8 Mart 2013 Cuma

Anlatmasam olmazdı=)



Uzun soluklu aralardan sonra başlangıçlar hep çok zor. Her birini ayrı bir post olarak yazmayı düşündüğüm bir sürü şey vardı aklımda. Okuduğum zaman beni güldürecek, hiçbir ayrıntısını unutmak istemediğim bir sürü şey yazabilirdim, ama bu kez canım istemedi. Bugün yine o günleri anıp kendimizce eğlenirken, bi anda ama bunları yazmazsam olmaz diyerek oturdum pc’ nin başına. Yazmak, dönüp yazdıklarımı okumak ve hayatımı renklendiren pek çok insandan burada bahsetmek çok keyifli.. Yine aklıma geleni yazacağım çok dağınık bir yazı olacak, hatta bu postta ordan-şurdan-burdan olayının suyunu çıkarabilirim=)
*Herşey bir latin partisinde sürekli boş beleş takılmak nereye kadar cümlelerine tav olmamızla başladı. 21 aralık için geri sayım yapmaya başlayan ve Şirinceye gidemeyecek olan pek çok kimse ölmeden önce yapacaklarım listesini hazırlarken, biz aynı boş beleşlikle devam ediyorduk hayatımıza. Olayı bir ciddiye almamalar, sürekli alay etmeler falan.. Neyse ki farkındalığı tavan yapmış iki arkadaşımızın ölmeden önce tiyatroya gidelim diye  tutturması bizi birazda olsa kendimize getirdi !! Aslında evrenin bize gönderdiği mesajlara biraz kulak vermiş olsaydık, herşey çok daha farklı olabilirdi. Tüm olumsuz şartlara, birbirimize uyduramadığımız saatlere, tükenmiş tiyatro biletlerine rağmen ne yapıp edip 5 kişilik tiyatro bileti almayı başardık. Neyse, sonunda büyük buluşmanın gerçekleşeceği 20 aralık tarihi geldi. Deli gibi kar yağıyor, yağış dolayısıyla oyunun iptal olacağını düşünerek tiyatroyu arıyoruz iptal falan yok. Akşam saat beşe kadar neredeyse her saat başı mesaj atan Gökhanın çabalarına dayanamayıp çıkıyoruz yollara. Aksi gibi Gülşahla ikimizin ayağında da topuklu çizmeler var o gün, ama ne soğuk hava ne de çizmeler tiyatro kararından bizi caydırmıyor. Küçük bir donma tehlikesi atlatıp, kafamızı gözümüzü yarmadan metrobüse ulaşmayı başarıyoruz. Hatta oturacak yer bulup, yollarda kalan sefil arkadaşlarımızla sosyal medya üzerinden alay ederken “Bugün bile salon kadını çizgimizden şaşmadık” şeklindeki iletilerle fotoğraf paylaşımları yapıyoruz. Buraya kadar herşey mükemmel. Metrobüs Avcılara geliyor, biz yine aynı neşeyle metrobüsün ters yönde durduğunu farketmeden ilk gördüğümüz metrobüse atlıyoruz. Yine oturacak yer bulduğumuz için sevinç çığlıkları, twitter paylaşımları falan derken… “Gelecek istasyon Atatürk Oto Sanayi ” diye bir ses geliyor arkadan. Gülşah’ın ne tarz bi salaklık yaptığımızı anlatan surat ifadesini, benim hala Mecidiyeköy yönüne binmiş olduğumuza olan inancımı ve karşımdaki kıza “Mecidiyeköye gidiyoruz suan dimi?” diye sorduğumda alay ederek verdiği cevabı unutamam. Her neyse olur böyle aksilikler deyip Avcılara geri dönüyoruz, bu sefer Mecidiyeköy yönüne doğru metrobüse biniyoruz. Kapılar kapanıyor, 100 metre ilerledikten sonra çat metrobüs duruyor, bizde şoförün yanında en öndeyiz. Aracın ön kısmı ağırlıktan dolayı bildiğin asfalta yapışmış durumda. Amcabey herkesin inmesi lazım yoksa böylece burada kalırız diye atarlanınca biz iki saf olarak en önde iniyoruz otobüsten, tabi bizim gibi birkaç salak daha inince çat metrobüsün önü kalkıyor, yola devam. İçerdekiler paşa paşa yola devam ederken, biz tekrardan durağa doğru yürüyüp yeni bir metrobüse binmeyi başarıyoruz. Gülşah tiyatrodan vazgeçmiş durumda eve gidelim diye yalvarıyor ama ben koydum kafama ille de gidicez , illede gidicez !! Sonunda Gülşahta ne kadar kararlı olduğumu anladığında, itiraz etmekten vazgeçip bana ayak uyduruyor ve başlıyoruz etraftaki insanların zeka seviyeleriyle alay etmeye. (sanki kendimiz çok zekiymişiz gibi) . Yok bu havada sunun giydiği pantolona bak, karda convers mi giyilirmiş derken mecidiyeköye geliyoruz. Oyunun başlamasına yarım saat var, oyundan önce yemek yeme planımız falan hayal tabi. Tam içimden bu havada da başımıza hiç bişey gelmedi şu topuklularla diye düşünüp Gülşahı çekiştirmeye devam ederken, zank diye duruyoruz yolun ortasında. “Ayyyy lanet olsun topuğum kırıldı, ben artık kesssssinnnnlikle bu halde bi yerde gitmem” diyerek kıyametleri koparan sevgili arkadaşımı hayır şimdi pes edemeyiz diye gaza getirerek metroya sürüklemeyi başarıyorum. Hali o kadar komikki, o an gülmekten ölebilirim. Bir yandan fotoğraflarını çekip bir yandan kahkahalarımı zaptetmeye çalışırken Harbiyeye ulaşıyoruz. Oyunun başlamasına yalnızca üç dakika var. Sevgilim metro çıkışında bizi beklerken soğuktan donmuş, zaten oyuna gitmeye hiç hevesi yok. Bu saatten sonra gitmeyelim zaten geç kaldık deyince 2ye 1 kaldığım için onlara ayak uydurmak zorunda kaldım. Aslında işime de geldi, neden o kadar kastıysam?? Her tarafımız ıslandığı için eve gidip üstümüzü değiştirdik, sonra bi kahve içmek için tekrar dışarı attık kendimizi. Evden çıktıktan 100 metre sonra onca yola ve kırılmış topuğuna rağmen herhangi bir kazaya kurban gitmemiş Gülşah iki seksen yerde buldu kendini. Yaklaşık bir hafta da sakatlık sonrası şikayetleri dinmedi. Tüm bu olaylardan çıkardığımız sonuç şu, artık insanlığı ilgilendiren felaketler konusunda daha özenli davranıcaz.Haaa bu arada tiyatroya vaktinde yetişen diğer iki arkadaşımıza gelince.. Oyun arası verildiğinde çok sıkıldıklarını söyleyerek onlarda yanımıza geldi. Yani farkındalıkları tiyatroya mıydı, bebitom Gülşaha mı anlayamadım ben=)))

* Gözdenin sürpriz doğumgününe ve iki hafta önce yaptığımız şömine- şarap konseptli yazlık kaçamağına damgasını vuran isim şüphesiz ki ortam insanı Tuğçeydi! Bu kız kesinlikle keşfedilmesi gereken bir yetenek,  sayesinde bizi bir süre idare edecek epeyce malzeme biriktirdik. Gözdenin her doğum günü muhabbeti açıldığında dile gelen sürpriz parti istediğini bu yıl yerine getirdik, Tuğçe sayesinde de oldukça renkli bir gece oldu. Güç bela kendi aramızda koordine olmayı başardık, Gülşah hepimizden önce Gözdelere gitti, Gözde başka bişeylerle uğraşırken evin anahtarını pencereden Oktaya attı ve biz pastanın mumlarını yakıp kapının önüne konumlandık. Bundan sonrası şu şekilde gelişiyor:
Venüs: Oktay biraz çabuk olsana yaa, mumlar sönmek üzere..
Oktay: Yaa bu anahtar bu kapıyı açmıyor???
Tuğçe: Nasıl açmaz yaa yanlış anahtarımı attı acaba Gülşah??
Venüs: Ay başlıcam şimdi anahtara basın zile artık mumlar bitti !!!  (derken kapı açılır ve tanımadığımız birkaç 
türbanlı arkadaş tam karşımızda birbirinden cilveli tavırlar sergilerken arkadan da bir dolu kahkaha sesleri geliyor.) 
Venüs: Gözde nerde?
Türbanlı: Burda Gözde falan yok, yani karşı dairede oturan bi Gözde var ama o da  erkek arkıyla kalıyor, siz onu 
aramadınız heralde??
Tuğçe: (oldukça yüksek sesle) Aaaaaaa cemaat evi burası en iyisi başka yere bakalım?? (gülücem gülemiyorum, 
kızlar tip tip bakıyorlar bize)
Spartacus: Tuğçe sana inanamıyorum, kaç kere geldiğin evi nasıl hatırlamazsın?? Hoş kendi evinin yolunu tarif edemiyorsun burayı karıştırman normal.
Tuğçe: Karşı kapı olabilir??
Spartacus-Oktay- Venüs: Eminmisin??
Tuğçe: Ay karıştırmış olamaz mıyım yaaa, alt kat heralde orayı deneyelim. (Bu arada alt kata iniyoruz, Oktay başka bir kapıyı deniyor, kapıyı açmayı başarıyoruz. Gözde noluyo yaa kim var orda diye kendini savunacak birşeyler ararken biz çığlık çığlığa içeri dalıyoruz =)))
Şuana kadar yaptığım en eğlenceli doğum günü sürpriziydi sanırım. Gözdenin şok halini atlatıp bize sarılmayı akıl etmesi epeyce bir vakit aldı. Özellikle “manyaksınız siz ödümü patlattınız, elime bişey alsaydım saldıracaktım üzerinize” cümlesini kaç kere kurdu hatırlamıyorum. Tabi daha sonra onlara da üst katta olan olayları anlattık, sonrasında özür niteliğinde yukarıya iki kadeh şarap çıkarmayı teklif eden sevgilime tabiiki izin vermedim :D

*Uzun zamandır dinlenemiyordum, sürekli bir yerlere yetişmekten o kadar yorulmuştum ki ocak sonunda şubat sonu için plan yapıp Tekirdağa gidip yazlıkta bolca içki içip, şömine mangal keyfi yapabileceğimiz bir haftasonu planladım. Tüm hazırlıkları organizasyonların değişmez partneri Gülşahla tamamladık. Kendisi tam bir sefa pezevengi olduğu için üşenmeyip şarapları Şirince’den sipariş etti. Altı şişe şarap, kendimizi kaybedercesine yaptığımız alışveriş sonrasında soluğu tekirdağda aldık. Kızlar gecesinin diğer müdavimleri olan Tuğçe, Gözde ve Ayşegülde bizi yalnız bırakmadı. Otobüse biner binmez start alan eğlencemiz özellikle cumartesi gecesi ekibin kanına girmemle top noktaya ulaştı. Malumunuz afiyetle yemeğimizi yemişiz, şöminemiz yanıyor, bir yandan da dedikodu yapıyoruz . Baktım herkeste bir durgunlaşma hadi birilerini arayıp işletelim dedim, önce yok olmaz falan diyen tipler sonrasında olayın eğlencesine bir kaptırdılar kendilerini ki anca bu kadar olur. Konsept şu: Gözde, Beyoğlu karakolu yabancı uyruklular bölümünden polis memuru Ayşe. Tuğçe ise Rusyadan işleteceğimiz şanslı kişi için gelip pasaport kontrolünden geçemeyen talihsiz Rus kızı Katarina. Erkekler ve ruslar üzerindeki fantezileri konusunda epeyce bilgi sahibi olduğumuz gece Tuğçenin oyunculuğu hepimizi yerlere yatırdı gülmekten. İşin en eğlenceli tarafı seçtiğimiz kişinin işletildiğini anlamasına rağmen bunu yakın erkek arkadaşlarından birinin yaptığını düşünerek oldukça rahat davranması ve malzeme vermekten kaçınmamasıydı. Tuğçenin mimikleri, ses tonu, konuşma tarzı, Rus şivesi taramalı tüfek gibi konuşup seni Adanaya rezil ederim diye cırlamaları, kendini tutamayıp güldüğü anları omuzlarını titrete titrete ağlama krizlerine çevirmesi, “çabuk gel buraya beni almaya, tutsak kaldım şey yapmıyorlar beni – canım şey yapma zaten – ay şey yapmıyorum, şey yapmak için seni bekliyorum” repliği benim diyen oyuncunun eline su dökemezdi..
Tatilin unutulmaz ismi Rus Katarina, tarih seni asla unutmayacak =)))
*Yeni bir organizasyon için havaların biraz daha ısınmasını bekliyoruz, zaten önümüzde bir ay boyunca 3 adet nişan ve bir adet düğüne davetliyiz. Birde tam 10 gün sonra özel bir gün daha var bizim için, 1. Yılımız doluyor. Aklımda yine çok tatlı bir şey var,  ona biraz vakit ayırmam gerekiyor.  Gördüğü zaman vereceği tepkiyi merak ediyorum, hatta o anı düşünüp birşeylerle uğraşmak çok zevkli. Bu satırları okuyup bana uyuz olacağını bilmekte beni eğlendirmiyor değil. Bu arada sürpriz yapmak konusunda birbirimizden taban tabana zıt bir ikiliyiz. Ben asla saklayamam, mutlaka bi yerde ağzımdan kaçıracağımı bildiğim için de doğrudan ben sana bir sürpriz yapıcam derim=) Sevgilim ise inanılmaz ketumdur, doğum günümden neredeyse 20 gün önce aldığı hediyeyi saklamayı başarabildi inanabiliyomusunuz?? Gerçi ben biraz eşeklik yapıp sürprizi bozmuş oldum. Ama napabilirim nerdeyse son güne kadar sana hediye bakalım, ben tek başıma beğenemem falan deyince bozulmuştum. Hediyeyi alıp garanti belgesinin üzerindeki tarihi görünce çok utandım :S Üstelik birlikte beğendiğimiz, hatta benim bayıldığım fakat almayı sonraki bir tarihe ötelediğim saati almış. Çok tatlı kendisi <3
Yoruldum, ne kadar uzun yazmışım farkında değilim.
Bundan sonraki ara bu kadar uzun olmayacak, öperim kalın sağlıcakla=)

0 yorum:

Yorum Gönder