14 Eylül 2012 Cuma

halleti ruhiye-3


Evdeki iki günlük tatlı esaretim bugün son buldu. Aldığım koca bir şişe serum ve türlü türlü ilaçlar beni tam olarak kendime getirdi diyemem ama üç  gün öncesine göre oldukça iyi hissediyorum=) Bu sefer babamın yanımda olması ve dakikasına önlem alması hastalığı oldukça kolay atlatmamı sağladı. Kendi halime kalsaydım veremli gibi öksürmeye başlayana kadar doktora gitmezdim.  Hastaneleri hiç sevmiyorum, hele ki bir hemşire elinde iğne veya serumla bana yaklaştığında! Neyse ki bu sefer ki çok tatlıydı, hiç canımı acıtmadan kan almayı ve serumu takmayı başararak gönlümü kazandı. Babam zaten böyle durumlarda dünyanın en panik insanı, gören de serum takılıyor değil de doğuruyorum falan zanneder=))  Özetle bir şişe serumu yedikten sonra tansiyonumu düşürmemeyi başararak ateşimi normal seviyesine getirebildiler. Hasta olmak hem keyifli hem de kötü bişey. Kötü çünkü, hastaneye gitme ve teşhis konulma evresi oldukça sıkıntılı oluyor ama ondan sonra kendini biraz iyi hissetmeye başlayıp gözlerini açabilecek kıvama geldiğinde etrafında sevdiğin insanların seni eğlendirmeye çalışması, ilgilenmesi falan da bi o kadar tatlı bi şey <3
İki saatte bir arayan babam, sabah-akşam yemem gerekenler konusunda talimat veren annem ve annanem, İngiltere’ de olmasına rağmen sürekli arayan kardeşim, evime en sevdiğim çiçekleri gönderen sevgilim ve hayatımı renklendiren arkadaşlarım varken hasta olmak bile çok güzel aslında.
Yaz bitiyor, en  sevindirici tarafı kardeşimin gelicek olması. 8 gün kaldı, o kadar özledim ki, ilk defa bu kadar uzun süre ayrı kalıyoruz. Dönmesine az kaldı ya her telefonla konuşmamızda ne istiyorsun burdan diye sorup duruyor. Hiç bişey istemiyorum, bir an önce şu sekiz gün geçsin yeter. O yokken ev çok sessiz, beklemem gereken zaman azaldı ya evdeki durgunluk daha çok gözüme batıyor, gerçi dönükten iki gün sonra  evde kafa dinlediğim dakikaları bana aratır o ayrı. “Hadi jenny bahçelievlere dürüm yemeye gidelim”, “relax please, 5 dakikaya hazırım”, “tamam jenny vızıldama” cümlelerini mumla arar vaziyetteyim.  Bu aralar biraz fazla duygusalım galiba..
Nazara çok inanıyorum, zaten nolduysa Emine’nin düğününden sonra oldu. Önce sevgilim Spartacus hastalandı, doktorlar serumlar, raporlar falan..  Hadi hasta olmak benim rutinim ama sevgilim hiç hasta olmazdı, yorgan döşek  yatmazdı derken hooooop bayrağı devraldım ve ben hastanede aldım soluğu.  Sonra bebito Gülşahın şaftı bi kaydı ama hastanelere düşmeden toparlayabildi kendini. Hep o gece mükemmel bir üçlü olarak dolaştığımız için geldi bunlar başımıza, kem gözlerin nazarına geldik. Aman tövbe tanrıma, bundan sonraki ilk aktivitemiz kurşun döktürmek olucak. Yok öyle eğlenmeler, süslenmeceler, gezmeler tozmalar. Hocayı, kurşunu, tası bulduğum gibi çarşafın altına. Spartacus solda-kalbime yakın dursun o- , bebito sağda dualar eşliğinde mimliycem kem gözleri. Böylelikle  goodbye nazar hellooo happiness. Ahahahah=))
Bunun dışında çok fena alışveriş yapasım var ama coşan kredi kartı borcum ve diğer bilimum ödemelerim yüzünden kendimi frenleyip ekim ayını beklemek durumundayım. Gerçi şeytana uymam an meselesi. Aksi gibi markafoni de almak istediğim heeeeeeeeeeeerşey birer birer indirime giriyor. Derimodun sezonunda beğendiğim ayakkabıları, zekinin sezon fiyatında aldığım tüm 36 beden bikinileri!!!, dkny nin saatleri, bir ikilemde kalarak sezonda almadığım ama indirime denk gelirsem yaz sonunda alırım dediğim tomslar… falan da falan. Parfümlerimi de tükettim bekliyorum bir iki güne onunda indirimleri patlar markafoni de. Zaten hiç bişeyi indirimde alamıyım ben, kısmet olmasın! Bu taraftan bakınca bildiğin keyifsizim, mutsuzum hatta :S
Şu mevsim geçişleri beni uyuz ediyor, ne uzun kollu giyebiliyorsun ne kısa. Tam havalar soğuyacak olur bu kez pastırma sıcakları gelmese olmaz. Gelmesin kardeşim, pastırma sıcağı falan istemiyorum bu sene. Adam gibi sonbaharı yaşayalım, giyelim trençkotlarımızı gezelim.
Bugün şehir tiyatrolarından mail geldi, yeni sezon açılıyormuş. Sonbaharın en sevdiğim taraflarından biri bu heralde. Çok kalabalık olmayan bi grupla tiyatro, sonrasında kahve keyfi, sahil kenarında keyifli yürüyüşler falan. Şuan enerjim yerinde olmadığı için tiyatro planı yapmak için gerekli 15 dakikayı ayırmaya bile çok üşeniyorum o ayrı.
Ne zamandır sinemaya gitmiyorum, sinemaya gitmeyi de özledim aslında. Gerçi son zamanlarda ne zaman niyetlensek ya vizyonda güzel film olmuyor yada yorgun oluyorum. Bu hafta kurstan sonra sakin bir gece geçirmeye niyetliyim. Nasıl geçti yine anlamadım demeyeceğim sakin bir haftasonu geçirmek istiyorum çünkü. Geçen haftasonu canım arkadaşlarım lise tayfamlaydım, onlarlayken çok eğleniyorum. Fakat bu kez geç saatlere kadar oturup geyik yapmak bana pahalıya maloldu=) Umarım planımı revize edeceğim cazip bir teklifle karşılaşmam da evde keyif yapacağım son gecenin sonuna kadar keyfini çıkarırım.<3
Bu günlük bu kadar, boş boş konuşup daha fazla yazabileceğim bişey kalmadı. Venüs kaçar, öperim canlarım :*

1 yorum:

Adsız dedi ki...

Elemterefiş kem gözlere şiş!

Yorum Gönder