedik ki göbekler fazlasıyla gerildi kendimizi koltuklara attık =) Vee veee 6 kızın bir araya geldiğinde yapmaktan çok zevk aldığı kahve faslına geçtik. Ortamda bide falcılar olunca oyy oyyy =) değişik kombinasyonlar yaparak fallarımızı da yorumlattıktan sonra evin yolunu tuttuk. Venüsüm yolda trafik yüzünden sinir krizi geçirmenin kıyısından döndü. Hatta öyle ki Yenibosnadan ‘hadi’ desem Bahçelievlere kadar koşarak gidebilirdik =) Neyseki eve ulaşmayı başardık ve gece için hazırlanmaya başladık. Hazırlanmaya başladık dediysem Venüs uyudu ben hazırlandım.
Gelgelelim akşama.. Toplanıp vazgeçilmez mekanımız Kino Gardena gittik. Siparişleri vericez Venüsten garsona doğru şöyle bi cümle çıktı ‘Simiynof nof vaa mı?’ adam anlamadı tabii 3 kez tekrarladı en sonunda ‘ Aykısss sen sssöyleymissssin bunda hep benim sssöyleyemediğim hafleey vaaaa’  =))
Sonunda 35 lik shot almaya karar verdik her zaman ki gibi. Burada da Venüsün shot içme performansı göz doldurdu. Minnacık bardağı yudum yudum içti kuzum yaaa =) Ah bu sırada Duygununkinin kasıntı kuzeni geldi ve merhaba dedikten sonra garsona söylediği ‘Canım ben bi sek viski alayım’ oldu. Viskisi geldi diğer cümlesi ‘Canım bi buz daha alabilir miyim?’. E haliyle adamın adı bizde kasıntı olarak kaldı. Gülşah ve Oktay’ ın shot performansından bahsetmek istemiyorum bile zem zem olsa içmezler o kadar :P Koray yine tüm albenisiyle dikkatleri çekmekte başarılıydı. Hafiften demlendikten sonra Olimpia ‘ya dans etmeye gittik. Ahh Ahh o içilenler dans ederken içerde çalkalanıyor ya daha bi etkili oluyor işte o zaman =) Olimpia defteri bizde o gece kapandı ama masamıza söylemediğimiz halde gelen kova kova biralar yüzünden hayvani hesap ödemek zorunda kaldık. Mekandan ayrılırken masanın üzerinde hala dolu şişeler vardı bu da mide yani sünger değil =) What happens in Olimpia stays in Olimpia demek isterdim ama dayanamayıp anlatacağım tabii.
Hopladık zıpladık eğlendik eve gitme vakti geldi ama gitmeden bişiler yiyelim dedik ve ıslak hamburger hüpletmeye başladık. Hesabı ödeyeceğiz anam o ne! Cüzdanım çantamda yok! İlk aklımıza gelen Olimpia oldu. Koray, Tuğçe, ben koştur koştur yola koyulduk. Galatasaray Lisesini tam geçtik ki Koray’ın ‘Gökhaaaaan’ diyerek birinin boğazına atladığını gördüm. Enem  bi sarıldı çocuğa koydu kafayı omzuna bırakmıyor. İki adam sarıldı duruyor yol ortasında. ‘Tamam yeter bu kadar ayrılın’ diyip Korayı çektim aldım. Olimpia ya ulaştık ama Koray tabii büyük aşkını görmenin getirdiği şapşallıkla saçmalamaya ağlak ağlak sesler çıkarmaya başladı. Vel-hasıl cüzdanımı buldum adamlar girer girmez çıkarıp verdiler ama sağolsunlar içini boşaltmışlar. Giden parada değilim ehliyet, kartlar vs vardı içinde onları tekrar çıkarmak işkence olacaktı. Tam olimpia dan çıktık kiiii Koray çat bayıldı. Tuğçeyle kalakaldık kalk yavrum kalk çocuğum diyoruz yok. O sırada yoldan geçen hırbonun biri parmaklayın anca kendine gelir dedi. Bunu söylerken ki amacı kusturun manasındamıydı yoksaaa başka bişi miydim bilemem ama Tuğçe terbiyesiiiiiz diye çemkirmekten kendini alamadı. O sırada adamın dibi Oktay geldi yanımıza Koray da kendine geldi ve geri dönmeye başladık. Koray yolda ağlak sesiyle Gökhana olan aşkından saçmalamaya devam etti. Konuşamalar aynen şöyle:
K:Benim için gelmiş Aykız, onu gördün mü benim için gelmiş
A: Saçmalama Koray adamla tesadüfen karşılaştık bi saçmalama da yürü
K:Seni hiç affetmicem Aykız beni neden çekip aldın kollarından
A: Haspinallah! Yürü bebeğim ağlama bak oldu bi boktan tesadüf.
Aykızdan istediği cümleleri duyamayan Koray Tuğçeye döndü:
K: Benim için giyinmiş Tuğçe benim için gördün mü çok yakışıklı olmuş
T: Çıplak mı gelecekti Koray !?!!
Koray baktı ki olmuyor sustu..
Meydan da ekibin geri kalanıyla buluştuk. Oktay gelmeden Venüsü taksiyle evine yollamış taksinin plakasının da fotoğrafını çekmiş. Boşuna adamın dibi demiyorum arkadaşıma. Kasıntı kuzen arabayla gelmiş onu bekliyoruz, Duygu çat birine çarptı kadın bi döndü ki; TRO. Duygu ne dese bilemedi ağzından sadece şu cümle döküldü’ aa şey pardon, kolay gelsiiin’. Kasıntı kamil geldi araba normal küçük bi araba hepimiz tıkıştık içine düşünün Oktay Korayın kucağında ahahah =) Oktay çocuğu ezmekten korktu ve yer değiştirdiler. Yolda Koray yüzünden tekrar Gökhanı aradı Duygu ayy neler neler. Böyle aşkın ızdırabına…. diyesi geliyor insanın. Bi şekilde eve ulaştık. Oktayın geceye damgasını vuran espirisi geldi ‘oo Koray hadi yine iyisin ilk millini oldun’, Koray kendisinden hiç beklenmeyecek bir tarzda ‘hatırlatırım ilk sen benim kucağımdaydın’ diyerek Oktayın lafını azğına tıktı. 
Bir cumartesi geçeside bol maceralı bir şekilde böyle sona erdi =)

Aykız..

9 Nisan 2013 Salı

Bahar gelsin artık!


Bu mevsime bu havalar hiç yakışmıyor; üşütmeden esen rüzgarı, rüzgarda uçuşan eteklerimi zaptetmeye çalışmayı, içimi ısıtan güneşi, deri ceketleri, bez ayakkabılarımı, pazar kahvaltılarını, üşüyerek denize girmeyi, sahilde saatlerce yürüyüşler yapmayı, patlayana kadar dondurma yemeyi, saatin kaç olduğuna aldırmadan dışarı çıkmayı, adalarda bisiklete binmeyi, yazlık kaçamaklarını ve şuan hatırlayamadığım ama beni mutlu eden en küçük şeyleri bile yapmayı çok özledim. 
Geçen sene bu zamanlardaki en büyük motivasyon kaynağımız Fethiye tatiliydi. Gerçi dürüst davranmak gerekirse, tatille motive olabilen bir insan değilim. Hatta tatile gidemeyeceğimi bildiğim zamanlarda çok daha performanslı çalışıyorum. Kafamı kurcalayan tatil öncesi hazırlıkları ve tatil sonrası rehaveti abartısız 1 ayıma maloluyor=))
Aslında anlatabileceğim yeni şeyler yok. Son 1 aydır hayatımdaki en büyük atraksiyon korkulu rüyam olan 4 adet yirmilik dişimin çekilmiş olması. Öyle ki artık her hafta diş doktoruna gitmezsem bana bir şey olucak hastalığına yakalandım sanırım, başka türlü içim rahat etmiyor. Yarın da sadece ama sadece 1 dişim yüzünden tel taktırmaya gidiyorum :S Neyse ki doktorum çok sevimli ve neyse ki teller yalnızca sekiz ay kalacak, ondan sonra bembeyaz dişler sağlıklı gülüşler reklamının kendi sosyal çevremdeki örneği olarak dolaşırım artık.
Diş çektirme maceralarım dışında son 5 haftaya sığdırdığım, 3 adet nişan 1 adet düğün aktiviteleri hayatımın çoktan bir parçası oldular. Geçtiğimiz haftaya denk gelen nişan ve düğünden sonra, bu haftasonumun GERÇEKTEN bomboş olmasının yarattığı panik havasından nasıl sıyrılıcam bilmiyorum=)) Yanlış anlaşılmasın şikayetçi falan değilim, aksine sevdiğim insanları evli, mutlu, hatta ilerleyen dönemde çocuklu görecek olmak inanılmaz keyifli bir şey hatta. Darısı tüm çiftlerin başına, hiç kimse yalnız kalmasın. Birini sevmek çok güzel bir şey değil mi sizce de?? Bence öyle, çok güzel çok özel bir duygu <3 
Biz sevgilimle nişan düğün gezip, hayatın huzurlu ama sıradan kollarına kendimizi bırakmışken; kanı kaynayan gençler boş durmadı tabii ki. Genç erkeklerin kalbini çalıp, sonradan girdiği tripler üzerine kitap yazabileceğim bebitom Gülşahın maceralarını anlatmaktı aslında bugün niyetim ama bunun için girdiği ağır depresyondan çıkmasını beklemem gerekecek =)))))  Bu hikayeden tarafların çıkarabileceği çok fazla ders var, devir taktik devri. Kararında taktik ve kuul tavırlarınızdan da ödün vermediğiniz sürece skor sizindir! Şimdilik susuyorum, fakat en yakın zamanda yine bu platformda “gülşahın işlerinin neden düz gitmediğini” açıklayacağım=))
Bunun dışında bu haftasonunu dört gözle bekliyorum, bir sürü bir sürü plan yaptım. Gülayın kahvaltısıyla başlayacak cumartesi gününden beklentim büyük, resimlerde gördüğümüz marifetler diyetleri bozduracak. Bir gece öncesinden hiç bir şey yemeyip, ertesi gün herşeyden ama herşeyden yemek istiyorum. Haftasonu kahvaltılarını öylesine özledim, öyle de aç gözlüyüm=)) Kahvaltıdan sonra deliler gibi alış veriş yapmayı, sonra sevgilimle deniz havası almayı planlıyorum.
Bu akşamdan itibaren ertelediğim tüm planları birer birer gerçekleştirmeye başlıyorum. Başlangıç noktası ailem=) Bu akşam terfimi kutlamak için onları Samatya’da yemeğe götürüyorum. Kardeşim tüm gün bir şey yemeyip aç gelicekmiş=))Takip eden günlerde Neşemle dedikodu yapmak, Burcuyla gelinlik bakmak, kızlarla patlarcasına yemek yemek, Paçozla alışverişe çıkmak, lise arkadaşlarımla buluşup saçma sapan şeylere gülmek, canımın her istediği anda sevgilimi görebilmek istiyorum.
İnsanın özleyebileceği kişilerin olması çok güzel!
Venüs kaçar, öperim=)

25 Mart 2013 Pazartesi

Ben..


Birini çok sevdiğimde onu hırpalayarak, yanaklarını ısırarak sevmek istiyorum. Çok sıkı sarılmak, sarılırken canını acıtmak (bunu henüz hiç yapamadım), saçlarını karıştırmak, bayıltana kadar gıdıklamak istiyorum.
Çok sevildiğimde çocuklaşıyorum ve karşımdakini mutlu etmekten inanılmaz bir keyif alıyorum. Sürprizler yapmak, ne kadar önemli olduğunu hissettirmek sonra tüm bunların yansımasını seyretmek istiyorum. Bencil davranamıyorum, hep gülsün hep kendini iyi hissetsin istiyorum.
Birini çok özlediğimde durmadan konuşmak, yaptığım şeyleri anlatmak ve sarıldığımda ne kadar özlediğimi hissettirmek istiyorum.
Birine çok kızdığımda bir kaç saat sonra neye kızdığımı bile unutuyorum. Uzatamıyorum, özellikle mahcup mahcup suratıma bakan biri varsa karşımda hiç dayanamıyorum, gülmeye başladığımda tüm öfkem uçup gidiyor.
Birine çok kırıldığımda donuklaşıyorum. Anlaşılmadığımı düşündüğümde hiçbir şey söylemek gelmiyor içimden, ya da söylediklerimden çok daha fazlasını içimde tutmayı tercih ediyorum. Bu karşımdakini üzmemek adına mükemmel bir yol olsa da, bana çok iyi gelmiyor. Çünkü aklımın bir köşesinde yaptıklarım canlanırken, iç sesim  geçmişe ait başka şeyleri hatırlatmaya devam ediyor.

Bugün biraz duygusalım galiba, çünkü yazdığım herşeye dair bir şeyler var içimde.


8 Mart 2013 Cuma

Anlatmasam olmazdı=)



Uzun soluklu aralardan sonra başlangıçlar hep çok zor. Her birini ayrı bir post olarak yazmayı düşündüğüm bir sürü şey vardı aklımda. Okuduğum zaman beni güldürecek, hiçbir ayrıntısını unutmak istemediğim bir sürü şey yazabilirdim, ama bu kez canım istemedi. Bugün yine o günleri anıp kendimizce eğlenirken, bi anda ama bunları yazmazsam olmaz diyerek oturdum pc’ nin başına. Yazmak, dönüp yazdıklarımı okumak ve hayatımı renklendiren pek çok insandan burada bahsetmek çok keyifli.. Yine aklıma geleni yazacağım çok dağınık bir yazı olacak, hatta bu postta ordan-şurdan-burdan olayının suyunu çıkarabilirim=)
*Herşey bir latin partisinde sürekli boş beleş takılmak nereye kadar cümlelerine tav olmamızla başladı. 21 aralık için geri sayım yapmaya başlayan ve Şirinceye gidemeyecek olan pek çok kimse ölmeden önce yapacaklarım listesini hazırlarken, biz aynı boş beleşlikle devam ediyorduk hayatımıza. Olayı bir ciddiye almamalar, sürekli alay etmeler falan.. Neyse ki farkındalığı tavan yapmış iki arkadaşımızın ölmeden önce tiyatroya gidelim diye  tutturması bizi birazda olsa kendimize getirdi !! Aslında evrenin bize gönderdiği mesajlara biraz kulak vermiş olsaydık, herşey çok daha farklı olabilirdi. Tüm olumsuz şartlara, birbirimize uyduramadığımız saatlere, tükenmiş tiyatro biletlerine rağmen ne yapıp edip 5 kişilik tiyatro bileti almayı başardık. Neyse, sonunda büyük buluşmanın gerçekleşeceği 20 aralık tarihi geldi. Deli gibi kar yağıyor, yağış dolayısıyla oyunun iptal olacağını düşünerek tiyatroyu arıyoruz iptal falan yok. Akşam saat beşe kadar neredeyse her saat başı mesaj atan Gökhanın çabalarına dayanamayıp çıkıyoruz yollara. Aksi gibi Gülşahla ikimizin ayağında da topuklu çizmeler var o gün, ama ne soğuk hava ne de çizmeler tiyatro kararından bizi caydırmıyor. Küçük bir donma tehlikesi atlatıp, kafamızı gözümüzü yarmadan metrobüse ulaşmayı başarıyoruz. Hatta oturacak yer bulup, yollarda kalan sefil arkadaşlarımızla sosyal medya üzerinden alay ederken “Bugün bile salon kadını çizgimizden şaşmadık” şeklindeki iletilerle fotoğraf paylaşımları yapıyoruz. Buraya kadar herşey mükemmel. Metrobüs Avcılara geliyor, biz yine aynı neşeyle metrobüsün ters yönde durduğunu farketmeden ilk gördüğümüz metrobüse atlıyoruz. Yine oturacak yer bulduğumuz için sevinç çığlıkları, twitter paylaşımları falan derken… “Gelecek istasyon Atatürk Oto Sanayi ” diye bir ses geliyor arkadan. Gülşah’ın ne tarz bi salaklık yaptığımızı anlatan surat ifadesini, benim hala Mecidiyeköy yönüne binmiş olduğumuza olan inancımı ve karşımdaki kıza “Mecidiyeköye gidiyoruz suan dimi?” diye sorduğumda alay ederek verdiği cevabı unutamam. Her neyse olur böyle aksilikler deyip Avcılara geri dönüyoruz, bu sefer Mecidiyeköy yönüne doğru metrobüse biniyoruz. Kapılar kapanıyor, 100 metre ilerledikten sonra çat metrobüs duruyor, bizde şoförün yanında en öndeyiz. Aracın ön kısmı ağırlıktan dolayı bildiğin asfalta yapışmış durumda. Amcabey herkesin inmesi lazım yoksa böylece burada kalırız diye atarlanınca biz iki saf olarak en önde iniyoruz otobüsten, tabi bizim gibi birkaç salak daha inince çat metrobüsün önü kalkıyor, yola devam. İçerdekiler paşa paşa yola devam ederken, biz tekrardan durağa doğru yürüyüp yeni bir metrobüse binmeyi başarıyoruz. Gülşah tiyatrodan vazgeçmiş durumda eve gidelim diye yalvarıyor ama ben koydum kafama ille de gidicez , illede gidicez !! Sonunda Gülşahta ne kadar kararlı olduğumu anladığında, itiraz etmekten vazgeçip bana ayak uyduruyor ve başlıyoruz etraftaki insanların zeka seviyeleriyle alay etmeye. (sanki kendimiz çok zekiymişiz gibi) . Yok bu havada sunun giydiği pantolona bak, karda convers mi giyilirmiş derken mecidiyeköye geliyoruz. Oyunun başlamasına yarım saat var, oyundan önce yemek yeme planımız falan hayal tabi. Tam içimden bu havada da başımıza hiç bişey gelmedi şu topuklularla diye düşünüp Gülşahı çekiştirmeye devam ederken, zank diye duruyoruz yolun ortasında. “Ayyyy lanet olsun topuğum kırıldı, ben artık kesssssinnnnlikle bu halde bi yerde gitmem” diyerek kıyametleri koparan sevgili arkadaşımı hayır şimdi pes edemeyiz diye gaza getirerek metroya sürüklemeyi başarıyorum. Hali o kadar komikki, o an gülmekten ölebilirim. Bir yandan fotoğraflarını çekip bir yandan kahkahalarımı zaptetmeye çalışırken Harbiyeye ulaşıyoruz. Oyunun başlamasına yalnızca üç dakika var. Sevgilim metro çıkışında bizi beklerken soğuktan donmuş, zaten oyuna gitmeye hiç hevesi yok. Bu saatten sonra gitmeyelim zaten geç kaldık deyince 2ye 1 kaldığım için onlara ayak uydurmak zorunda kaldım. Aslında işime de geldi, neden o kadar kastıysam?? Her tarafımız ıslandığı için eve gidip üstümüzü değiştirdik, sonra bi kahve içmek için tekrar dışarı attık kendimizi. Evden çıktıktan 100 metre sonra onca yola ve kırılmış topuğuna rağmen herhangi bir kazaya kurban gitmemiş Gülşah iki seksen yerde buldu kendini. Yaklaşık bir hafta da sakatlık sonrası şikayetleri dinmedi. Tüm bu olaylardan çıkardığımız sonuç şu, artık insanlığı ilgilendiren felaketler konusunda daha özenli davranıcaz.Haaa bu arada tiyatroya vaktinde yetişen diğer iki arkadaşımıza gelince.. Oyun arası verildiğinde çok sıkıldıklarını söyleyerek onlarda yanımıza geldi. Yani farkındalıkları tiyatroya mıydı, bebitom Gülşaha mı anlayamadım ben=)))

* Gözdenin sürpriz doğumgününe ve iki hafta önce yaptığımız şömine- şarap konseptli yazlık kaçamağına damgasını vuran isim şüphesiz ki ortam insanı Tuğçeydi! Bu kız kesinlikle keşfedilmesi gereken bir yetenek,  sayesinde bizi bir süre idare edecek epeyce malzeme biriktirdik. Gözdenin her doğum günü muhabbeti açıldığında dile gelen sürpriz parti istediğini bu yıl yerine getirdik, Tuğçe sayesinde de oldukça renkli bir gece oldu. Güç bela kendi aramızda koordine olmayı başardık, Gülşah hepimizden önce Gözdelere gitti, Gözde başka bişeylerle uğraşırken evin anahtarını pencereden Oktaya attı ve biz pastanın mumlarını yakıp kapının önüne konumlandık. Bundan sonrası şu şekilde gelişiyor:
Venüs: Oktay biraz çabuk olsana yaa, mumlar sönmek üzere..
Oktay: Yaa bu anahtar bu kapıyı açmıyor???
Tuğçe: Nasıl açmaz yaa yanlış anahtarımı attı acaba Gülşah??
Venüs: Ay başlıcam şimdi anahtara basın zile artık mumlar bitti !!!  (derken kapı açılır ve tanımadığımız birkaç 
türbanlı arkadaş tam karşımızda birbirinden cilveli tavırlar sergilerken arkadan da bir dolu kahkaha sesleri geliyor.) 
Venüs: Gözde nerde?
Türbanlı: Burda Gözde falan yok, yani karşı dairede oturan bi Gözde var ama o da  erkek arkıyla kalıyor, siz onu 
aramadınız heralde??
Tuğçe: (oldukça yüksek sesle) Aaaaaaa cemaat evi burası en iyisi başka yere bakalım?? (gülücem gülemiyorum, 
kızlar tip tip bakıyorlar bize)
Spartacus: Tuğçe sana inanamıyorum, kaç kere geldiğin evi nasıl hatırlamazsın?? Hoş kendi evinin yolunu tarif edemiyorsun burayı karıştırman normal.
Tuğçe: Karşı kapı olabilir??
Spartacus-Oktay- Venüs: Eminmisin??
Tuğçe: Ay karıştırmış olamaz mıyım yaaa, alt kat heralde orayı deneyelim. (Bu arada alt kata iniyoruz, Oktay başka bir kapıyı deniyor, kapıyı açmayı başarıyoruz. Gözde noluyo yaa kim var orda diye kendini savunacak birşeyler ararken biz çığlık çığlığa içeri dalıyoruz =)))
Şuana kadar yaptığım en eğlenceli doğum günü sürpriziydi sanırım. Gözdenin şok halini atlatıp bize sarılmayı akıl etmesi epeyce bir vakit aldı. Özellikle “manyaksınız siz ödümü patlattınız, elime bişey alsaydım saldıracaktım üzerinize” cümlesini kaç kere kurdu hatırlamıyorum. Tabi daha sonra onlara da üst katta olan olayları anlattık, sonrasında özür niteliğinde yukarıya iki kadeh şarap çıkarmayı teklif eden sevgilime tabiiki izin vermedim :D

*Uzun zamandır dinlenemiyordum, sürekli bir yerlere yetişmekten o kadar yorulmuştum ki ocak sonunda şubat sonu için plan yapıp Tekirdağa gidip yazlıkta bolca içki içip, şömine mangal keyfi yapabileceğimiz bir haftasonu planladım. Tüm hazırlıkları organizasyonların değişmez partneri Gülşahla tamamladık. Kendisi tam bir sefa pezevengi olduğu için üşenmeyip şarapları Şirince’den sipariş etti. Altı şişe şarap, kendimizi kaybedercesine yaptığımız alışveriş sonrasında soluğu tekirdağda aldık. Kızlar gecesinin diğer müdavimleri olan Tuğçe, Gözde ve Ayşegülde bizi yalnız bırakmadı. Otobüse biner binmez start alan eğlencemiz özellikle cumartesi gecesi ekibin kanına girmemle top noktaya ulaştı. Malumunuz afiyetle yemeğimizi yemişiz, şöminemiz yanıyor, bir yandan da dedikodu yapıyoruz . Baktım herkeste bir durgunlaşma hadi birilerini arayıp işletelim dedim, önce yok olmaz falan diyen tipler sonrasında olayın eğlencesine bir kaptırdılar kendilerini ki anca bu kadar olur. Konsept şu: Gözde, Beyoğlu karakolu yabancı uyruklular bölümünden polis memuru Ayşe. Tuğçe ise Rusyadan işleteceğimiz şanslı kişi için gelip pasaport kontrolünden geçemeyen talihsiz Rus kızı Katarina. Erkekler ve ruslar üzerindeki fantezileri konusunda epeyce bilgi sahibi olduğumuz gece Tuğçenin oyunculuğu hepimizi yerlere yatırdı gülmekten. İşin en eğlenceli tarafı seçtiğimiz kişinin işletildiğini anlamasına rağmen bunu yakın erkek arkadaşlarından birinin yaptığını düşünerek oldukça rahat davranması ve malzeme vermekten kaçınmamasıydı. Tuğçenin mimikleri, ses tonu, konuşma tarzı, Rus şivesi taramalı tüfek gibi konuşup seni Adanaya rezil ederim diye cırlamaları, kendini tutamayıp güldüğü anları omuzlarını titrete titrete ağlama krizlerine çevirmesi, “çabuk gel buraya beni almaya, tutsak kaldım şey yapmıyorlar beni – canım şey yapma zaten – ay şey yapmıyorum, şey yapmak için seni bekliyorum” repliği benim diyen oyuncunun eline su dökemezdi..
Tatilin unutulmaz ismi Rus Katarina, tarih seni asla unutmayacak =)))
*Yeni bir organizasyon için havaların biraz daha ısınmasını bekliyoruz, zaten önümüzde bir ay boyunca 3 adet nişan ve bir adet düğüne davetliyiz. Birde tam 10 gün sonra özel bir gün daha var bizim için, 1. Yılımız doluyor. Aklımda yine çok tatlı bir şey var,  ona biraz vakit ayırmam gerekiyor.  Gördüğü zaman vereceği tepkiyi merak ediyorum, hatta o anı düşünüp birşeylerle uğraşmak çok zevkli. Bu satırları okuyup bana uyuz olacağını bilmekte beni eğlendirmiyor değil. Bu arada sürpriz yapmak konusunda birbirimizden taban tabana zıt bir ikiliyiz. Ben asla saklayamam, mutlaka bi yerde ağzımdan kaçıracağımı bildiğim için de doğrudan ben sana bir sürpriz yapıcam derim=) Sevgilim ise inanılmaz ketumdur, doğum günümden neredeyse 20 gün önce aldığı hediyeyi saklamayı başarabildi inanabiliyomusunuz?? Gerçi ben biraz eşeklik yapıp sürprizi bozmuş oldum. Ama napabilirim nerdeyse son güne kadar sana hediye bakalım, ben tek başıma beğenemem falan deyince bozulmuştum. Hediyeyi alıp garanti belgesinin üzerindeki tarihi görünce çok utandım :S Üstelik birlikte beğendiğimiz, hatta benim bayıldığım fakat almayı sonraki bir tarihe ötelediğim saati almış. Çok tatlı kendisi <3
Yoruldum, ne kadar uzun yazmışım farkında değilim.
Bundan sonraki ara bu kadar uzun olmayacak, öperim kalın sağlıcakla=)