Uzun soluklu
aralardan sonra başlangıçlar hep çok zor. Her birini ayrı bir post olarak
yazmayı düşündüğüm bir sürü şey vardı aklımda. Okuduğum zaman beni güldürecek,
hiçbir ayrıntısını unutmak istemediğim bir sürü şey yazabilirdim, ama bu kez
canım istemedi. Bugün yine o günleri anıp kendimizce eğlenirken, bi anda ama
bunları yazmazsam olmaz diyerek oturdum pc’ nin başına. Yazmak, dönüp
yazdıklarımı okumak ve hayatımı renklendiren pek çok insandan burada bahsetmek
çok keyifli.. Yine aklıma geleni yazacağım çok dağınık bir yazı olacak, hatta
bu postta ordan-şurdan-burdan olayının suyunu çıkarabilirim=)
*Herşey bir
latin partisinde sürekli boş beleş takılmak nereye kadar cümlelerine tav
olmamızla başladı. 21 aralık için geri sayım yapmaya başlayan ve Şirinceye
gidemeyecek olan pek çok kimse ölmeden önce yapacaklarım listesini hazırlarken,
biz aynı boş beleşlikle devam ediyorduk hayatımıza. Olayı bir ciddiye
almamalar, sürekli alay etmeler falan.. Neyse ki farkındalığı tavan yapmış iki
arkadaşımızın ölmeden önce tiyatroya gidelim diye tutturması bizi birazda olsa kendimize
getirdi !! Aslında evrenin bize gönderdiği mesajlara biraz kulak vermiş
olsaydık, herşey çok daha farklı olabilirdi. Tüm olumsuz şartlara, birbirimize
uyduramadığımız saatlere, tükenmiş tiyatro biletlerine rağmen ne yapıp edip 5
kişilik tiyatro bileti almayı başardık. Neyse, sonunda büyük buluşmanın
gerçekleşeceği 20 aralık tarihi geldi. Deli gibi kar yağıyor, yağış dolayısıyla
oyunun iptal olacağını düşünerek tiyatroyu arıyoruz iptal falan yok. Akşam saat
beşe kadar neredeyse her saat başı mesaj atan Gökhanın çabalarına dayanamayıp
çıkıyoruz yollara. Aksi gibi Gülşahla ikimizin ayağında da topuklu çizmeler var
o gün, ama ne soğuk hava ne de çizmeler tiyatro kararından bizi caydırmıyor.
Küçük bir donma tehlikesi atlatıp, kafamızı gözümüzü yarmadan metrobüse
ulaşmayı başarıyoruz. Hatta oturacak yer bulup, yollarda kalan sefil
arkadaşlarımızla sosyal medya üzerinden alay ederken “Bugün bile salon kadını
çizgimizden şaşmadık” şeklindeki iletilerle fotoğraf paylaşımları yapıyoruz.
Buraya kadar herşey mükemmel. Metrobüs Avcılara geliyor, biz yine aynı neşeyle
metrobüsün ters yönde durduğunu farketmeden ilk gördüğümüz metrobüse atlıyoruz.
Yine oturacak yer bulduğumuz için sevinç çığlıkları, twitter paylaşımları falan
derken… “Gelecek istasyon Atatürk Oto Sanayi ” diye bir ses geliyor arkadan. Gülşah’ın
ne tarz bi salaklık yaptığımızı anlatan surat ifadesini, benim hala Mecidiyeköy
yönüne binmiş olduğumuza olan inancımı ve karşımdaki kıza “Mecidiyeköye gidiyoruz
suan dimi?” diye sorduğumda alay ederek verdiği cevabı unutamam. Her neyse olur
böyle aksilikler deyip Avcılara geri dönüyoruz, bu sefer Mecidiyeköy yönüne
doğru metrobüse biniyoruz. Kapılar kapanıyor, 100 metre ilerledikten sonra çat
metrobüs duruyor, bizde şoförün yanında en öndeyiz. Aracın ön kısmı ağırlıktan
dolayı bildiğin asfalta yapışmış durumda. Amcabey herkesin inmesi lazım yoksa
böylece burada kalırız diye atarlanınca biz iki saf olarak en önde iniyoruz
otobüsten, tabi bizim gibi birkaç salak daha inince çat metrobüsün önü
kalkıyor, yola devam. İçerdekiler paşa paşa yola devam ederken, biz tekrardan
durağa doğru yürüyüp yeni bir metrobüse binmeyi başarıyoruz. Gülşah tiyatrodan
vazgeçmiş durumda eve gidelim diye yalvarıyor ama ben koydum kafama ille de
gidicez , illede gidicez !! Sonunda Gülşahta ne kadar kararlı olduğumu
anladığında, itiraz etmekten vazgeçip bana ayak uyduruyor ve başlıyoruz
etraftaki insanların zeka seviyeleriyle alay etmeye. (sanki kendimiz çok
zekiymişiz gibi) . Yok bu havada sunun giydiği pantolona bak, karda convers mi
giyilirmiş derken mecidiyeköye geliyoruz. Oyunun başlamasına yarım saat var,
oyundan önce yemek yeme planımız falan hayal tabi. Tam içimden bu havada da
başımıza hiç bişey gelmedi şu topuklularla diye düşünüp Gülşahı çekiştirmeye
devam ederken, zank diye duruyoruz yolun ortasında. “Ayyyy lanet olsun topuğum
kırıldı, ben artık kesssssinnnnlikle bu halde bi yerde gitmem” diyerek
kıyametleri koparan sevgili arkadaşımı hayır şimdi pes edemeyiz diye gaza getirerek
metroya sürüklemeyi başarıyorum. Hali o kadar komikki, o an gülmekten
ölebilirim. Bir yandan fotoğraflarını çekip bir yandan kahkahalarımı zaptetmeye
çalışırken Harbiyeye ulaşıyoruz. Oyunun başlamasına yalnızca üç dakika var.
Sevgilim metro çıkışında bizi beklerken soğuktan donmuş, zaten oyuna gitmeye
hiç hevesi yok. Bu saatten sonra gitmeyelim zaten geç kaldık deyince 2ye 1
kaldığım için onlara ayak uydurmak zorunda kaldım. Aslında işime de geldi,
neden o kadar kastıysam?? Her tarafımız ıslandığı için eve gidip üstümüzü
değiştirdik, sonra bi kahve içmek için tekrar dışarı attık kendimizi. Evden
çıktıktan 100 metre sonra onca yola ve kırılmış topuğuna rağmen herhangi bir
kazaya kurban gitmemiş Gülşah iki seksen yerde buldu kendini. Yaklaşık bir
hafta da sakatlık sonrası şikayetleri dinmedi. Tüm bu olaylardan çıkardığımız
sonuç şu, artık insanlığı ilgilendiren felaketler konusunda daha özenli
davranıcaz.Haaa bu arada tiyatroya vaktinde yetişen diğer iki arkadaşımıza
gelince.. Oyun arası verildiğinde çok sıkıldıklarını söyleyerek onlarda
yanımıza geldi. Yani farkındalıkları tiyatroya mıydı, bebitom Gülşaha mı anlayamadım
ben=)))
* Gözdenin sürpriz doğumgününe ve iki hafta önce yaptığımız şömine- şarap konseptli yazlık kaçamağına damgasını vuran isim şüphesiz ki ortam insanı Tuğçeydi! Bu kız kesinlikle keşfedilmesi gereken bir yetenek, sayesinde bizi bir süre idare edecek epeyce malzeme biriktirdik. Gözdenin her doğum günü muhabbeti açıldığında dile gelen sürpriz parti istediğini bu yıl yerine getirdik, Tuğçe sayesinde de oldukça renkli bir gece oldu. Güç bela kendi aramızda koordine olmayı başardık, Gülşah hepimizden önce Gözdelere gitti, Gözde başka bişeylerle uğraşırken evin anahtarını pencereden Oktaya attı ve biz pastanın mumlarını yakıp kapının önüne konumlandık. Bundan sonrası şu şekilde gelişiyor:
Venüs: Oktay
biraz çabuk olsana yaa, mumlar sönmek üzere..
Oktay: Yaa
bu anahtar bu kapıyı açmıyor???
Tuğçe: Nasıl
açmaz yaa yanlış anahtarımı attı acaba Gülşah??
Venüs: Ay
başlıcam şimdi anahtara basın zile artık mumlar bitti !!! (derken kapı açılır ve tanımadığımız birkaç
türbanlı arkadaş tam karşımızda birbirinden cilveli tavırlar sergilerken arkadan da bir dolu kahkaha sesleri geliyor.)
Venüs: Gözde nerde?
türbanlı arkadaş tam karşımızda birbirinden cilveli tavırlar sergilerken arkadan da bir dolu kahkaha sesleri geliyor.)
Venüs: Gözde nerde?
Türbanlı:
Burda Gözde falan yok, yani karşı dairede oturan bi Gözde var ama o da erkek arkıyla kalıyor, siz onu
aramadınız heralde??
aramadınız heralde??
Tuğçe:
(oldukça yüksek sesle) Aaaaaaa cemaat evi burası en iyisi başka yere bakalım??
(gülücem gülemiyorum,
kızlar tip tip bakıyorlar bize)
kızlar tip tip bakıyorlar bize)
Spartacus: Tuğçe
sana inanamıyorum, kaç kere geldiğin evi nasıl hatırlamazsın?? Hoş kendi evinin
yolunu tarif edemiyorsun burayı karıştırman normal.
Tuğçe: Karşı
kapı olabilir??
Spartacus-Oktay-
Venüs: Eminmisin??
Tuğçe: Ay
karıştırmış olamaz mıyım yaaa, alt kat heralde orayı deneyelim. (Bu arada alt
kata iniyoruz, Oktay başka bir kapıyı deniyor, kapıyı açmayı başarıyoruz. Gözde
noluyo yaa kim var orda diye kendini savunacak birşeyler ararken biz çığlık
çığlığa içeri dalıyoruz =)))
Şuana kadar
yaptığım en eğlenceli doğum günü sürpriziydi sanırım. Gözdenin şok halini
atlatıp bize sarılmayı akıl etmesi epeyce bir vakit aldı. Özellikle “manyaksınız
siz ödümü patlattınız, elime bişey alsaydım saldıracaktım üzerinize” cümlesini
kaç kere kurdu hatırlamıyorum. Tabi daha sonra onlara da üst katta olan
olayları anlattık, sonrasında özür niteliğinde yukarıya iki kadeh şarap
çıkarmayı teklif eden sevgilime tabiiki izin vermedim :D
*Uzun
zamandır dinlenemiyordum, sürekli bir yerlere yetişmekten o kadar yorulmuştum
ki ocak sonunda şubat sonu için plan yapıp Tekirdağa gidip yazlıkta bolca içki
içip, şömine mangal keyfi yapabileceğimiz bir haftasonu planladım. Tüm
hazırlıkları organizasyonların değişmez partneri Gülşahla tamamladık. Kendisi
tam bir sefa pezevengi olduğu için üşenmeyip şarapları Şirince’den sipariş etti.
Altı şişe şarap, kendimizi kaybedercesine yaptığımız alışveriş sonrasında
soluğu tekirdağda aldık. Kızlar gecesinin diğer müdavimleri olan Tuğçe, Gözde
ve Ayşegülde bizi yalnız bırakmadı. Otobüse biner binmez start alan eğlencemiz
özellikle cumartesi gecesi ekibin kanına girmemle top noktaya ulaştı. Malumunuz
afiyetle yemeğimizi yemişiz, şöminemiz yanıyor, bir yandan da dedikodu
yapıyoruz . Baktım herkeste bir durgunlaşma hadi birilerini arayıp işletelim
dedim, önce yok olmaz falan diyen tipler sonrasında olayın eğlencesine bir
kaptırdılar kendilerini ki anca bu kadar olur. Konsept şu: Gözde, Beyoğlu
karakolu yabancı uyruklular bölümünden polis memuru Ayşe. Tuğçe ise Rusyadan
işleteceğimiz şanslı kişi için gelip pasaport kontrolünden geçemeyen talihsiz Rus
kızı Katarina. Erkekler ve ruslar üzerindeki fantezileri konusunda epeyce bilgi
sahibi olduğumuz gece Tuğçenin oyunculuğu hepimizi yerlere yatırdı gülmekten.
İşin en eğlenceli tarafı seçtiğimiz kişinin işletildiğini anlamasına rağmen
bunu yakın erkek arkadaşlarından birinin yaptığını düşünerek oldukça rahat
davranması ve malzeme vermekten kaçınmamasıydı. Tuğçenin mimikleri, ses tonu,
konuşma tarzı, Rus şivesi taramalı tüfek gibi konuşup seni Adanaya rezil ederim
diye cırlamaları, kendini tutamayıp güldüğü anları omuzlarını titrete titrete
ağlama krizlerine çevirmesi, “çabuk gel buraya beni almaya, tutsak kaldım şey
yapmıyorlar beni – canım şey yapma zaten – ay şey yapmıyorum, şey yapmak için
seni bekliyorum” repliği benim diyen oyuncunun eline su dökemezdi..
Tatilin
unutulmaz ismi Rus Katarina, tarih seni asla unutmayacak =)))
*Yeni bir
organizasyon için havaların biraz daha ısınmasını bekliyoruz, zaten önümüzde
bir ay boyunca 3 adet nişan ve bir adet düğüne davetliyiz. Birde tam 10 gün
sonra özel bir gün daha var bizim için, 1. Yılımız doluyor. Aklımda yine çok
tatlı bir şey var, ona biraz vakit
ayırmam gerekiyor. Gördüğü zaman
vereceği tepkiyi merak ediyorum, hatta o anı düşünüp birşeylerle uğraşmak çok
zevkli. Bu satırları okuyup bana uyuz olacağını bilmekte beni eğlendirmiyor
değil. Bu arada sürpriz yapmak konusunda birbirimizden taban tabana zıt bir
ikiliyiz. Ben asla saklayamam, mutlaka bi yerde ağzımdan kaçıracağımı bildiğim
için de doğrudan ben sana bir sürpriz yapıcam derim=) Sevgilim ise inanılmaz ketumdur,
doğum günümden neredeyse 20 gün önce aldığı hediyeyi saklamayı başarabildi
inanabiliyomusunuz?? Gerçi ben biraz eşeklik yapıp sürprizi bozmuş oldum. Ama
napabilirim nerdeyse son güne kadar sana hediye bakalım, ben tek başıma
beğenemem falan deyince bozulmuştum. Hediyeyi alıp garanti belgesinin
üzerindeki tarihi görünce çok utandım :S Üstelik birlikte beğendiğimiz, hatta
benim bayıldığım fakat almayı sonraki bir tarihe ötelediğim saati almış. Çok
tatlı kendisi <3
Yoruldum, ne
kadar uzun yazmışım farkında değilim.
Bundan
sonraki ara bu kadar uzun olmayacak, öperim kalın sağlıcakla=)


0 yorum:
Yorum Gönder